Semavî dinler mi?

Misyonerlik projesi “Dinlerarası Diyalog” fitnesinin kabul görmesini temin için “ehl-i kitap, ortak ata İbrahim, İbrahimî dinler ve semavî dinler” kavramları istismar edilmekte ve sanki asliyetini korumuş, ilahî kaynaklı ve eşit üç din varmış gibi “Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet” birlikte telaffuz edilmektedir. “İbrahimî dinler ve üç semavî din” kavramlarıyla varılmak istenen üç dini aynileştirmektir.

Müslümanları ikna edebilmek için ayrıca Kur’an-ı Kerim’deki iki ayet bağlamından kopartılmakta ve dinler arası diyalog fitnesine dayanak oluşturulmaya çalışılmaktadır. Pazartesi günkü, “İbrahimî Dinler Projesini Tenkid” yazımızda bağlamından kopartılan Maide Suresi, 82’nci Ayet’i açıklamıştık. Bugün ise Bakara Suresi, 62’nci Ayet’i konu edineceğiz.

Bakara Sûresi, 62’nci Ayet’i bağlamından kopartılarak bu ayet üzerinden Yahudi ve Hıristiyanların da cennete gireceği konusu gündeme getirilmiştir. Ayet-i kerimenin tefsirinde hiçbir gerçek İslâm âlimi, Yahudi ve Hıristiyanları ehl-i necat gösterecek bir mana vermemiştir. İslâm tarihi boyunca bu ayeti istismar eden birkaç kişi de Kur’an-ı Kerim’in anlam bütünlüğüne bakmadan, nesih-mensuh, sebeb-i nuzül, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) konu hakkındaki açıklamalarını muhtevi hadis-i şeriflerini dikkate almadan tefsire kalkışmıştır.

Bakara Sûresi, 62’nci Ayet’teki, “Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir” ayetindeki “Rableri katında ecir alacak Yahudi ve Hıristiyanlar”, Peygamber Efendimizin risaletinden önce gelmiş, şirke düşmemiş ehl-i fetret kimselerdir. Gerek Kur’an-ı Kerim’in anlam bütünlüğü, gerek Peygamberimizin (S.A.V.) konu hakkındaki açıklamalarını muhtevi hadis-i şerifler dikkate alındığında Yahudi ve Hıristiyanların kâfir olduğu ve Peygamberimizin risaletinden sonra Yahudi ve Hıristiyanların Allah-u Teâlâ’ya ve Muhammed Aleyhisselam’a iman etmeden asla kurtuluşa eremeyecekleri açıktır.

Peygamber Efendimizin (S.A.V.) kendi döneminde yaşayan Yahudi ve Hıristiyanları İslâm dinine çağırması da Yahudi ve Hıristiyanların İslâm’sız kurtuluşa eremeyeceklerini göstermektedir. “Ey Resulüm de ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize gelen, Allah’ın Peygamberiyim. O Allah ki, yer ve göklerin tasarrufu O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, öldürür ve diriltir. Onun için hem Allah’a hem de bütün kelimelerine iman getiren o ümmi Peygambere, Resulüne iman edin ve o Peygambere uyun ki, doğru yolu bulasınız.” (A’raf, 157-158) Ayet-i kerimede istisnasız bütün insanlar Allah-u Teâlâ ve Peygamberine iman etmeden doğru yola eremeyeceği, kurtulamayacağı bildirilmektedir. “Biz seni bütün insanlara bir rahmet müjdecisi ve azap habercisi olarak gönderdik” (Sebe, 28) ayeti, Peygamberimizin (S.A.V.) tüm insanlık için gönderildiğine işaret eder. Yine, “O halde Allah’a, O’nun Peygamberine ve indirdiğimiz O nura (Kur’an’a) iman edin” (Tegabûn, 8) ayetinde Yahudi ve Hıristiyanlar istisna tutulmamıştır.

Kur’an-ı Kerim’in anlam bütünlüğüne bakıldığı zaman görülecektir ki, Yahudi ve Hıristiyanların kâfir oldukları, şirk konusunda müşriklerle eş tutuldukları, bu zümreyle dostluğun yasaklandığı görülecektir. Yine Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde Peygamber Efendimize (S.A.V.) iman edilmesi gerektiği anlatılır. Yani Kur’an-ı Kerim’in anlam bütünlüğü bunu göstermektedir.

Peygamberimizin (S.A.V.) davetine icabet etmeyenler ve günümüzdeki Yahudi ve Hıristiyanların şirk ehli ve kâfir oldukları Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktadır: “Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oğludur dediler, Hıristiyanlar da Mesih Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini), önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl sapıyorlar!” (Tevbe, 30).

Yahudi ve Hıristiyanlar, “kendi kitaplarının aslına göre amel-i salih” işlemesi, Kur’an-ı Kerim’deki ayetlere, hadis-i şeriflere, akla ve mantığa aykırıdır. Eğer ehl-i kitabın kendi kitaplarının aslı mevcut olmuş olsa, Kur’an-ı Kerim’de, “Ey ehli kitap, kendi kitabınızla amel ediniz” manasına gelebilecek ayetlerin olması gerekirdi. Tam aksine Kur’an’da, “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa-benimserse, asla ondan kabul edilmez. O âhirette de kayba uğrayanlardandır” (Al-i İmran, 85) ve “Hiç şüphesiz din, Allah katında İslâm’dır…” (Al-i İmran, 19) ayetleri başka bir dine ve kitaba açık kapı bırakmamaktadır.

Sabiilere gelince. Yıldızlara tapan Sabiiler, kurtuluş ehli olsaydı Kur’an-ı Kerim’de İbrahim Aleyhisselam kıssasında bu zümrenin inanışı reddedilmezdi. Bahse konu kıssada “yıldızlara tapmanın” şirk olduğu şöyle anlatılmaktadır: “Gecenin karanlığı çökünce o (İbrahim A.S.), bir yıldız gördü, “Rabbim budur” dedi. Yıldız batınca, “Ben batanları sevmem” dedi. Sonra, ayın doğduğunu görünce de, “Bu benim Rabbim” dedi. Ve o da batınca “Hiç şüphe yok, Rabbim bana hidâyet etmezse ben de mutlaka o sapıklar güruhundan olacaktım” dedi. Sonra güneşi doğar vaziyette görünce de “Bu benim Rabbim”, bu, hepsinden de büyük!” dedi. Fakat batınca da (şöyle) söylemişti: “Ey kavmim! (Gördünüz ya, bunların hepsi fani ve mahlûktur). Ben sizin (Allah’a) eş koştuklarınız nesnelerden tamamen uzağımdır. Ben, Hakk’a eğilerek, yüzümü göklerle yeri yaratana döndüm ve ben, müşriklerden değilim!” dedi (En’am, 76-79).

(devam edecek)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Tarım Kredi Kooperatifi marketi fiyatları pahalı mı?