Yaz mevsimi; hatırlama mevsimi

“Yaz dışarıda seni bekliyor

Her şeyi bırak, çık dışarı, biraz sus!

Yaz bütün ihtişamıyla,

Hatırlatsın sana unuttuklarını,

Göstersin sana göremediklerini,

Ve canlandırsın seni.

Bilmelisin ki; alışmak, hissedememek

Allah’ın en büyük cezalarındandır!”

Yukarıda yer alan sözler bir radyonun yaz jeneriğiydi. Ülkemizde özel radyo ve televizyonların yayın hayatına girmesiyle İslami hassasiyetleri güden yerel ve ulusal birçok özel radyo açılmıştı. Bir zamanlar o radyolardan “yaz” mevsiminin “tatil” mevsimi olmadığını hatırlatan böyle şiirler duyardık program ve reklam aralarında. Zar zor ayakta kalmalarına ve mevcut siyasi iktidara muhalif olmalarına rağmen hakikatlerin peşinde giden, dinleyicilerini ve takipçilerini hayra yönlendiren radyolardı. Bu jenerikte şimdi kapanmış böyle bir radyonun hizmeti olarak kulaklarımızın ve bazılarımızın gönlünde kaldı. Geçmiş zaman hikayesi oldu fakat bu jeneriğindeki mesaj hâlâ önemini koruyor.

Yaşadığımız dünyayı ne kadar algılayabiliyoruz bilemiyorum ama nasıl bir dünyada yaşadığımızı hatırlatmakta fayda var. Son yüzyıl dünyaya yön veren kapitalizm, ırkçı emperyalizm oldu. İnsanlığa nasıl üretim yapılacağını ve bunun gereği yönetimlerin nasıl olacağını küresel bir avuç topluluk belirledi. Tarihin eski zamanlarında tarihe yön veren inançlar ve yönetimler olurken dönemimizde ekonomi diğer bütün kurumları belirledi. Kapitalizm nerede, kaç saat çalışacağımızı belirlediği gibi kazandıklarımızı da nerede harcayacağımıza, sabah kahvaltımızda ne yiyeceğimize, hangi okullara gideceğimize, dinimize/inancımıza hangi oranda uyacağımıza, ibadetlerimizi nasıl yapacağımıza (ya da yapmamamıza), evlenirken evlerimize hangi oturma grubu alacağımıza, çalışma saatlerinin dışında kalan vakitlerimizi nasıl geçireceğimize, çocuklarımızı büyütürken hangi bebek bezini kullanacağımıza, insanlarla ilişkilerimizde kimlerle, hangi amaçlarla irtibatta olacağımıza, seçim zamanı gelince kime oy vereceğimize (toplumları manipüle etmek için bilim bile geliştirdiler, adına siyasal iletişim dediler), kısaca doğumumuzdan ölümümüze her şeyin planlamasını yapıp tüm insanlığa bunu uygulattılar, uygulatıyorlar.

Dinimizi ve inancımızı dahi nasıl algılayacağımızı öğreten kapitalizm/ırkçı emperyalizm öyle enstrümanlar geliştirdiler ki, Erbakan Hoca'mızın sömürücü dünya sistemi için çok vurguladığı “Kim, beni mi? Ben hiç Siyonizm'e hizmet eder miyim? Türküsünü söylettire, söylettire Yahudi ordusunda sana askerlik yaptırır” her an ispat eder durumda.

Yaz mevsiminde daha belirgin şekilde Erbakan Hoca'mızın işaret ettiği mesele ortaya çıkıyor. Çok dindarlarımızı alıyor bir tatil telaşesi. Tatil dediğimiz şey ne? İnsanı atıl bırakan faaliyetler silsilesi. Allah’ım çizdiği sınırların güneş sıcağını görmüş dondurma gibi eridiği, gevşetildiği zamanlar. Kapitalizmin on altı saatlik çalıştırdığı insanların sonucu ortaya çıkan üretimin eritilmesini sağlamak için bulunan yol, tatil günleri. Günde kadınlı-erkekli-çocuklu on altı saat fabrikalarda çalıştırılan insanlardan verim düşünce fabrikalardaki verimliliğin artırılması için bir nevi makinelere yapılan bakım süreleri gibi insana verilen bakım, dinlenme süresi. Kapitalizm tatil hakkı (!) vererek insanları serbest ve bağımsız da bırakmamış, hafta boyunca, yıl boyunca yorgunluklarını alacağı yerleri, mekanları da inşa etmiştir. Müslüman olmayan ülkelerde barlar (ki o çalışma temposuna insanın hem bedeni hem de ruhu dayanamayacağı, ancak ayık olmayan kafayla çekileceği için), şimdilerde de içinde her şeyin mevcut olduğu büyük alış-veriş merkezlerinin, beş yıldızlı otellerin sayısının artması, tatil turlarının yaygınlaştırılmasıyla montaj hattında sömürdüğü insanları da bu alanlarda da sömürmeye devam ediyor.

Özetle dünyada insanları sömürmek üzere sistem kurmuş olanlar her anımızda bizi sömürmeye devam edecek sistem kurduğu bir dünyada yaşıyoruz. İnsanın içini acıtan mesele ise Müslümanların sisteme karşı olacakları yerde bu sistemde yaptıkları işin başına “İslami” getirerek olaya eklemlenmeleri.

Bazıları şimdi “Ne yani Müslüman dinlenmesin mi? Dünya nimetlerinden faydalanmayalım mı?” diyecekler. Allah kitabında bir Müslüman'ın yorulduğu zaman başka faydalı bir işe geçerek dineleceğini söyler. Ve Allah, bu dünyada Müslüman kul için “rahat”ı yaratmamış olmasına rağmen şu an Müslümanlar ahirette elde edecekleri rahatlığı bu dünyada istemekteler. Halleriyle, tavırlarıyla, yaşantılarıyla…

Bazıları da, “Zaten yıl boyunca nefes bile alamadığımız yerlerde yaşıyoruz. Nefes de mi almayalım? İnsan gibi yaşayamıyoruz şehirlerde/kentlerde!” diyerek yazdıklarımıza tepki verecekler. Onlara da söyleyeceğimiz şey ancak şu olur: Eğer yaşadığımız yerler insanın yaşayamayacağı yerlerse neden insanca yaşayacağımız şehirler kurmak için çalışmıyoruz? Bu şehirleri kurmak için gerekli olan harcamaları neden yapmıyoruz? Yöneticilerimizi neden insanca yaşayabileceğimiz şehirleri kurmaları teşvik etmiyoruz, doğanın yeşilini, denizim mavisini, gökyüzünün inşirahını sadece bir avuç insanın kullanımından bütün insanlığa tevdi edilecek bir yapıyı kurmayı neden talep etmiyoruz?

Yaşadığımız çağa ve mekanlara eleştirel bakmanın, şartlara teslim olmamanın yollarını bulmak için düşünmemizi sağlayacak bir mevsimdeyiz. Sonunda yorgunluğu kalan tatiller yerine nefis muhasebemizi yapabileceğimiz fırsat olarak yaz mevsimini değerlendirebiliriz. Eğer insan olarak yaratıldığımız dünyada insanca yaşamak istiyorsak yaşadığımız hayatı her yönüyle ele almak, sorunlarımızı, meselelerimizi kendi inancımız bakış açısından çözümler bulmak zorundayız. Yoksa bizim ve geleceğimiz için geç olabilir.

Yaz mevsimini bir “hatırlama mevsimi” olarak görüp radyo kanalının jeneriğinin geri kalanıyla sözümüz hitama erdirelim:

“Bir kalbimiz olduğunu, gözü yaşlı olmak gerektiğini unutma!

Ve, ve öyle konuş, konuşacaksan.

Sıkıntıların geri kalmamak için bir teşvik olduğunu unutma!

Yola düşmek için,

Allah’a daha yakın olmak için

Daha az keşke demek için

Uyuya kalmamak için bir teşvik olduğunu unutma, sakın!

Bizim dinimizin yaşama bir övgü olduğunu unutma!

Bir yandan şükretmeye, bir yandan alışmamaya, reddetmeye devam et!

Korkuların da, sevinçlerin de sahici olsun

Ölüm kapını çalmadan!”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?