Reklamı Kapat

Düşmanı dost bilmek, altını dost bilmekten iyidir

Nizamü’l-Mülk diye ün salan, asıl adı Hasan bin Ali bin İshak et-Tûsı olan ve Alpaslan ile oğlu Melek/Melik Şah’a vezirlik yapan, devlet idaresi biliminde en ön safta yerini alan Siyasetname’sinde, dost ve düşman sevgisinden daha fazla altın/servet sevmenin yanlışlığını anlatır Alpaslan ve oğlunun şahsında herkese.

“Allah dostu olan Ebu Ali el-Dekkak, Horasan Valisi Ebu Ali İlyas’ı ziyareti esnasında Vali, Bana nasihatte bulun” der.

Ebu Ali Dakkak, “Sana bir şey sorsam samimâne cevap verir misin? ” dedi.

Vali, “Tabii ki veririm” dedi.

Ebu Ali Dakkak; “Peki söyle bakalım, altını mı yoksa düşmanı mı daha çok seversin?” diye sordu.

Ebu Ali İlyas, “Altını daha çok severim” dedi.

Vali, “Öyleyse nasıl oluyor da o kadar sevdiğin altını bu cihanda bırakıp, hiç hazzetmediğin düşmanını ahirete kendinle götürüyorsun?

Vali’nin gözleri doldu ve ağlamaya başladı. “Çok yaman bir öğüt vererek gaflet uykusundan uyandırdın beni” dedi.

Nizamü’l-Mülk, bir olayı da Gazneli Sultan Mahmud’dan örnek veriyor:

“Rivayet olunur ki Sultan Mahmud’un çok da alımlı bir yüzü yoktu, dahası yakışıklı da sayılmazdı. Değirmi suratlı, sivri burunlu, kuru, uzun gerdanlı köse biriydi. Öte yandan sürekli toprak yediğinden sebep beti benzi atmış idi. Babası Sebuk-Tekîn cihandan göçünce kendisi tahta geçmiş, Hindistan ve Horasan onun hâkimiyeti altına girmişti. Günlerden bir sabah vakti kendi odasında, önünde ayna ve tarak, seccadesine kurulmuş, namazını eda etmekteydi.

Dua ve zikirlerini eylerken odanın kapısından Şemsu’i Küfât Ahmed bin Haşan girivererek temenna ile hükümdarı selamladı. Sultan Mahmud tesbihatını yaptığı için ona başıyla oturmasını işaret etti.

Sultan Mahmud, Ahmed Hasan’a, “Aklımdan şimdi ne geçtiğini biliyor musun?” diye sordu.

Ahmet Hasan, “Efendimiz daha iyisini bilirler” dedi.

Sultan Mahmud, “Yüzümün çirkinliğinden ötürü halkın beni sevmemesinden korkmaktayım. Halk öteden beri yüzü güzel padişahlardan hazzetmiştir” dedi.

Ahmed Hasan; “Şevketli efendimiz, öyle bir şey yap ki kadın, çocuk, zengin fakir cümle halk seni canlarından çok sevip emrinle kendilerini ateşe ve suya atmaya amade olsunlar” dedi.

Sultan Mahmud, “Nasıl bir şey yapayım” diye sordu.

Ahmed Hasan: “Altını düşman say ki cümle âlem seni saysın.” Sultan Mahmud bu sözü takdir eyleyerek, “Bu sözün altında bin hikmet gizlidir” dedi.

Sonrasında Mahmud cömertçe ihsana koyulunca cümle halk hayır dualar ederek onu sevmek durumunda kaldı. Onun inayetiyle büyük işler ve fetihler oldu. Sümenat’a yürüyerek hududunu oraya kadar genişletti. Menât’ı da zapt ederek orada hâkimiyetini kurdu ve Horâsân mülkünü de ele geçirip hüküm sürdü ve ardından Semerkand’a doğru ilerleyerek Irak’a geri döndü.

Bir gün Ahmed bin Hasan’a, “Dediğin o sözü kulağıma küpe eyleyeli beri iki cihan bana râm olup hâkimiyetime geçti. Dinarı tahkir ettiğimden ötürü iki cihanda takdir olundum” dedi.

Mahmud’dan evvel hiçbir hükümdara “Sultan” denmemişti. (Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun) İslam ve küfür beldelerinde “sultan” olarak namlandırılan yegâne kişi Mahmud’dur.

Bu unvan kendisinden sonra gelenek haline geldi. Sultan Mahmud, kalbinde,

Allah korkusu taşıyan,

Adaletli, yürekli, gayetle akıllı,

İlim sever, sağlam fikirli, din-i pir-ü pak ve gazi bir hükümdar idi. Güzel zamanlar adil hükümdarların hüküm sürdüğü zamanlardır. Adalet hâkim olunca ihsan da hâkim olur. Nitekim adaletin olduğu yerde civanmertlik de vardır.

Peygamber Aleyhissalatu Vesselam buyurur:

“Adalet, dünyanın izzeti ve sultanın gücüdür.” (Hadisin kaynağı bildirilmemiş.)

Sevgili Peygamberimiz ve bütün peygamberler görevleri için insanlardan ücret istememişler ve bunu açıkça beyan etmişler:

"Bunun için sizden hiç bir ücret istemem. Benim ücretim alemlerin Rabbine aittir." (Şuara Süresi, Ayet 26/109, 127145, 164,180)

Hazreti Ebubekir de ücret almamış.

Hazreti Ömer, Yemen’den İran’dan, Şam ve Mısır’a kadar yönetimle meşgul olduğundan evinin geçimi için ücret verilmesi teklifini kabul etmiş ama kendi ücretini asgari ücret olarak ilan etmiş.

Ben bu olayı, halen yazmaya devam eden ünlü bir sosyalist yazara anlattığımda,

“O zaman kimse yönetime gelmeyi istemez ki”

dediğinde ben de ona İslam’da orası hizmet yeridir, zengin olma yeri değildir” demiştim.

Sevgili Peygamberimiz buyurur:

Ebu Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadiste Allah Rasülü, “Bir saatlik adalet, gecesi nafile namazla, gündüzü nafile oruçla geçen altmış yıllık ibadetten daha hayırlıdır” buyurur. (Isbahani, et-Terğıb ve  et-Terhib, Hadis no: 218)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder

# Altın

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?