Çelişkiler

2010 Küresel Hastalıkların Yükü adlı araştırmanın sonucunda, aşırı kilonun yol açtığı hastalıklardan ölenlerin sayılarının açlıktan ölenlerin sayılarından üç kat fazla olduğu  görülmüştür. Yiyerek ölenlerin açlıktan ölenleri katladığını gösteren bu  araştırma beni, zihnimin ücra köşelerine terk ettiğim karanlık sokaklara götürdü. Ve burada yönümü çevirdiğim her noktada bir tenakuzla, bir çelişkiler yumağı ile karşılaştım.

Son yıllarda gündemden hiç düşmeyen obezite sorunu, kişinin çocukluk döneminden itibaren yaşadığı travmaların bir sonucu, ruhsal boşluğun ve yalnızlaşmanın getirdiği bir sorun olarak değerlendiriliyor ve insanların bu boşluğu dolduracak meşgalelere ulaşarak sorundan kurtulabilecekleri ifade ediliyor. Fakat sorun, merkezi değerlerden bağımsız şekilde ele alındığı için çözüm mümkün olmuyor, sadece  istatistiki bilgiler verilebiliyor.

Yüce dinimiz ilkelerini itidal üzerine kurar ve belirlenmiş sınırları aşan her şeyi israf olarak değerlendirir, israf ise haramdır. Kabul etmeliyiz ki, fazladan tüketilen her şeyde ihtiyaç sahiplerinin hakları vardır ve içinde hak barındıran her zerre kişinin ruh ya da beden sağlığını tehdit edecek bir tehlikeye dönüşecektir. Allah’ın koyduğu ölçü insanın huzur ve  mutluluğu için kafi, bunun ötesine geçmek ise zarardır.

Zihnimin sokaklarında yol alırken israfın bir zenginlik, bir şatafat belirtisi olarak görüldüğü yollardan geçiyor ve  çelişkilerin içinde kayboluyorum. Bir yanda açlıktan ölenler diğer yanda hayatını maddiyat üzerine kuran haramzadeler… Bir yanda dev bir dağı andıran ziyafet sofraları, kutlamalar  ve tıka basa yiyenler, diğer yanda ağaç yaprakları  yiyerek hayata tutunmaya çalışanlar, Afrika’da, Asya’da, Ortadoğu’da  ve dünyanın dört bir yanında açlığa ve yalnızlığa terk edilenler... Yürüyorum ve  attığım her adımda öfkem biraz daha kabarıyor… İnsanlık elbisesini çıkarmış adamlar görüyorum, kulların hakkını yiyerek göbek yapan, mülk edinen, sefa süren arzı endam eden kaymak tabakayı, siyasileri düşünüyor ve süte su katarak servetlerini katlayanların vicdanlarındaki karanlığı fark ediyorum. Kul hakkı ile sarhoş olan politikacıları, iş adamlarını ve mülk sahiplerini düşünüyor ve onların ördüğü kibir dağlarına rastlıyorum. Zayıfların ekmeğini alıp ve onları kıyıya itenlerin gözlerinden sızan nefreti görüyorum… Sonra ötelerden çok ötelerden zamanın saltanat düşkünü yöneticilerine adaleti ve hesap gününü hatırlatan Ebu Zer'in sesini duyar gibi oluyorum.

Hatırlarsınız; zamanın yöneticilerinin servet düşkünlüğünü ve kul hakkına karşı hassasiyet göstermemelerini eleştiren Ebu Zer ıssız sahralara sürülmüş ve bu  haklı çıkışının bedelini  ağır şekilde ödemişti.

Tarihi süreçte yöneticilerin, makam ve mevki sahiplerinin çoğu hakların korunması noktasında gerekli hassasiyeti göstermemiş, halkı açlığa terk etmiş ve onların hakları üzerinden mülk sahibi olmuşlardır. Para ve mülkün  insanın nefsini zorlayan bir cazibesi vardır, o nedenle imani noktada zayıf olanlar hemen kapılıp, kamu malını istedikleri gibi kullanır, yakınlarına peşkeş çekerler, kendilerine Hakk'ı hatırlatanlara ise sus payı vermeye kalkarlar ya da cezalandırırlar. Duruşu ve haklı çıkışı ile hepimize model olan Ebu Zer, kendisine sus payı olarak verilen imkanları reddedip kulların ihlal edilen haklarına vurgu yapmıştı, bunun bedelini ise sürgün, yoksulluk ve yalnızlık olarak ödemişti.

Ebu Zer, zamanın saltanat düşkünlerine, zorbalara, kul hakkı yiyenlere, kamu malını hakkaniyetli kullanmayıp peşkeş çekenlere karşı çıkmış ve onların bu tavrını halka anlatarak bilinç uyandırmıştı. Ebu Zer, tek başına bir güç, tek başına bir ses, zamanın devlet adamlarını, aristokratlarını, güç ve servet sahiplerini hakkaniyete çağıran, kamu malı talancılarına karşı çıkan ve onların kirli icraatlarını halka duyuran, yoksulun hakkını gasp ederek altını, parayı, gümüşü biriktirip bunun üzerinden güç elde etmeye çalışanlara karşı Hakk'ı haykıran bir Müslüman'dı. Ebu Zer, bütün korkuları öldürmüş ve yoksulların ekmeği üzerinden nemalanan yöneticilerin karşısına çıkıp, Tevbe Suresi, 34 ve 35. Ayetleri okumuş ve hak yiyenlerin ödeyeceği bedele işaret etmişti.

“Ey İman edenler! Bilin ki Yahudi din bilginlerinin ve Hıristiyan din adamlarının birçoğu halkın mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın, gümüş biriktirip Allah yolunda harcamayanları elem veren bir azapla müjdele.”

“O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılıp, onların alınları böğürleri ve sırtları dağlanacak. İşte yalnız kendiniz için toplayıp sakladıklarınız; tadın şimdi biriktirip sakladıklarınızı.”

Ebu Zer, kamu malını kötüye kullananların, kul hakkı yiyenlerin, haramzadelerin karşısında yer almış ve bu konuda halkı bilinçlendirmeye çalışmıştı. Fakat onun bu tavrı  zamanın yöneticilerinde ciddi rahatsızlık uyandırdı ve  kendisini çileli bir yolcuğa, yoksulluğa, yalnızlığa sürgün ettiler. Issız sahralarda Rabbine kavuşan Ebu Zer’in bedeni toprak oldu ancak kulların hakları üzerinden mülk edinenlere yaptığı çağrı, çağlar ötesine kadar ulaştı ve ulaşmaya da devam ediyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder

# Altın

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yavuz MERCAN - hakikatle yüzleşenler ancak doğru bir tavır alabilirler

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 26 Temmuz 13:24


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?