Reklamı Kapat

Bir efsane bayram geleneği!

Bugün arife… Yarın, mübarek Kurban Bayramı

Bayram günlerinin ülkemizin her bir ferdi ile birlikte tüm İslam alemine ve insanlığa sağlık, huzur, barış ve hayır getirmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

Bugün çocukluk dönemlerimden bir bayram anısını paylaşmak istiyorum. Buyursunlar;

Daha arife günü akşamdan, yeni değil ama temiz, ütülenmiş giysilerimi hazırladım.

Ütülenmiş derken o dönem köyde henüz elektrik olmadığı için pantolonumu yatağımın altına özenle katlayarak yerleştirdim. Pantolonda kemerlerin geçirildiği ilk ve son ilmeki (halka) eşleştirdim ve son olarak sağ avuç içimle düzledim. Sabaha kadar jilet gibi olacaktı…

Pantolonla uyumlu bir kemer, olmazsa olmazlardan. Ama hayır, kemer şimdilik askıda tutulacak. Sabah pantolona takılacak. O dönemler, klasik kemerlerden ziyade kısmen gösterişli tokalı, ‘tak’ diye geçmeli olanları revaçtaydı. Biraz da ergenlik diyelim. Dünyaya, hayata daha farklı açılardan baktığımız yıllar…

Aynı şekilde rahmetli babamdan gelen bir gelenekle beyaz gömlek…Pantolonla ya da ayakkabı ile aynı renk uyumlu bir çift çorap…

Elbette birkaç yıldır giydiğim iskarpinlerimi de özenle silerek hazırladım. Sabah erken saatlerde camiye gideceğimiz için ayakkabıların bağcıklarını şimdiden gevşetmeliydim ki rahat giyebileyim. Öyle de yaptım.

Ve takke… Birkaç gün öncesinden annem yıkadı, temizledi. Kar beyaz…

Artık hazırdık bir Kurban Bayram sabahına…

***

Ve sabah namazından sonra bayram namazı…

Köy camii imamı, Kurban Bayramı'na ilişkin güzel hasletleri sıralıyor.

* “Kurban insanın Rabbine yakınlaşması anlamına gelir.”

* “Kurban Bayramı sadece et temin edilen bayram değil; yoksulların düşünüldüğü, birlik ve beraberliğin pekiştiği dini bir ibadettir.”

* “Allah’a (C.C.) kurban edilen kurbanlık hayvanlar kesilirken, kesilen etlerin ihtiyaç sahiplerini bulacağı bir bayramdır.”

* “Bayramlar, dargınlıkların sona erdirildiği, sevinçlerin mutlulukların paylaşıldığı günlerdir…”

Köyün tek imam hatipli öğrencisi olarak müezzinlik tekelimdeydi. Namazlardan sonra okunan aşırlar da…

*** 

Merhum babamın hemen her bayramda artık gelenekselleşen bir uygulaması vardı; bayram sabahları gençlerle kahvaltı… Köyde ne kadar genç varsa hemen hepsini, bayram namazından sonra kahvaltı sofrasına buyur ederdi, rahmetli. Muhabbeti bol ve sohbeti sevdiği için köyün gençleri koşa koşa gelirdi, bu Halil İbrahim Sofrası’na… Hatta özlemle beklenirdi, bayram sabahı kahvaltıları. Efsaneydi. Köy yumurtası, pişi, köy reçeli, kaymak, tuluktan daha yeni çıkmış bembeyaz taze yağ, bir gün öncesinden hazırlanan kurmut, köy ekmeği, börek ve çörekler, köy peyniri, çökelek ve kokusu ta uzaklardan gelen tavşan kanı (demli çay için öyle benzetme yapılırdı) çay… Artık Allah (C.C.) ne verdiyse… 

Güzel ve özlenen bir gelenekti…

MEZARLIKTA BAYRAMLAŞMA…

Unutmadan…

Mezarlıktaki bayramlaşma ritüelini de anlatmalıyım.

Bayram namazından (Ramazan ya da Kurban) hemen sonra tüm cemaat evlerine gitmeden doğruca köy mezarlığına giderdik.

Köy camii imamı öncülüğünde mezarlık duvarında sıralanırdık. İmam en azından Yasin-i Şerif’i okur ardından da dua ederdi. Biz de ‘amin’ derdik.

Müşterek Kur’an tilaveti ve duadan sonra köy sakinleri vefat eden yakınlarının mezar başlarına giderek bir de lokal olarak Kur’an okur, dua ederdi.

Hemen sonrasında…

Tüm köy halkı için bayramlaşma vaktiydi, artık…

Kimi gözlerini kaçırır, kimi elini zoraki uzatırdı ama neticede kırgınlıklar dargınlıklar burada hitam bulurdu…

KURBAN KESİLİRKEN EKSİK OLAN ŞEY YA DA ŞİDDET PATLAMASI!

Geçenlerde Maaile Dergisi Yayın Kurulu toplantısında, Maaile Editörü, Millî Gazete yazarı Elif Örs, ilginç bir değerlendirmede bulundu. Buna göre, toplumda şiddetin bu denli artmasının, tahammülün de bu kadar azalmasının sebeplerinden biri de kurban kesilirken çoluk çocuk kurbanın başında olamayışımızdı. Kulak kabarttım, Elif hanıma;

* “Toplumda şiddetin artmasında -her alanda-  (evde, okulda, hastanede, sokakta) en başlıca sebebi bence kurban ibadetinin hakkıyla yerine getirilmemesidir. Önceleri bahçe evlerde herkes kurbanını kendi keser, ailenin tüm üyeleri bunu görürdü. Kurban kesen de bir başka canlının canına ancak ve ancak Allah (C.C.) istedi diyerek kıyabileceği eğitiminden geçerdi. “Allah-ü Ekber”le başlayan dualarla her alanda ancak Allah'ın çizdiği sınırlarda insanca yaşayabileceğini hatırlardı. Evin çocukları da bu ibadetten uzak tutulmazdı. Böylece çocuklar da eğitimden geçerdi.

*“Yılda bir defa bile bir canlıdan kan aktığını gören insanın hırslarına, şiddete, sapkınlığa meyli azalır. Kurban sayesinde irade terbiyesinden geçen insan, kendinden başkasının canını yakmaya, hukukunu ihlal etmeye çalışmaz.”

* “Çocuklar Kurban Bayramı'na giderken önceleri eve gelen kurbanla ünsiyetini geliştirir, kurbana kına yakmak, kurbanı elleriyle beslemek ve bu candan Allah (C.C.) istedi diye vazgeçmek eğitimiyle hayatında Allah'ın (C.C.) emrinin uygulanmasını öğrenir."

* “Bunlar cami kürsülerinde anlatılarak öğretilemez. Pratik uygulama ile ancak bu davranış metodu geliştirilir.”

* “Ben ilkokula gitmezken bile babam kurban kesilirken o ibadete beni de dahil ederdi. Kurban kesilirken kurbanın gözleri bağlanacak havlunun hazırlanması, nazikçe, incitmeden, eziyet vermeden üç ayağının bağlanması, tekbirlerin getirilmesi… Bu ortamlarda hiçbir zaman psikolojimin bozulduğunu hatırlamıyorum. Kurban merhameti öğretir, ayrıca…”

***

Elif Örs’ün yazılarını Millî Gazete'de ilgiyle takip ediyorsunuz. Kurbanla ilgili analizi de bana çok çarpıcı geldi. Siz nasıl buldunuz?

Şunu da ifade edip bu hususa nokta koyayım; eskiden İstanbul’da balkonda kurbanlık koç beslerdik. Günümüzde bu elbette uygun ve de mümkün olmayabilir ama kurban kesilen yerler, alanlar var. Tüm aile bu alanlarda rahatlıkla kurbanını kesebilir. Yine yapabiliriz, başarabiliriz…

HÜLASA…

* Hülasa, bayramlar artık eski bayramlar değil…

* Hülasa, bayramlarda Müslümanlar birbirlerinden kaçıyor. Pandemi dönemini kastetmiyorum, öncesinde de ne yazık ki böyleydi! Bu son derece üzüntü verici bir durum.

* Hülasa, bayramlarda gençler büyüklerinin yanında olmaları gerekirken, sahillere tatile gidiyor. Bayram tatil gibi algılanmaya başlandı. Buna da çok ama çok üzülüyorum.

* Hülasa, bayramları bayram gibi yaşamalıyız…

NOT: TÜM OKURLARIMIN MÜBAREK KURBAN BAYRAMINI İÇTENLİKLE TEBRİK EDİYORUM.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Adnan Öksüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?