Türkiye’de olmak ve onmak

Eksiklik meziyet değildir

Bir genç insanımızla tanıştırdılar. Sanat dallarından birine emek verdiğini, eserleri olmasına rağmen kıymetinin bilinmediğini de söylediler. İltifatın esirgenmesinde ne o ilkti, ne de son olacaktı. İltifat, bizim insanımızın kırk kat bohça içinde sakladığı ve kimseyle paylaşmadığı idi; bunu biliyordum. Lakin isimsizliğimizin/adsızlığımızın bir başka sebebi daha olmalıydı. Dedem Korkut’u aşka getirecek, iştahlandıracak bir duruş, bir tavır gibi anlayın siz bunu. Ya da boğayı deviren ve adına “Boğaç” dedirten o vuruşu katın değerlendirmenize.

Sanatçı arkadaşla konuşuyoruz. Yeni tanışmanın verdiği merakla sorduğu sorulardan anlıyorum ki, Millî Gazete’yi isim olarak biliyor. Diğerlerinden biri takibinde mi? Cevabı hayır; ara sıra karıştırmayı saymaz isek.

Erbakan Hocamızın adının geçtiği ve fakat yaşanırken onun ilgilenmediği olaylardan bahisle, doğru zamanda, doğru yerde ve doğru sözle durmasını anlatırken, bir anısı ile daldı araya.

Belediye başkanımız bir özel sohbette dedi ki: Geçmişe bakıyorum, bakıyorum: Erbakan Hoca’nın bütün icraatlarını Reisimiz Sayın Erdoğan’a yol açmak için yaptığını görüyorum. Kendisine iktidarı vermeyenleri böyle bir metot kullanarak yenmiştir.

Bu mealdeki naklinden sonra o bildik soru geldi: Siz ne dersiniz? Katılıyor musunuz o başkana?

Erbakan Hoca’nın iktidar mücadelesi verdiği 90’larda ergen olmuş bir İstanbul ilçesi belediye başkanı, ki o da diğerleri gibi sayın Erdoğan’ın köylüsüdür, bu ve benzeri cümleleri doğru tespittir diye sunarken, sen 10 yaş büyüklüğünün zenginliğiyle ne dedin?

Konuşmadığını ve suskunluk heykeli gibi durduğunu öğrendiğimde, iltifat görmemenin cevabı oluşmuştu zihnimde. Anadolu ariflerinin diliyle söylersek, “Onmadığın var bir derdi”ni anlamıştım.

Bir tek cümlelik soru olmalıydı dilinde, o belediye başkanı sözünü bitirdiğinde, nefeslenmesine fırsat vermeden yüksek sesle yönelteceği.

“Erbakan Hoca ağır sanayi mücadelesini, Anadolu şehirlerini fabrikalarla donatma mücadelesini, bir gün Tayyip bey gelsin, hepsini tek tek satsın, diye mi yapmıştır? Bir adım sonra, Tayyip beye satacağı daha çok fabrika bırakmamakla suçlayacaksınız galiba.”

Böyle bir soruyu niye sormadın diyemedim, zira onların hakimiyetindeki bir kurumda çalışıyordu; hem de insan onmayacaksa, böyle sorular oluşmaz aklında diye bildiğimden.

İncili çavuş zekâmız yok

Galatasaray Futbol Takımının özel maç için gittiği Yunanistan’da PCR testleri kabul edilmemiş ve havaalanında bekletilmiş.

Dönüş kararı alınması, verilen demeçler, yazılan twitler haber olarak duyurulurken bir itirazı yorumlamak istedik.

Eski Türkiye’nin de takımlarına benzer muamele çekilirdi Avrupa’nın havaalanlarında. Yatıştırmacı gazetecilerimiz, ki en çok da Hasan Pulur, biz de onları çiçeklerle karşılayalım vezninde fıkralar döktürürlerdi.

Haber sitelerinin “Bu tepkilerin bir benzeri de Ak Parti sözcüsü Ömer Çelik’ten geldi” diye yazdıkları twitleri okuyoruz şimdi.

“Yunanistan’ın Galatasaray’a dönük kötü muamelesini şiddetle kınıyoruz.

Kötü niyet ve kabalığın sportmenlikte yeri yoktur.

Galatasaray dünyada yeri olan büyük bir takımımızdır. Yunan otoriterlerinin yaptığı saygısızlık asla kabul edilemez.”

Önce kınama, sonra kınamanın izahı, yetmezse, kendimizi tarife çalışma...

Ya davet edilen, çağrılan  adı az duyulan mahalli bir takımımız olsaydı, hazmetmeye mi durulacaktı? Bir Türk takımı olması “Yeter” değil midir?

Gidilen yerin niyeti en baştan böyle bir muamele ile adını duyurmak ve “Aferin” toplamak idiyse... Anlaşan tarafımızın görevlileri neden böyle bir ihtimali saf dışı bırakacak tedbirleri görüşmemişler/yazdırmamışlardır?

Bir önceki yazımızda geçen Anadolu ariflerinin o sözünü bu olayla kimse hatırlayıp ilgilendirmesin. Yani “Onmadığın var bir derdi” deyimiyle...

Bir tuz gölü mü kalacaktı?

Tuz Gölü’ndeki flamingo ölümlerinin görüntülerinin verildiği Tv kanallarında hep aynı zan yayılmakta; olağan şüpheli köylülerin göle gelen suyu tarlalarında kullandığı iddiası. Tuz Gölü orada ne kadar yıl varsa, köylüler de o kadar yıldır oradalar; AKP iktidarı ise 20 yıllık.

Haber görüntülerini yayanlar şu şu tedbirlere rağmen, çevre benim işim diyen Sayın Cumhurbaşkanı’nın derin bilgisine ve  ilgisine rağmen flamingolar ölüyor demiyorlar ama, hükümetin haberli olduğunu vurgulayarak inceleme başlatılmıştır, soruşturma başlatılmıştır diye yazıyorlar sadece. Halbuki haberin hemen sonrasında Tuz Gölü’nün daha iyisini yapacağız demeçlerini yayarlardı oralara atanmış vali ağzından, bakan ağzından önceki yıllarda.

Trabzon turizm kurumunda hazırlanmış, Gümüşhane valisinin özensiz hazırlanmış bir rapor dediğine istinaden, jandarma ekibinin korumasında “Dipsiz Göl” diye anılan bir dağ başı gölünün tarumar edilmesinden insanımız haberli olduğunda, inatlaşır yahut yarışır gibi günlerce “Biz daha iyisini yaparız, yaptık” iddiasında bulunan AKP medyasının, Tuz Gölü faciasına sessiz kalmasını doğrusu anlamak çok zor.

Dipsiz Göl’ün talan edilmesine gerekçe gösterilen tarihi hazinelerde Tuz Gölü’nün payının olmamasından mıdır yoksa bu sessizlik.

Siyah-beyaz TRT’nin “Flamingo Yolu” dizisi kadar dikkat çekmiyor “Flamingo ölüm gölü.” Tuzsuzluklarından mıdır Tuz Gölü’nü yazamamaları?

Dipsiz gölleri yağmalanan bir Gümüşhaneliye (hayalen) sitem etmiştim o günlerde. Bir Dipsiz Göl’ünüze sahip çıkamadınız, altını üstüne getirip yok ettirdiniz, o dağ başını mesken tutmuş kurtların, kuşların, böceklerin suyunu kestirdiniz.

Cevap verme gayretindeki Gümüşhanelinin hüznünde buruk bir sevinç izi vardı. Dedi ki: Diğer göllerimizi ellemediler ama...

Merhametlerinden mi, diğer göllerinizin altında hazine olmamasından mı?

Hayal Gümüşhanelimde Dipsiz Göl acısı yeni yeni tohumlanmakta. Aradıkları hazine kadar paramız olsaydı, Dipsiz Göl’ümüze dokundurmazdık.

Gazetelerine daha iyisini yaptık haberini yazanlara bir sorumuz olacak; kıyamete kadar cevabını bekleyeceğimiz.

Kimden daha iyisini yaptınız? Kimin yaptığından daha iyisini yaptınız?

Ardıç kuşu nereye konar

“Barış görüşmesi dostla değil düşmanla yapılır” tezini başa yazarak “Oslo’da Türk devletiyle PKK arasında gizli görüşmeler sürüyordu. Barış rüzgarları esiyordu, Kürt meselesi çözüme doğru gidiyordu” da diyen Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardıç, 11 Temmuz 2021 tarihli ve “Masaya tekme atmışlardı” başlıklı yazısında özetlemiş olan biteni: “Amerika telaşlandı, İsrail bozuldu, Fetö görüşmeleri açık etti. PKK da masaya tekme attı ve terk etti.”

Dost ve müttefikimiz telaşlanan Amerika, İsrail ise, “One Minute” çektiğimiz İsrail, bunları anlarız. Fetö kim, görüşmelerin içinde niye var? Açık edecek mi veya başkasına sızdıracak mı testine mi tabi tutuluyordu? Görüşmeleri Türk devleti yaptığına göre, açık etmesinin şaşkınlığının yaşandığı Fetö’nün ortaklığı kabul mu edilmişti ki, Paralel Devlet Yapılanması diye ad kondu sonraları onlara. Paralel devlet denilerek güç mü atfedildi, güçleri mi tanınmış olundu?

PKK’nın masaya tekme atması ve terk etmesi hesapta mı yoktu? Türk devletinin hangi düşmanında, Türk devletinin dürüstlüğü ve nezaketi var ki, düze indirilmeye çalışılan PKK eşkıyasından da erdem bekleniyordu?

AKP hükümetinin icraatlarını illa savunmak uğruna Kürt sorununun ila nihaye süreceğine inanan sayın Ardıç, “Devlet Kürtçe televizyon bile kurmuştu...” hatırlatmasını da yapmış.

Osman Öcalan’ın TRT’ye çıkarılmasını eleştirenlere cevap veren AKP’li Bülent Turan’ın “Öcalan TRT’ye çıkmadı, TRT Kürdi’ye çıktı” dediğini duyunca, insanımızın aklına kurma gerekçesi gelmiştir.

 Fena mı olmuş Sayın Engin Ardıç?

“Güç” okuyandadır

Tv5’te “Dördüncü Güç” programını seyrediyorum. Programcı gençlerimiz Mustafa Deniz ve Hasan Basri Akdemir sırası geldiğinde DİB Ali Erbaş’ın bir twitini ekrana taşıyorlar.

“Hz. Peygamberin en önemli vasıflarından birisi olan imam isminin FETÖ’nün temsilcileri için kullanılması kabul edilemez.”

Bu Ali Erbaş tespiti okunduktan sonra tv5 ekranına kulak kesildim. Programcı gençliğimiz nasıl bir değerlendirme yapacaktı? İyi söyledi, evet çok iyi söyledi dediler ve geçtiler.

15 Temmuz’dan 5 yıl sonra devletin –imam– kurumunun başındaki atanmış insanımız ancak itiraz edebiliyorsa, o da bir twitle, yapılacak olan, bu geç kalmışlığa ciltler dolusu kitap hacminde ve nerde kaldınız vezninde konuşmaktır. Yoksa bu nice okumaktır?

5 yıldır her hafta itiraz ettik, “imam” kelimesinin FETÖ ile anılmasına. İslam’da olmayan ya da hiç kullanılmayan “Kainat imamı” gibi bir tanımı FETÖ’yü anlatmak için kullanan AKP medyasına o kadar karşı durmamıza rağmen “Bizim çocuklar”ımızn dahi habersizlikleri, açık yaralı eylemekte hep bizi.

Bizimkilerden AKP medyacılarına geçerken yine bir twit duyurusunu konu edeceğiz.

TRT yönetimine atanmış, Sabah gazetesi yazarı Hilal Kaplan’a itirazlar var. İstemezükcülerin yanlışları daha en başta. Bugüne kadar yapılan diğer atamaların hepsi doğru idi de bir bu mu hatalı?

Başka kim olacaktı? Üretilen kamyoncu kadının yalanlığı iki yıl önce ifşa olmuştu. Başka? Hilal Kaplan eşdeğeri iki kadın yazarının da AKP’nin, Ekrem Şama ağabey Facebook’ta “Portreler”ini yazdığından iptal edildi sayın. Atanan, son elde kalandır.

“Erkek dediğin ‘evin imamı’dır.”

Bu anlatım, kitabının tanıtımı için gazetesinde bir sayfalık konuşması yayımlanan Hilal Kaplan’ın. FETÖ çağrışımlı bu üretim genlerden kaynaklı olmalı. Bir erkek olarak evimizde ne olduğumuzu yeni öğrendik.

Tamamını okuma zahmetine katlanamayacağım o Sabah sayfasından reklamı edilen kitabın adını da öğrendim: “Ailenin adı yok!”

Sabah yazarlarından Hıncal Uluç etkisi midir bu? Onun mesai arkadaşı merhum Duygu Asena’nın “Kadının adı yok” kitabına özentiliğin bir gerekçesi ticari desek,ihtiyaçları mı vardı? Bir başkasının ünlendirdiği ismi taklit edecek kadar hayranlık duymanın, 20 yıllık AKP iktidarında resmi gazeteci sıfatı kazanmış bir kızımızda zühur etmesi açık yaramızı kanatmakta.

Ömer Seyfettin’in ünlü hikayesindeki Forsa’nın “Bizimkiler, Bizimkiler!” diye uyanmasına bazen o kadar hasret kaldığım gelir aklıma; şevkim ve tahammülüm azalır.

 Ve yine “Bizimkiler”i böyle yazılarda anlatmanın hüznü çöker yüreğime. Lakin ne çare?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Bizden Degilsin - Saygısızlığın bu kadarı! Tayyib Erdoğan' a ancak bu kadar ve böylesi düşman olunur! 'İktidar, iktidar!' diye daha çoooooooooookkkk sayıklarsın ahbap sen!

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 21 Temmuz 13:02


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?