Misafir ağırlayabilmek

Bir gün evimize kimsenin gelmesini istemeyebileceğimiz hiç aklımdan geçmezdi.

Ya da bizim kalkıp birilerini ziyaretten ölesiye korkacağımızı da düşünemezdim.

Çocukluğumdaki ev, her daim konuklarla doluydu.

Sadece büyük anneler değil babamızın halası, annemizin teyzesi ya da kendi halamın görümcesi hatta dedemin köylüleri, vaktinde kendilerine hizmeti geçmiş emektarlar gelir aylarca kalırlardı.

Otellerin çok pahalı olduğu yıllarda.

Üniversite dershanelerine yazılan uzak akraba çocukları, büyük şehrin hastanelerinde derman arayan hastalar, ameliyatlarını olanlar annemin müşfik ev sahipliği ve cömertliğine sığınırlardı.

Bazen ameliyat sonrası rehabilitasyon merkezi olan hanemiz, bazen de uzak şehirden gelen gelin kız ve ailesine baba evi olur; düğün ekibi bizim evde ağırlanırdı.

Sadece tanıdık değil tanımadık da misafir edilirdi.

Yolda kalmış, evine dönememiş, hüsrana uğramış için de her zaman şefkatli kapılar açılırdı.

Evde her gün bir şenlik olurdu.

Misafirler haneye renk katardı.

Düşünüyorum da şimdi ben hangi ara acaba derslerimi çalıştım okullarımı bitirebildim.

Muhakkak boş zamanlarımda sınavlara çalıştım.

Onca konuk, restoran mutfağı gibi bitmeyen yemek hazırlama telaşı.

İlle de iftar konuklarımız.

Karlı kış gecelerinin kadife elbiseli, şık oyalı yazmalı konukları.

Yaz Ramazanlarının asma çardağı altında toplanmış şeftali kokulu sahur yemeklerini şen kahkahalara boğan artık sadece anılarda kalan yaşanmışlığı bitirmiş, öteye geçmiş canlar.

Salgın tüm bu güzel toplanmışlıkları, anıları, dostlukların tekrarını darmadağın etti.

Cenazelerimiz bile onca acıya karşın güzeldi.

Pandemide ölmekten ürker oldu insanlar.

Cenazeye kimsenin katılamamasından, ölü arkasından kerim kitabın okunamamasından, Fatihalar ,Yasinler,Mülkler gönderilememesinden korktu.

Annemin de babamın da cenazeleri düğün gibi idi.

Yoğun insan katılımı ile yedi gün okunan Kur an-ı Kerim, gelenlere yemek ikramı en önemlisi eski dostların cenaze ile ilgili güzel anılarının paylaşılması ile sohbetlere doyulmazdı.

Şimdi cenazelere katılmaktan korkmaktayız.

Ya da hiç uğramıyoruz ölü evine, yakınlarının o en ihtiyaç duyduğu teselli vermeye gerek duymuyoruz.

O en sevinçli günlerimiz olan düğün dernekler de nasıl iri bir yara aldı.

En yakınların katıldığı törenlerde bile suratlar düşük.

Nereden çıktı bu evlenmeler, neden bizi çağırdınız dercesine davet sahibinden hesap soran bakışlar.

Katılsa bile arkalara saklanıp, insanlara vebalı davranışlar.

O tatlı telaşların, günler süren hazırlıkların, geleneklerin, ritüellerin hepsinin boynunu vurdu salgın.

Evler misafirlere kapandı, konuklar birer ölüm kazanına dönüşebilir düşüncesiyle kapıları açmaz oldu.

Tam yaz rehavetinde virüsün, yeniden canlanma düğün derneklerde.

Misafirlerin şehirlerarası yollara dökülüşü.

Yeniden o eski heyecanların gençlerin, yaşlıların, çocukların, orta kuşağın buluştuğu geniş ailelerin uzak yakın akrabaların kaynaştığı nişanlar, kınalar.

Kültürümüzün önemli bir nakışı olan geleneklerin canlı tutulması, gelecek kuşaklara bırakacağımız çok önemli bir miras.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?