Beşeri ideolojiler beşerin problemlerine çözüm olamaz

Geçen hafta ulusal ve uluslararası siyasal gelişmeler ekseninde siyasal sistemlerin yol ayrımına geldiği hususundaki iddiamızı içeren yazımıza bugün de kaldığımız yerden devam edelim.

Dünya yeni dönemde demokrasi ile yönetilmeye devam mı edecek, yoksa yeni bir yola mı yönelecek? Bu sorunun yanıtını vermek için öncelikle yönetim/sistem mantığına, yani işin teorisine odaklanmak gerekiyor.

Şunu hemen belirtmek gerekir ki, kapitalist ve sosyalist/komünist ideolojilerin insanlığa bir çözüm yolu sunamadığı, kendi içinde bir kısır döngüye mahkum olduğu hususları saklanmayacak bir gerçeklik haline gelmiştir.

Bugün sosyal demokratlarla liberallerin ya da muhafazakarlarla liberallerin arasında neredeyse hiçbir fark kalmaması, kırmızı çizgilerin silikleşmesi bu yok oluşun alametidir.

Ne var ki, bu yok oluşa bakıp ideolojilerin tarihe karıştığını söylemek aldatıcı olacaktır. Zira insan akıl ve irade nimetleri sayesinde kendisini ve çevresini tanımlayarak hayatını/var oluşunu anlamlandırma ihtiyacı hisseden bir varlıktır.

Dolayısıyla hayatı anlamlandırma işlevi bakımından, bugün adına ideoloji denen arayış dün olduğu gibi yarın da kendini yenileyerek varlığını devam ettirecektir.

Ancak, günümüzde siyaset arenasında yaşanan gelişmeler, beşeri ideolojilerin beşerin problemlerine çözüm olamayacağı gerçeğini bizlere güçlü bir şekilde yeniden hatırlatmaktadır.

Bilindiği gibi, beşeri ideolojiler, aklın yüceltildiği bir ortamda daha iyi bir yönetim oluşturma ve hayatı anlamlandırma iddiasıyla ortaya çıkmıştır.

Vahyin-ilahi olanın üstünü örterek, gizleyerek materyalist (maddeci) yeni bir kurguya yönelmiştir. Evreni, toplumu ve nihayetinde insanı kendince yeniden tanımlamıştır.

Ne var ki, gelinen nokta itibarıyla insanın yalnızca maddi yönünün olmadığı ve maddeci bakışın insanlığın sorunlarına çözüm olmadığı net bir şekilde görülmüştür.

Bugünün dünyası; huzursuzlukların, hoşnutsuzlukların, haksızlıkların dünyasıdır. Emperyalist ülkelerin sömürdüğü ülkelerin halkları da huzursuz ve mutsuzdur, sömürenlerin halkları da…

Batılıların halen sömürdüğü ülkeler temel insani ihtiyaçları karşılayamadığı ve gelecek kaygısına sahip olduğu için mutsuzken, Batılılar ise maddi tüm birikimleri sömürmesine rağmen tatmin olamadığı için huzursuz ve kaygılıdır.  

O halde bu tıkanmışlığa, çürümüşlüğe karşı güçlü bir tonda şu gerçeği yeniden hatırlatmak ve haykırmak gerekmektedir.

İnsanı yaratan Allah, hayatını anlamlandırması ve anlamlı hale getirmesi için insanlara kitaplar ve peygamberler göndermiştir.

Hayatın tüm alanlarında ölçülü ve dengeli olmayı öğütleyen ilahi düzen tasavvuru böylece oluşturulmuştur.

Sorunlarına çözüm arayan insanlığın kurtuluşu, bu ilahi düzenin doğru anlaşılmasından geçmektedir. Faizin yalnızca Müslümanları ilgilendiren bir konu olmaması, haksız kazanca sebebiyet verdiği için inanan-inanmayan tüm insanlık için bir bela olduğunun vurgulanması bu ilahi düzenin anlaşılmasıyla mümkün olabilmektedir.

Yeni ve adil bir dünyanın kurulmasının bir tercihten ötede zorunluluk olması yine bu ilahi düzen ile anlaşılır olmaktadır. 

Ezenin de ezilenin de hakkının verildiği, hakça paylaşımın esas alındığı tevhid ve adalete dayalı bir dünya, ilahi düzenin öngördüğü kurguyu açıklamaktadır.

Şimdi bu ilahi düzen gerçeğinden güç alarak bugünü nasıl okumak lazım sorusuna yanıt aramaya başlayalım.

Siyasal sistemler yol ayrımında diyoruz, peki ama neden?

Bu laf olsun diye ortaya atılmış bir iddia değil, mevcut uluslararası gelişmelerin takip edilmesiyle ve konu ile ilgili uzmanların görüşlerinden istifade edilmesiyle ulaşılan bir neticedir.

2000’li yılların başından itibaren Batı’da başlayan/başlatılan güvenlik kaygısı ve buna bağlı olarak yükselen İslam ve yabancı düşmanlığı, 2008 sonrası artışa geçen ekonomik daralmalar gerek Avrupa’da gerekse ABD’de siyasal eğilimlerin önemli ölçüde dönüşmesine zemin hazırlamıştır.

Siyasal tercihleri etkileyen en önemli faktörün kültürel faktörler haline gelmesi, kimlik siyasetinin yükselişe geçmesi, milliyetçi-muhafazakar eğilimlerin daha fazla rağbet görmeye başlaması tesadüfen yaşanmayan birbirleriyle bağlantılı gelişmeler olmaktadır.

Seçimlere katılım oranları düşerken, insanların siyasi partilere yönelik umutları da yok olmaktadır. Katılımcı demokrasi uygulamaları ile demokrasiyi derinleştirme hayalleri kuran yöneticilerin ya da kişilerin aksine dünyada demokratik süreçlere olan ilgi günden güne azalmaktadır.

Peki yol ayrımında hangi seçenekler var?

Nasip olursa haftaya kaldığımız yerden devam edelim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder

# ABD

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?