Farklı bir bayram yazısı

Allah-u Teâlâ nasip ederse yarın Kurban Bayramı’nı idrak edeceğiz. Aslında “Bayramsa bayramınız mübarek olsun” başlığıyla küresel emperyalizmin modern sömürgeleri haline gelen günümüz Müslümanlarının bayramı hak etmediklerini, izzet ve şerefini kaybeden bir topluluğun değil bayram yapmak, her gün matem tutması gerektiğini yazacaktım.

Allah-u Teâlâ’nın yarattığı arzda şerefli Muhammed ümmetinin değil de bir avuç Siyonist ile işbirlikçisi, koruyucusu Haçlıların hâkimiyet kurduklarını; beşeriyet içinden çıkartılmış en hayırlı ümmet olan Müslümanların birlik beraberlik duygusundan uzak, küresel emperyalizmin sömürgesi haline geldiklerini; Müslümanların bu fetret döneminden kurtulmak için gece gündüz çalışması gerekirken, kurtuluş mücadelesi verdiğinin emaresine rastlanmadığını anlatacaktım.

Nebevi dirilişin merkezi, Peygamberlerin nübüvvetle teşrif ettikleri Ortadoğu coğrafyasının Siyonist ve Haçlılarca kan, gözyaşı ve zulmün merkezi haline getirilmesini, buna dur diyecek İslâm âleminde tek bir izzetli devletin, tek bir devlet adamının olmadığını anlatacaktım.

Müslümanların yaklaşık 250 yıldır yaşadığı fetret döneminden kurtulması için yapması gerekenleri, Siyonist-Haçlı ittifakının planlarının bozulması için büyük çaplı istişare toplantılarından birisinin de Kurban Bayramı olduğundan bahisle elimize fırsat diliminin geçtiğini anlatmaya çalışacaktım. Cuma günkü kitlesel hareketin yılda iki defa daha büyük ve geniş katılımla icra edildiğini, Müslümanların her türlü dert ve sıkıntılarının tartışıldığını, çözüm yollarının aranarak çözümlendiğini, böylece yüce yaratıcımızın emrine daha kitlesel şekilde itaatin hem de kardeşler arasındaki birliğin pekiştirildiğini, sıkıntılara çare, teklif ve çözümlerin üretildiğini hatırlatacaktım.

Belki biraz şanlı İslam tarihinden bahsedecek, benzer günleri görebileceğimizi ifadeyle motivasyonumuzu artırmaya çalışacaktım. Bundan yüzyıl önce İstanbul sokaklarında başı fesli, şalvarlı, çarşaflı çocukların, gençlerin, büyüklerin Kurban Bayramı’nı idrakini, İstanbul beyefendilerinin, hanımefendilerinin nezaketli konuşmalarını, yardımlaşma ve dayanışma fotoğraflarını sunmaya çalışacaktım. Biraz daha ileri giderek medeniyet denilen tek dişi kalmış canavarın bize empoze ettiği kültürün aslında bir proje olduğundan bahsedecektim her zamanki gibi.

Yakından uzağa doğru şanlı tarihimizden bahsedecektim. Osmanlılar, Selçuklular, Karahanlılar, Gazneliler, Endülüs Emevileri ve sahabe döneminden bahsedecektim. Hülafa-i Raşidin devrine, Hz. Ömer’in adaletine, Hz. Ali’nin ilmine, Hz. Osman’ın hâyâsına, Hz. Ebubekir’in sadakatine dikkat çekecektim. Ashab-ı kiram’ın i’lây-ı kelimetullah için mücadelesi ve sonucunda fethettiği topraklardaki adaleti tesisine, Hz. Ömer’in Kudüs’ü fethine dikkat çekecektim. Yahudilerin sürgün edilmesine, Hıristiyanların dize getirilmesine değinecektim. Ensar-muhacir kardeşliğinin sosyal yardımlaşmanın zirvesi olduğunu hatırlatacaktım bu mübarek Kurban Bayramı arefesinde.

Hep birlikte hayal edecektik O Nebiyyi Muhterem, Resûl-üs-Sakaleyn, Hâtem-ül Enbiyâ dönemini. İnsanların en şereflisinin ashabıyla geçirdiği bayramları hayal edecektik ve imrenecektik o gökteki yıldızlar topluluğuna. Keşke diyecektim, “O gün yaşasaydık, biz de ensar-muhacir kardeşliğine dâhil olsaydık, Allah yolunda cihat etseydik. Bir savaşta yaralanıp başucumuzda Peygamber Efendimizin (S.A.V.) okuduğu duayla şifa bulsaydık.”

Ah! Bir kerecik azametli, merhametli, izzetli, şerefli Peygamberimizi görseydik. Deseydik ki, “Anam babam ve nefsim feda olsun sana ya Rasulallah.”

Bir bayram sabahı birlikte namaz kılsaydık Mescid-i Nebi’de. Musafaha etseydik o kutlu Nebiyle. Sonra gökteki yıldızlara sarılsaydık sıkı sıkıya. Namaz çıkışında cihatta şehid olan bir yetimin başını okşayıp bağrımıza bassaydık kendi evladımız gibi. Ve dönseydik hanelerimize koşarak; Rasulullah’la masafaha etmiş bir ümmet olarak.

Açıp ellerimizi şükretseydik âlemlerin Rabbi’ne. Şükretseydik şerefli Muhammed ümmetinden olduğumuz için. Şükretseydik “kul” olarak muhatap kabul edildiğimiz için. Duada şöyle deseydik: “Ya Rabbi! Elest bezmi’nde sana verdiğimiz söze sadık kalacağız. Senin dinini bütün dünyaya hâkim kılmak için malımızı, canımızı, bütün ömrümüzü vakfedeceğiz. Elest bezmi’nde yaptığımız “Yaratıcı-Kul” antlaşmasına sadık kalacağız. Senin adaletini bütün dünyaya hâkim kılmak için gece gündüz demeden çalışacağız. Fetihlere önce yürek fethiyle başlayacağız. Sonra aile, komşu, akraba, sonra bütün bir dünya fetholacak. Önce yürek devletini kuracağız, sonra şahsiyetli nizamı dünyaya hâkim kılacağız. Nefsimizi terbiye ederek başladığımız bu yol mutlaka menziline varacak.” Çünkü emrin haktır Ya Rabbi. Kur’an-ı Kerim’de buyurduğun gibi: “Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff Sûresi, 8).

Başta da belirttiğim gibi “böyle bir yazı yazacaktım” derken yazının sonuna geldik. Muradım böyle bir yazı yerine suya sabuna dokunmayan, Müslümanları incitmeyen, acınacak hallerini hatırlatmayan bir yazıydı; ancak dayanamadım ve yazı bu hale geldi.

Allah-u Teâlâ, İslâm ümmetinin birlik ve beraberlik içinde kutlu zaferlere ulaştığı günleri dünya gözüyle tekrar göstersin. Birbirimiz arasındaki din kardeşliği bağlarını güçlendirsin. Müslümanlara karşı şefkatli, kâfirlere karşı azametli ve izzetli olmayı nasip etsin. Bayramınız mübarek olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?