Bir yıldız gibidir şehitler…

Şehitlerin değişmeyen o kimselere benzemeyen dürüst karakterleri.

Yardımseverlikleri.

Kendilerinden önce başkalarını öncüllemeleri.

Hani çölde susuz kalsalar mataranın son damla suyunu yoldaşına ikram edecek soylulukta diğer insanlara benzemeyen o harikulade özellikleri.

İsaar mantığını yüreği kaldıramayacak milyonlarca kişi arasında parlayan yıldızlar.

İsimleri gökyüzüne altın harflerle yazılı insan uluları.

Dünkü uzun röportajı minimalize ederek yayınladım.

Anlatılanlar bildiğimiz ama daima görmezden geldiğimiz gerçeklerdi.

Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi 15 Temmuz’da da Anadolu insanı yine yetişmişti imdadımıza.

Yozgatlı sekiz şehit örneğinde olduğu gibi.

Her güzide şehrimiz evlatlarını ölüme yollamış vatan ve halk düşmanlarının azgın hırslarını ve katil ellerini ülkemizin üzerinden çekip atmışlardı.

Her seferinde en büyük bedeli ödeyen Anadolu’nun temiz gençleri, büyük şehirlere gelseler de değişmemişler; kültürlerinden, dinlerinden geleneklerinden vazgeçmemişlerdi.

Halkından, vatanından da vazgeçemeyeceğini her seferinde göstermişlerdi.

Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda eli kınalı kuzuların cepheye gidişleri gibi.

Orada aç açına kuru ekmek yiyerek düşmanla çarpışırken.

İlle de artlarında kalanlar.

O yoksul anneler, bir deri bir kemik yaşlılar, çocuklar.

Tarla işlerini gören güçlü kuvvetli gençler askere gidince kim karasabanla sürecektir toprağı, ekini buğdayı kim kaldıracak, hasadı kim yapacaktır.

Ekilmeyen meralar.

Mehmed Akif’in şiirlerinde anlattığı gibi savaş sonrasının koyunları bile açlıktan ayakta sallanmakta, cılız ve zayıftır.

Kitaplar yazmaktadır, erkeklerin olmadığı köylerde, ölenlere mezar kazan kadınların çelimsiz kolları ile açtıkları kabirler yüzlektir, kurtların dadanıp mezarların açılıp dehşet manzaraların yaşandığını.

Savaşa gidip ya şehit ya gazi olanların evlerinde bir dilim ekmek bulunamazken.

Artlarında kalanlar yoksulun yoksulu vaziyetine düşerken.

Kimi gaziler unutulup maaş bile bağlanmazken.

Onlar da asaletlerinden seslerini çıkarmayıp, “Vatanı para karşılığında mı savunduk” diye etraflarına onur mirası bırakmışlardır.

Savaştan kaçanlar, evlatlarını hasta gösterenler, harpten sıyırdığı yetmiyor bir de savaş zengini oluyor; yaptığı ticaret olağanüstü şartlarda bire yüz fiyatla artış gösteriyor, orduya demir mi, silah mı, buğday mı satmıyor, cebini dolduruyor.

Hem can kaybı yaşamıyor hem maddi zenginliği yakalayıp fırsatçı oluyor.

15 Temmuz şehitlerinde de aynı olaylar yaşandı.

Evlatlarını kaybeden yoksulların bir kısmı, geride kalan işsiz çocuklarından birini, işe sokabildi.

Fakat Kurtuluş Savaşı'nda unutulanlar gibi bir kısmı da bürokratik hantallık neticesinde mağdur oldular.

Oysa şehitlerimize ve yakınlarına ne kadar çok borçlanmıştık. Onlar yaşayamadıkları sevdalarını, sevemedikleri yavrularını, elleri kınalı yârlarını, oturamadıkları yuvalarını gencecik yaşta arkalarında bırakıp gözlerini kırpmadan bu dünyadan ayrıldılar. Dünya ile ilgili tek endişeleri, abdest almak oldu en son... Sonra gözleri ne evlat gördü ne de eşlerini. Hepsi de elveda bile diyemeden sevgili yakınlarına, vatanlarını korumak için canlarını feda ederek şehadete koştular. Tatlı canlarını şehadetin ipek bohçasına sararak sonsuza değin diri kalacak bir eylemi gerçekleştirdiler.

     Şehit yakınlarının anlattıklarını yeni yetişen kuşakların bilmesine çok büyük ihtiyaç bulunmakta çünkü onlar bu modern zamanın onca eğlencesine karşın her gün evlatlarının acısını yaşamaktalar. Üzerimizde çok büyük hakları bulunmakta; özgür ve rahat yaşamamız için şehitlerimiz canlarından vazgeçti, yakınlarının paylarına da bu acılarla yaşamak düştü.

     Şehit yakınları ekseriyetle yoksul insanlar, öyle çok büyük bir beklentileri de yok. Yitik evlatlarının hatıralarının güzel bir şekilde yaşatılmasını istemekteler. O büyük fedakârlıkların yeni nesiller tarafından öğrenilmesi, bir nebze de olsun onlara ferahlık verecektir.  Bizim nasıl onları dinlemeye ihtiyacımız varsa onların da yaşadıklarını tüm ülke halkıyla paylaşmaya ihtiyaçları bulunmakta.

     Değerli şehit yakınlarımızı sadece 15 Temmuz’da değil her daim hatırlamamız gerekmekte. O kutlu nesli yetiştiren çok değerli aileleri, saygı ve sevgiyle anımsayıp bir ihtiyaçları olduğunda her daim yanlarında olmak gerekmekte. Zira onlar bu ülkenin kötü kaderini değiştirdiler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?