Hedeflenen “Pelte İnsan” inşa ediliyor

Yaz mevsiminin gelmesiyle insanlarda bir tatil telaşesi, bir olduğu yerden kaçma, yıl boyunca çok yorulmuş (!) oldukları dinlenebilecekleri bir yer arayışı başlıyor. Kapitalizme küfrede ede geldiğimiz nokta İslami (!) bilmem kaç yıldız otellerde tatil planlamaları, deniz kıyısı olmasa da termal otellerde şifa kürleri. Bir Müslüman artık iş hayatını geçtik her alanında teslim var olan sisteme. İster gönüllü ister gönülsüz! Öyle yüksek perdeden dinlemeye devam ettiğimiz hocaların sohbetinden yola çıkarak haftada bir iki saat sohbetlere ayırdığımız zamanlarla, bir cemaate, bir gruba mensup olduğumuz için kendi vicdanlarımızı rahatlatmayalım. Hayatımızın hangi aşamasında Allah’ın emirleri hüküm sürüyor? Dinin hangi sınırlarını kendimize sınır belirliyoruz? Sabah namazının cemaatine bakarak ülkenin durumunun vahametini ölçebiliriz? Hanginiz sabah namazını cemaatle kılıyor beyler?

Yaz mevsiminde teşkilatın çalışma hızının düştüğü zamanlar Erbakan Hoca’m komünizmi örnek verirdi. Komünizmde istenen verimi elde edemeyince yöneticiler durumun “neden” böyle olduğunu sorduğunda aldıkları cevap yaz ise mevsim kurak geçti, kışsa yağış fazla oldu, olurdu. Ve yöneticilerin sorusu, “Hep bahaneler hep bahaneler! Peki, ne zaman çalışacaksınız?” Erbakan Hoca’m bu konuyu hatırlatıp teşkilatlara, “Peki, siz ne zaman çalışacaksınız?” derdi. Yani bahanelerin teşkilat mensuplarını bağlamadığını her şart atlında, her mevsim cihat çalışmasını yapmak zorunda olduğunu hatırlatırdı.

Biz de bu hatırlatma mevzuu üzerinden kendimizce hatırlatma görevimizi yerine getirelim. Bu sıcak yaz günlerinde herkesin dünya nimetlerine daldığı (ve kapitalizmin istediği şekilde) şu günlerde rahatınızı bozacağız. Ve insan unutma maluldür diyerek birbirimize hatırlatma, nasihat etme emrini ifa etmeye çalışacağız.

Erbakan Hoca’mız yaz, kış, bahar demeden her platformda anlattığı o konuyu hatırlatalım. Erbakan Hoca’mız ülke olarak ümmet olarak geldiğimiz noktanın planlamacısı olarak Mısırlı Hahambaşı Haim Naum’dan ve onun doktrininden bahsederdi. Osmanlı’nın yıkılışı, Osmanlı’dan sonra Osmanlı’nın etkisi altındaki coğrafyalarda olanlar, yaşadığımız yüzyıla ve Anadolu’ya şekil veren ve dahi hâlâ hedefinin tamamlanması için çalışılan Haim Naum doktrini. Bu tatil sezonunda hatırlatarak canınızı sıkıyoruz fakat eğer bu doktrinin hedefleri tamamlanırsa kendimizi atıl bırakmayı planladığımız tatil günlerimiz ve bir varlığımız kalmayacak.

Erbakan Hoca’mızın döne döne anlattığı,  “Aç bırakacaksın, işsiz bırakacaksın, borca esir edeceksin, dininden uzaklaştıracaksın, böleceksin, böldüklerini birbiri ile çarpıştıracaksın ve yumuşak lokma hale getirip yutacaksın.” Naum doktrini hangi aşamaya geldi bir gözden geçirelim. Ve en önemli maddesi olan “Dininden uzaklaştıracaksın” maddesi üzerinde duralım.

Naum doktrininin gerçekleşmesi için yıllardır oyuncular ve aktörler değiştirilerek devam ettiğine şahidiz. Ülkemizin bulunduğu coğrafi konum olarak hiç bir sanayi üretimi bile yapılmasa aç kalmayacak ülkemiz şu an pirincini, mercimeğini, buğdayını hatta ve hatta samanını dış ülkelerden ithal ediyor. Çocukluğumuzda ilkokulda coğrafya dersinde anlatılan “kendi kendine yetebilen yedi ülkeden biridir” öğretisi son on-on beş yıl içinde tarihin sayfalarında yerini aldı. Peki, neden? Ülkenin coğrafi konumu mu değişti, bir yılda dört mevsim yaşanan iklimi mi? Yoksa bir takım küresel güçlerle yapılan anlaşmalar gereği verilen üretmeme sözü mü tutuldu? Bizim vatanımıza has olan çoğu tarım ürününe getirilen kotalar sebebiyle mi şu an birçok temel tarım ürününü dışarıdan ithal ediyoruz. “Paramız var ki, ithal ediyoruz” diyenleri Allah’a havale ediyoruz.

Naum doktrininin ikinci maddesine geldiğimizde ise tablo daha vahimleşiyor. İsrafın sadece yenilen ve giyilen nimetlerden ibaret görenlerin görmediği bir gerçek bu ülkede en çok yetişmiş insan israfı var. Ülkemizde hiç olmadığı kadar yüksekokul okumuş ama hâlâ hak ettiği işi ve ah ettiği karşılığı alamayan milyonlarca gencimiz var. Gençlerimiz piyasada iş bulamayınca bir umut olur diye kamuya yerleşmeye çalışarak ömürlerinin okuldan sonraki kısmını da bu sınavlara girmekte ve kurslarına gitmekte harcıyor. Lise diploması olmadığı halde devletin en üst kadrolarında üç-dört yerden maaş alanlar bir yana birden fazla lisans düzeyinde eğitimini almış, nitelikli ama “dayısı” olmadığı için açıkta kalan gençlerimiz bir yana. Bu ülkenin gençlerinin ve insanının işsiz bırakılması bu doktrinin sonucudur. Bu sebebi bilmeden de sağlıklı çözüme gidilemez.

Diğer yandan ülke insanı borç ile ayakta kalıyor. Faizli kapitalizme 2002 itibarıyla tam eklemlenmiş ekonomimiz ile birlikte üretim alanından çekilen (özelleştirmeler ile neredeyse fabrikasız bırakılan) insanımız banka kapılarında ömrünü çürütmekte. Bir bankanın borcunu diğer bankadan aldığı kredi ile kapatarak ayın sonunu görmeye çalışmakta. İcrada birikmiş arabalar, evler kelepir fiyatına elden çıkarılmakta.

Ve en dehşet madde “Dininden uzaklaştıracaksın!” En başından beri amaçlanan insanımızın dininden uzaklaştırılmasıydı, Osmanlı’nın Tanzimat döneminde “Terakkimize (ilerlememize) dinimiz engeldir” ile başlayıp Cumhuriyet’in ilk yılları tüm şekillerinden uzaklaştırmaya çalışılarak (alfabesinin değiştirilmesi, kıyafet kanunları, ezanın asli şeklinin yasaklanması, İslamı hatırlattığı için Türk modeli ev yapımının yasaklanması, klasik Türk müziğinin yasaklanması ve bunun gibi Millî Gazete okurlarının daha fazla malumat sahibi olduğu diğer konular) yasaklama çalışmaları ve bunlarla istenilen başarılamayınca ülkenin kendi evladı olarak gördüğü imam hatip mezunları ve dindar (!) nesillerin elleriyle yirmi yıldır yasaklamadan sözde serbest bırakılarak insanımız dininden uzaklaştırılmıştır. Bunun birçok örneğini görüyoruz. En çarpıcı örnek de yaşadığım şu oldu: Kendisi imam hatip mezunu olan, ilahiyat okuyan, belirli cemaatlerin kurs eğitimlerinden de geçmiş kendince İslam dinine dair bilgileri hem ailesinden hem de formal olarak eğitim kurumlarında almış bir kişi İslam’ın en temel emri olan “emri bil-maruf nehy-i anil- münker” emrini yerine getiren Müslüman kardeşine, “Sen artık bizi uyarma. Ben kendimi kurtaracak kadar dinimi yaşıyorum. Senin uyarıların bizi rahatsız ediyor” diyecek seviyeye gelmiştir. Son yirmi yıldır insanımız Naum doktrini çerçevesinde dini kendince yaşayan kişiler eliyle, yaşadığı yerdeki kötülüklere ses çıkarmayacak ki, -buna ılımlı İslam deniyor- kişilerce temsil ediliyor zannıyla milletimiz ve gençliğimiz uzaklaştırılıyor.

Yirmi sene önce bu ülke hakkında konuşulurken % 99’u Müslüman şeklinde tanımlanırdı. Nüfusun geriye kalan gayrimüslim halkı da kendini Müslüman kültürün bir parçası olarak tanımlardı. Şu an ülkemizde din artık dini yaşamakta hassas olanların bile ne kadar gündeminde, soralım? İnsanlar kendilerini hiç olmadığı kadar rahat bir şekilde ateist, deist şeklinde tanımlayabilmekte, ateist imamlar memur olarak imamlık yapabilmekte, dini hassasiyeti taşıdığını söyleyen kesimi “insan hakları” sınırında Allah’ın hoş görmediği şeylere “hoş görülü” olabilmekte.

Beyler, bayanlar! Tatil tadınız kaçar mı ama Erbakan Hoca’mın deyimiyle toplumumuz “pelte hale gelmiş, yumuşak lokma” haline gelmiş değil mi? Haim Naum, hedeflerinde önemli bir aşmaya gelmiş durumda değil mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

03

Nesrin Ç. - Çok yerinde anlamı büyük yazı (anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az) Elif kardeşim Eline kalemine sağlık

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 09 Temmuz 08:13
02

Arifasya - Ulkenin haline otur agla kalk agla.cunku ulkede bir aglama hurriyeti var....

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 08 Temmuz 21:48
01

YUNUS - ALLAH RAZI OLSUN ÇOK GÜZEL KONULARA TEMAS ETMİŞSİNİZ.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 08 Temmuz 13:46


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?