Yol, toprak, sıla

Bir bayramı daha bitirdik.

Şurası bir gerçek ki, geleneksel aileler bayramın renklerini yaşatmaktalar.

Salgın dolayısıyla misafirler fazla ağırlanmasa da, geniş aile toplandı.

Baba evleri, çocuk sesleri ile çiçek açtı.

Senenin büyük kısmında ayrı olan aile üyeleri bir araya geldi.

İnsanlar yüzlerce kilometre ötedeki köylerine varmak için günlerce yol gitti.

Topraklarının kokusu burunlarında tütmekteydi.

Sıla özlemi ile yürekleri sızlayan Anadolu insanı, yaşadığı büyük şehirden kaçarcasına uzaklaştı.

Kalabalık trafikten bir nebze nefes alabilen İstanbul, hiç bu kadar güzel olmamıştı.

Tıpkı geçmişte olduğu gibi caddelerinde az araç ve az insanla, şehirde kalanlar ikinci bir bayram yaptı.

Fakat sabah, kahvaltı mekânları ağzına kadar dolu idi.

Özellikle deniz kenarları tapulanmışçasına kapılmış; kahvaltılarını bitirenler için uzun kuyruklarda sıcakta bekleyenlere merhamet edilmemişti.

Temmuz bayramının sulu yemeklerinin sıcağından kaçmak isteyenler pidecilere koştu.

Kırk yıllık salonlar kapısına kilit vurmuştu.

Mardin’in, serin taş evlerinde bayram yapmaya gitmişti dönerci ustaları.

Plajlar iğne atsan yere düşmeyecek vaziyetteydi.

Sandalyeler çekilmiş güneşin doğuşu ya da batışı seyredilmekteydi bütün sahillerde.

Herkes meşrebine göre yol tayin etmişti.

Genç adam annesinin kucağında bebekken gittiği yollardan bu kez kendi bebekleri kucağında geçiyordu.

Yollar, yorulmadan binlerce yıldır kucakladığı çocukların torunlarını taşımaktaydı bu kez.

O uzak köydeki çivisiz ahşap camiye yol çevirmişti genç aile.

İki küçük kızının zihnine caminin desenlerini nakşetmek istemişti, genç baba.

Çok şükür biraz daha sosyal hayatın renklerini kuşanmakta mahyalar.

“Birliğimiz daim olsun”,

“Kardeşliğimiz daim olsun”.

Fatih Camii, gurbetteki Suriyelilerin sıla özlemiydi.

Avlusunun serinliği, apartmanların dar dairelerinin mahpusluğundan kurtarmaktaydı onları.

Arap tatlıcının önünde uzun kuyruk.

Hatay kardeşliğinin yaşandığı Şam işi bir künefeyeydi bu ilgi.

Bir üniversite gibi anne mabed toplamıştı yine yeryüzünün her köşesinden yollara düşmüş çocuklarını.

Siyahi gençler bir revağın altında en koyu sohbetlere dalmışken, mukarnaslarda melekler dinlemekteydi onları.

İlle de Fatih’in türbesi.

İlk kez gece açık görüyorum.

Sultan Fatih bayramlaşmakta, Suriyeli çocuklarla.

Birkaç Halepli aile, evlatlarına tanıtmaktaydı onu.

“Fatih Sultan Muhammed”

Düzeltiyoruz çok bilmişçe.

Hayır, Mehmed.

Arap anne de diretiyor.

Biz okullarda öyle okuduk.

Arap aile, çocuklarının elinden tutup sandukanın yanına diz çöktü.

Bir büyüğü ziyarete gelmiş olmanın adabı ile ya da bir makamın huzurunda imiş gibi saygılı fakat sevgi ve muhabbet dolu gözlerle puşideyi süzdüler.

Tavana bakıp, kalem işlerini seyrettiler.

Sonunda sultana hallerini arz ettiler.

“Niye düştük yola biz” türküsünün dizelerini mırıldanırken, Sultan Fatih’in derin merhameti ve teskin eden sükûneti ile bir nebze nefes alabildiler.

Huzur devşirip ruhlarına, evlerinin yolunu tuttular.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?