Reklamı Kapat

Merkezi güçlendirmek

Birçok konuda olduğu gibi siyasal hareketlerin, düşünce ve eyleme biçimlerinin neleri içerdiği, nasıl yapılması gerektiği üzerine sağlıklı bir şekilde konuşulamamasının, tartışılamamasının en büyük, belki de en önemli nedenlerinden biri kavramlarla, ilkelerle değil niyetlerle hareket ediliyor olmasıdır. Bunun içindir ki neye karşı olunduğu ya da neyin yanında olunduğu kişilere göre belirleniyor. Elbette bu belirleniş ile de kavramlara ve ilkelere anlamlar yükleniyor. Anlam yükleme sonucu ortaya çıkan her şeyin bir niyete tekabül etmesi büyük bir problemdir. Nitekim bu durumun ortaya çıkardığı bir diğer konu ise hiçbir şeyin açık ve net konuşulmaması ve sadece niyet okunmasıdır. Bu da karşılıklı bir anlayıştan yoksun, muhatabının kendini ifadesine bile tahammül edilemeyen bir zemini ortaya çıkardığından ilk önce samimiyet ve de hukuk ortadan kalkıp yerini anlamsız birtakım davranışlara bırakıyor.

Dolayısı ile sorunların çözümü de rafa kaldırılıyor. Burada süreci aşındırarak ya sorunun içerisinde bir sahile varmayı ya da karşı taraf olarak adlandırılan kimseleri, düşünceleri yıpratarak saf dışı bırakmayı bir çözüm olarak kullanmak tercih ediliyor. Haliyle bu süreç ne kadar herhangi bir sorun “yokmuş” gibi yürütülürse o kadar kendi lehlerine bir kazançmış gibi görebilirler ancak en nihayetinde “mâkûliyetin kaybolması” ile yüz yüze kalınır ki bu da fikriyatın ve aksiyonların gücünü yitirmesine, merkezin kaybolmasına neden olur. Bu yüzden bu yaklaşım kimsenin kazanmadığı hatta herkesin kaybettiği bir sonucu doğurur. Süreç içerisinde birilerine “yaslanma psikolojisi” ile işler yürütüldüğü için birçok çer-çöp değer görür. Karışık zamanlarda bu tür tipler, zihniyetler vasıflarına haiz olmadıkları birtakım kisveler giyebilirler. Lakin zaman akıp her şey belli bir dinginliğe eriştiğinde ilk pişmanlık bu kisve giydirilmiş kimselerin gerçeklikleri ile karşılaşıldığında yaşanır.

Elbette bir hasar tespiti için oturulduğunda ortaya çıkan manzaranın öyle basit olmadığı ve üzerinde durulmadan geçip gidilecek bir noktada kalmadığı fark edilir. Her niyet sahibi için anlam kendi anlama kapasitesi kadar olduğundan çerçeve daralır ve sığ bir zemin sanki “ana” zeminmiş gibi muamele görür. Nitekim düşüncenin ve hareketin merkezi gerçek anlam alanın çok dışında kalır. Bu bakımdan ilk yoksunluk “siyasal düşünme ve hareket etme” gibi iki alanda gerçekleşir. Bunda kavramsızlığın yol açtığı çaresizliğin katkısı büyüktür çünkü topluluk bu sığlık içerisinde bu noktaya sürüklenmiştir. Dolayısı ile toplumsal karşılıktan söz etmek mümkün olmadığı gibi meşruiyet problemi de en büyük sıkıntı olarak ortaya çıkar. Bu noktada toplumsal karşılığın olmadığı ve meşruiyet tartışmalarının baş gösterdiği bir yerde tarihsel karşılık üzerinden meşruiyet ve memnuniyet devşirilmeye çalışılır ki bu da pratik hayata tekabül edecek bir netice vermeyecektir.

Merkezin zayıflatılması, daraltılması ve bu yöndeki bütün müdahalelerin hepsi zihni ölçütlerin hepsinin altüst oluşuna, siyasal hareketin temellerinin sarsılmasına neden olur. Bu sarsıntıda sadece tutamak olarak duygulara sarılınması her şeyi hissiyat mertebesine indirgenmesine neden olur. Hissiyat ile sürekli niyet sorgulaması yapılacağından/yapıldığından ortada en önemli değer olarak duran “güven” kaybolur. Güvenin kaybolduğu bir yerde yol alınamaz, bereket bulunamaz. Bu noktada alışkanlıklarımızı, algılama şeklimizi “gelenek” olarak belleyip, sloganlarla tutuşturduğumuz birtakım argümanları hakikat olarak göremeyiz. Çünkü yola çıkış nedeni  ile gelinen noktanın uyuşmazlığı hiç kimseyi bir yere ulaştırmaz. Aksine var olan bütün ümit kırıntılarını da yok eder.

Merkezin zayıflatıldığı hatta yok edildiği bir zeminde düşünme, anlama, yaşama biçimi ve ülke -dünya perspektifi geliştirme gibi bir şey söz konusu edilemez. İfadenin zorlaştığı, hareket alanın daraldığı hiçbir şey gelişemez. Gelişen tek bir şey olur o da mensubiyet biçiminin holiganlık haline gelmesi olur. Bu hal ile de her şeyin sahibi, her şeyi kendine mubah ve hak olarak gören, karşısındakini de hain, sadakatsiz olarak gören bir sürece girilir. Böylesi bir süreçte topyekûn bir yozlaşmayı, yıkımı beraberinde getirir. Sonuç olarak merkez düşüncesinin ve tavrının yok olduğu yerde her şey kaybolur. Nihayetinde hareketin merkezini güçlendirmek gerekir. Siyasal düşünmeyi, hareket etmeyi ve eylemeyi bırakmamak gerekir. Çünkü ancak o vakit adaletten, haktan ve hukuktan dolayısı ile doğru eyleme biçiminden bahsedilebilir, böylelikle bütün ilkeler asli yerine geri dönebilir. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?