Sınır çizen

Amansız bir salgının ortasında can çekişiyoruz. Öyle bir virüs ki bu tek tek tüm insanlara uğruyor, hasta etmediği, girmediği hücre kalmıyor. Dolaşmadığı kıta, dolaşmadığı ülke yok. Sürekli mutasyona uğruyor ve farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Bi dakika yanlış anlaşılmaya mahal vermeyelim. Eğer koronavirüsten bahsettiğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Korona gibi birkaç yıllık bir virüsten bahsetmiyorum. Yıllardır dünyayı yakıp kavuran, hepimizi esir alan çok daha önemli ve hayati bir virüsten bahsediyorum.

Adına ne desem bilemiyorum. Hastalıklı olduğunu bildiğimiz her kelime, her teşhis eksik kalacak bu virüs için. Haliyle tedavisi de yanlış olacak. Her neyse adına ne derseniz deyin, zaten sürekli mutasyona uğruyor dedim ya. En iyisi biz buna sınır çizen diyelim. Ya da sınırları bozan mı desek? Yok yok, sınırları bozmak lazım. Zaten ne geldiyse başımıza kardeşlerimizle aramıza sınır çizmekten gelmedi mi? Biz bozalım sınırları... Kucaklayalım birbirimizi…

Hmm virüsümüzün adında anlaştıysak, ne olduğuna, bizi nasıl hastalandırdığına gelelim isterseniz. Adından da anlayacağınız üzere sınır çizen bir virüsle karşı karşıyayız. Eğer sadece ülke sınırlarını çizen bir virüsten bahsettiğimi düşünüyorsanız bir başka yanılgı içerisindesiniz efendim. Evet kardeşlerimizle aramıza sınır çizerek başladı her şey. Ancak orada kalmadı, kalamadı…

Sınırları çizmeye devam ediyoruz. Milletine, rengine, düşüncelerine göre sınıflandırmakla kalmıyor, statüsüyle, fiziksel özellikleriyle, yaşadıklarıyla sınıflandırıyor ve o sınıflara göre aramıza sınırlar çekiyoruz. Bu sınırlara göre eğer çoğunluğa uyuyorsak normal ve kabul edilebilir olduğumuzu zannediyoruz. Ama eşimize çok az rastlanıyorsa anormal ve kabul edilemeyiz. Aslında birbirimizden şikâyet ederken birbirimize benziyoruz. Şikâyet ettiğimiz şey kendimiziz de farkında değiliz. Sahi kendiyle geçinemeyenle kim geçinebilir ki?

Yetmiyor, akrabalarımızla, komşularımızla hatta ve hatta ailemizle aramıza sınırlar çekiyoruz. Eşler birbirlerine, anne baba çocuklarına, çocuklar anne babasına… Sınır çeke çeke yalnızlaşıyoruz. Sınırlarımızı kimse ihlal etsin istemiyoruz. Yalnızlaşan dünyamızın etrafına kalın çitler örüyoruz. Dokunamasınlar diye… Böyle böyle birbirimizin acısına, yardım çığlığına sağır kalıyoruz. Kendi acımızdan başkasını göremiyor, duyamıyoruz. Acıyı görmeyen insan nasıl anlayabilir ki bir başkasının halinden? Duyarsızlaşıyoruz. Sanki tüm sinirlerimize birileri kanal tedavisi uygulamış da hissedemez olmuşuz acıyı. 

Bu duyarsızlar ordusunun ortasında ısrarla soruyorum kendime;

Eğer iki adım ötemdeki insanın yardım çığlıklarını duyamayacaksam niçin yaşıyorum?

Düşenin elinden tutamayacaksam çelme atandan ne farkım var?

Gölge olamayacaksam kardeşime ağaçsız bir çöl değil miyimdir zaten?

Susayana bir bardak su ikram edemeyeceksem tüm nehirler benim olsa kaç yazar?

İnsan birken mutlu değil midir? Bizi bölen, paramparça eden o hastalıklı eller kime ait?

Sahi kim başlattı bu sınır çizme işini? Hangi elde bu kalem?

Niçin kabul ediyoruz bu sınırları? Niçin itiraz etmiyor, edemiyoruz?

Eğer sınır çizen hastalığı sizi de tüm hücrelerinize kadar ele geçirmeyi başaramadıysa geç olmadan bu soruları sorun kendinize. Çünkü her soru yeni bir düşünceyi aralar ve düşünebildikçe yaşadığını anlar insan...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selime Sümeyye Abatay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?