Ölçüyü kaybetmeden

Terk et öyleyse,

Yer senin değil çünkü ne de süprüntü tahtlar senin.

Sen özgürlüğüsün yaratmanın,

Sen yaratıcısısın yolların.

Ve sen karşı tezisin bu devrin.

Ve terk et!

Yoksul bir dua gibi,

Yalınayak, kayaların yolundaki bir ırmak gibi,

Ve gecikmiş, bir karanfil gibi…

(Mahmut Derviş)

Farklılıklar bir toplum için önemli bir zenginlik kaynağıdır. Bu en küçük gruptan en büyük yapıya kadar böyledir. Nitekim birtakım farklılıklar, karşı koyma ve direnmenin en önemli yönü daha geniş bir anlayış ve kavrayışla daha büyük bir vasatı ortaya koyması bakımından da kıymetli bir hususiyettir. Onun için çoklu bakış açısının varlığı; bir şeyi daha iyi, daha gelişmiş ve daha sürdürülebilir kılmanın en başat yollarından biridir. Bu bakış açısının içinden çıkan kültür, değerler ile neler yapılabildiğini görmek için uzak tarihlere bakmaya gerek yoktur. Günümüz dünyasında bunun birçok örneği yaşanmaktadır. Eğer bir konuda karşı çıkışın özünde ilerlemiş/gelişmiş bir toplum olmak arzusu ve hedefi varsa bu da büyük bir kazanımdır. Böylesi bir vasatta hamlelerin hepsi neticeye mütealliktir.

Geçmiş kıssalardan veya insanoğlunun tarihinden haberdar olan birinin elbette ki, en büyük özelliği bu durumdan geleceğe dönük bir netice çıkarmak olmalıdır. Yoksa eleştirdiğimiz ne ise ona dönüşme ihtimalimiz oldukça kuvvetli bir akıbettir. Onun için bir şeyi eleştirirken ilkelerden yola çıkılmıyorsa yapılan şeyin pek masum bir eylem olduğu söylenemez aksine zenginleşmekte, bir adım daha ileri gitmekten ve tuttuğu mevziyi ve kendine var olma imkânı sağlayan lafızsal mevzuyu kaybetmek endişesinden ibarettir. Küçük hedeflerin sadece belli konuları tutma arzusunun yaşamak istenilen hayatla uzak yakın bir ilgisi yoktur.

Onun için kendi arzularını ikame etmek istediği şey ne ise ona yönelik destekleyici ve bunu da kendine has belirleyici, kaide koyucu hususiyetleri varmış gibi bir algı oluşturmak sadece zevahiri kurtarmaya yarayabilir. Bu nedenden ötürü içinde bulunduğu hal üstünde düşünmek ve tartışmak gibi bir şey söz konusu dahil edilemez çünkü kutsal hemen devreye sokularak keskin bir ayrıştırmaya tabi tutarak bir eliminasyon yapılır ki bu da aslında amaca matuf bir cabadan ziyade kendi iktidar alanını kuvvetlendirmeye yönelik bir icraattır. Burada toplumlar için korkunun perdelendiği mecburiyetler hasıl olur. Böylelikle kendi anlayışından başka hiçbir şeyi tercih etmekten başka bir şey söz konusu dahi edilemez.

Fakat yine bu durum ne kadar dayatılırsa dayatılsın zaman farklılıkların ve tercihlerin çoğaldığı; hayatın farklı veçheleri içinde yol alındığı ve bu dayatmaların hiçbir şey yapamadığı ve hiçbir şeye yaramadığı herkes tarafından görülmektedir. Peki, bu neden yapılır? Sadece kendi küçük menfaatleri için çok uzun soluklu hedefleri baltalamak için yapılır. Onun için topluluklar kısa mesafeli ve anlık duygularla hareket ettikleri için o anki duygularını tatmin etmek isterler ve bunu icra edenler de buna itibar ederler. Ne yazık ki bu tarz küçük hesaplar uzun soluklu yolculuklarda kuşaklar arası bilgi tecrübe ve emanet aktarımlarında problemlere neden olur. İlkelerin belirleyiciliği ve bağlayıcılığı birçok kez ihlal edildiği için bu aktarımlar sağlıklı gerçekleşmez. Üstelik kaos ortaya çıkartıldığı gibi derinleştirilerek kangren haline gelir.

Onun için usul ve esasların belli olduğu neyin nasıl gerçekleşeceğinin belli olduğu bir kurallar silsilesine ihtiyaç var. Şayet sadece kaide ve kurallar muarız olarak görülenler için bir ayıklayıcı görevi görüyorsa bu işlevsizlik nihayetinde hakkaniyeti, samimiyeti ve bununla beraber bütün ölçüleri ortadan kaldırdığı gibi ölçütleri de değersizleştirir. Bu durumda yeniden hareket edebilmenin ve sözü güçlendirmenin imkânı ortadan kalkar. Bu bakımdan kaidelerin işlev kazandığı ve sözün güçlendirildiği yerde eylemler de amaca uygun hale gelir. İşte o vakit toplumun duyma, anlama ve ikna olma eşiği aşılır ve mesaj muhataplarda en büyük yankısını bulur. Samimiyet ile hareket edildiğinde aşılamayacak engel yoktur. Yeter ki öz saygı ve nezaket kaybolmasın. Biraz neşe ise verimliliği zirveye taşıyacaktır. Hoşça bakın zatınıza.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?