Hem okudum hem de yazdım

OKUMAK NE İMİŞ?

“Ayıp şey

Bazı öğretmenler, bazı yayınevlerinin kitaplarını öğrencilerine satıyorlarmış. Sora efendim, bu yayınevlerinden, yüzde otuza kadar komisyon alıyorlarmış. Yani maaşlarına ek bir çeşit yardımcı ödenek!

Yalnız, tek odanın kirası en az yüz lira, tek elbisenin fiyatı en az üçyüz liradır bu memlekette, değil mi?.. Ya öğretmenin maaşı nedir? Beşyüz olanı var, dörtyüz olanı var, galiba üçyüz olanı bile var... Ve galiba yalnız kendileri yok, eşleri de var, çocukları da var, belki ihtiyar anneleri, güçsüz babaları da var...

Beşyüz lira, dörtyüz lira, üçyüz lira maaş!

Şimdi siz söyleyin lütfen: Hangisi daha ayıp? O mu, bu mu?”

Yukarıya aldığımız yorum-haberin yayım tarihi 1966–Temmuz. 55 yıl öncenin Türkiye’sini bugünleriyle kıyaslatmak maksadıyla koymadık.

Geçim derdinin ikinci işe yönelttiği öğretmenlerin, eğitim sahasını terketmemeleridir birinci dikkat noktamız. Kitap pazarlamada başarılı olmaları kendilerinde yeterince donanımlı olmayı mecbur kılarken, muhataplarını da yani öğrencilerini okumaya meraklandırmak, teşvik etmek gayreti az emek istemese gerek.

Okuma yazma oranımız her ihtilalde biraz daha artırılmasına rağmen, sivil iktidarlar döneminde okuma yazma arzu ve tatbikatının hep dibe vurmasından ve en az kitap okuyan millet sıfatının üstümüze yapışıp kalmasından rahatsız değiliz artık.

O gün kitap satış şekillerinden biri, gelecektekiler bilgilensinler diye böyle yazılmışken, bugün durum nedir, kayıtlara nasıl geçmiştir sorularına cevap arayanlara şimdilik bir örneğimiz var.

Belediye seçimleri kaybedildiği için reklam gelirsiz de kalan ve kapatılan satmaz gazetelerin uçak yolculukları fotoğraflarıyla ünlü yazarlarının kitapları, iktidara yakın bazı belediyelere toptan fatura edilerek, bir başka dile değil ama nakde çevrildikleri muhalif tv kanallarında sohbet konusu yapıldı; biz de oralardan duyduk.

Öğretmen maaşlarının düşük ve yetersizliğini ayıplayan 55 yıl öncesinin haber yorumcularının bu ayıplamaya, onların kitap satışına katkılı okutma hizmetlerini eş koşmalarını bugün biz ayıplamasak da hoş karşılamayız sanıyorum.

Ülkemizi, İnterpol kanallarına yazdığımız evraklarla diğer ülkelere ve özellikle kaçtıkları ülkelere tanıtan “Tosuncuk” vesaire sıfatlı gençliğimizin yaş durumlarının o 55 rakamıyla mukayese edilmesinde bir mahzur olmadığını da sanıyoruz.

ADLARINI BÜYÜK DOĞU’YA YAZDIRANLAR

Bir varmış bir yokmuş diye başlayan masallarla doğan son nesil biz olmalıyız. Bir önceki asırda yaşadıklarımızı hatırladıkça içimize oturan “Masal gibi” duygusunun anlatımında dahi zorlanıyor olmamız, çok uzaklardan gelmişiz hissiyle pişiriyor bizi.

Geçen yüzyılın son çeyreğine daha yeni girdiğimiz günlerde sahaflar çarşısından almıştım şimdi konu edeceğim Büyük Doğu’ları.

Vefa’da yurt, Beyazıt’ta Fakülte, Cağaloğlu’nda MTTB güzergahındaki ünlü sahaflar çarşısının tezgahlarında oyalanırken görmüştüm Büyük Doğu’ları. 1945 ve 1946 yılları sayılarından otuz kadarıydı. Ne sevinmiştim ama istenen fiyatı cebimde karşılayacak paramın olmasına. Sonra Süleymaniye Camii yolundaki ciltçilere uğramıştım. Üniversitelilerin kalın kalın kitaplarını ciltlerlerdi, bugün yellerinde yeller esen o ciltçiler.

Kırmızı-siyah kapağında “Fikir-Sanat-Hareket-İş” vurgulu ilk Büyük Doğu’nun tarihi 2 Kasım 1945. Cuma günleri çıkar, siyasi ve edebi mecmua İstanbul yazısı da Büyük Doğu başlığının altında.

Son sayfasında okuyucularıyla sohbete “Bir buçuk yıl kapalı kaldık. Yeniden intişar izni alındı” denilerek sonsuz hamdler edilen o Büyük Doğu’nun 2. Sayfasındaki şiir, “Bıçak sapla gölgeme / Sıcacık kanı damlar” diye başlayan ünlü “Dua” şiiridir. 1945 yılını, alınan intişar iznini sonraki iki mısra ile düşünmek gerek. “Gir de bir bak ülkeme / Başsız başsız adamlar!”

Bir hafta sonraki 2. Sayının “Sizlerle başbaşa” sayfasında mektuplara, suallere, küçük şiir ve yazılara ayrıldığı duyurulmuştu. Cevaplardan biri Sabih Şendil ismine verilmiş. Yazılarınızı beğendik denilen Sabih Şendil, 19 yaşındadır ve sonraki yıllarda 5 şiir kitabı 2 masal kitabı olacaktır.

4. sayıda arkadaşlık ve meslektaşlık hisleriyle teşekkür edilen okuyucunun adı Recep Bilginer, yaşı 23.

Bu sayıda tespit ettiğimiz sonraları ünlenecek ikinci okuyucu da Emin Alpkan. Bizim Anadolu gazetesinin imtiyaz sahibi diye basın tarihimize gecen Emin Alpkan çalıştığı firmadan “Cuma” bahanesiyle işten çıkarılmış ve bakkallık yapmaya karar vermiştir o günlerde.

11. sayıda kendisine cevap verilen Mustafa Şerif Onaran doktor, edebiyat eleştirmeni, şair sıfatlarının daha en başında ve 18 yaşındadır.

13. sayıda şiiri yayınlanan Ferda G üley’i herkes gibi ben de CHP politikacısı olarak tanıdım.

14. sayının dikkat çeken okuyucu adı İbrahim Minnetoğlu’dur. “Dikkat ve takdire şayan ve ayrıca ruhumuza mutabık sesler, çizgiler taşıyan” yazılar göndermiştir. Hukuk Fakültesi öğrencisidir.

16. sayıda “Türkiye’de en fazla kapak çizen ressam” ünvanıyla anılacak Samim Utkun var. O da 18 yaşındadır. “Bahsettiğiniz işten birkaç örnek gönderiniz” cevabıyla ondan çizgiler istenmiş.

19. sayıda ise “Davanız–Davamız” köşesinde yayınlanan bir okuyucu mektubu var. Orda geçen isim dolayısıyla yayınlıyoruz.

“19.2.946 Salı günü saat 19.45’te Taksim’den kalkan Nişantaşı-Beyazıt otobüsüne binmiştim. “Millet vekili” olduğunu söyliyen bir zat, evvelâ ön kapıdan zorla otobüse bindi. Kendisine bunun belediye nizamlarına aykırı olduğunu ihtar eden otobüs memuruna galiz sözlerle mukabelede bulundu. Nihayet “Burada dur!” emriyle durak haricinde otobüsü durdurdu. Yine şoförün itirazı ve: “Kanunları siz yapıyor, siz karşı geliyorsunuz” sözü üzerine mukabele şu oldu: “İsmini ver, ben sana gösteririm it oğlu it!”

Şoför, isyankâr, fakat ekmek kaygısı ile mebhut, otobüs halkı pürtehevvür, “Millet vekili” pürazamet dram sona erdi. İsmini söylemeyen ve kendisini tanıdığım bu zat eğer hakikaten millet vekili ise ismini hâdise esnasında otobüste bulunan muharrir Hikmet Feridun Es’den öğrenebileceğinizi tahmin ederim.”

Elimizdeki sayıları eksik Büyük Doğu cildinden atlaya atlaya 12 Nisan 1946 tarihli 24. sayıya ulaştığımızda en beğendiğimiz kapak karşımızda olur. İlk defa bir şiir kapaktan verilmiştir. “Babası döner bir gün / Oğlunun derisinde” mısralarıyla biten “Babadan Oğula”dır bu şiir.

Bu 24. sayıya şiir gönderen okuyuculardan bizim tanıdıklarımız, “Kara gözlüm efkarlanma gül gayri” diye başlayan “Kışlada Bahar” şairi 20 yaşlı Bekir Sıtkı Erdoğan ve CHP’de politika yapacak İsmail Hakkı Birler de 19 yaşındadır.

Ardından “Elveya ey Cezmi” yazıları yazılan milli hakem Cezi Başar yaşı 23’te ve ileride ünlü gazetecilerden olacak 21 yaşındaki Necmi Onur.

26. sayıyı “Babadan Oğula” şiirin izahıyla anlatmamız gerek.

“Bu manzume, tamamiyle içtimaî bir dâvanın, yâni bir mefkûre heyecanının, tehassüs ve teessür pilânında ifadesidir; ve mümkün olduğu kadar (imaj)sız, teşbihsiz, büyük lâf etmeden büyük bir telkiniyet aramanın şiiridir. Şair demek istiyor ki: “Çocuğun babası bir akşam eve dönmez; yâni öldürülür, yahut herhangi bir suretle  hürriyet ve faaliyetten mahrum edilir. Fakat ne çıkar; oğlu, birgün, babasının derisinde, ruhan ayni adam olarak, ayni gayenin işçisi ve gerçekleştiricisi olarak, onun yerini alacaktır”... Oğuldan da kasıt, hakikî oğul değil, ayni ateşle emzirilmiş her gençtir. Kısacası şu: “Bir dâva adamını öldürmek, susturmak, sürmek, yok etmekle o dâvayı ortadan kaldırmak mümkün değildir. Dâva sahibi insan, fâni şahis pilânında tasfiye edilse bile, manevî çocuklarının ve bağlılarının şahsında mukaddes emanetini yerine getirir!”...”

30. sayıda “Vaitkar ve kıymetli istidat cephelerinize dikkat ettiğimiz sizden daha titiz, daha özlü, daha yeni ve olgun çalışmalar” istenenler arasında adı olan Metin Erksan o günlerde 17 yaşındaki bir gençtir.

39. sayının kahramanlarından Sadettin Çulçu’yu Tercümen okuyanlar kolay hatırlarlar. Sonraki bazı nüshalarda şiirleri yayınlanmış o gazeteci de 20 yaşlıdır.

45. sayı yarışma neticesinde abonelik kazananların adının yazıldığı ve Malatyalıların öne çıktığı bir sayıdır.

16 yaşındaki Recai Kutan ve 17 yaşındaki Abdullah Öztemiz iyi birer Büyük Doğu okuyucusu olduklarını böyle kayda geçirmişler.

İtiraf edeyim, Recai Kutan ağabeyin adını Büyük Doğu’larda okumam, ki o zamanlar lise talebesi olmalıdır, bana bugün hayal ettiğim bu yazıyı yazdırmıştır.

61. sayı sondan bir önceki sayımızdır ve onda da yine bir Malatyalı vardır. “Mektubunuz geç geldi. Naçiz şahıslarımıza büyüklük izafe etmeyiniz; büyük olan davamızdır. Sevgi ve saygılar” notunun yazıldığı kişinin adı M. Sait Çekmegil’dir.

Rahmet olsun, selam olsun Büyük Doğu’da pişmişlere.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder

# CHP

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?