Köyümüze dönme vakti

İş hayatının vermiş olduğu yoğunluk yetmiyormuş gibi büyük şehirlerin kalabalıklığından kaynaklanan ve hayatı felç eden trafik sorunu, insanları istifler gibi üst üste yığan rant anlayışı derken büyükşehirlerde yaşayan insanlar nefes alamaz duruma geldi iyice. Bu da yetmiyormuş gibi şehrin nefes alan ağaçlık alanlarını yok ediyor, denizlerini kirletiyor, kendi mülkümüzmüş gibi zarar veriyoruz. Kaldı ki insan kendi mülküne bu kadar kolay zarar veremez. Böyle bir ortamda büyükşehirlerin insanları hem madden hem de manen nefessiz kalmakta.

Bedeni nefessiz kalan, ev ve iş arasında koşturan insanın bedeni hastalanmakta, bu koşturmacada düşünme ve tefekkür etme imkânı olmayan, zihni bulanıklaşmış insan kendini ve yaratılış gayesini de unuttuğu için ruhu derin acılar çekmekte. Böyle böyle büyükşehirlerin sokaklarında ruhsuz, sert ve yorgun bakışlı, tahammülsüz insanlar çoğalmakta, bu ortamda yürürken insan yorgun şehrin insanlarına çarpmaktan imtina etmekte.

Şehirden biraz olsun uzaklaşınca yeşil ve uçsuz bucaksız ovalar karşılıyor bizi. Özellikle araba veya otobüs yolculuğu yaparken gittikçe bitmeyen, ucu bucağı gözükmeyen o yemyeşil arazilerin masmavi gökyüzü ile kucaklaşmasını izlerken neden diyor insan, neden bu kadar güzel ve geniş topraklarımız varken üst üste yığılıyoruz büyükşehirlerde? Neden kendimize bu eziyeti yapıyor, neden nefesimizi kendi ellerimizle kesiyoruz?

Biraz daha uzaklaşıyor, gideceğimiz yere varıyoruz. Orada ağaçların hışırtısı, rengarenk çiçekler, çeşit çeşit kuş sesleri, cırcır böcekleri, rüzgârın ve denizin ahenkli dalgaları, yeşilin ve mavinin tonları… Tüm kâinatın zikrine şahit oluyoruz. Nasıl da rahatlıyor, Rabbimizin bu yarattıkları karşısında adım başı “Sübhanallah” demekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Büyükşehirlerin yaptığı en büyük kötülük, bizi bu güzelliklerden alıkoymaktır. Fıtratımıza aykırı bir şekilde imar edilmiş, betonlaşmış, yaşamın tüm tonlarının silinip grileştiği böyle bir ortamda insan nasıl tefekkür edebilir? Bulanıklaşmış zihniyle yeni düşüncelere nasıl dalabilir? Adeta bir yarış sahasında gibi koştururken yaptığı ibadetlerin tadını nasıl alabilir? Ruhu nasıl dinlenebilir?

Modern dünya anlayışının şehirlerimizi istila ettiği yetmiyormuş gibi, şehrin yorgunluğunu giderebilmemiz için elimize tatil kavramını sıkıştırmış. Sorgulayacak, düşünecek mecali kalmamış bizler, şu yorgun ve ruhsuz ortamdan uzaklaşarak biraz olsun kendimizi tedavi edebilmenin yolunu tatilde aramaktayız. Şehrin o kalabalık, o yoğun hayatından çıkarak bir tatil beldesinde hiçbir şey yapmaksızın, sadece nefsi eğlendirerek dinlendirebileceğimiz yanılgısındayız. Oysa insan, başıboş kalarak da iyileşemez.

Seyahate çıkmanın, insanı iyileştiren bir tarafı vardır. Bu yüzden de seyahate çıkınız, sıhhat bulunuz denmiştir. Peki bu seyahat nasıl bir seyahat biçimi olmalıdır? Bir tatil paketi alarak yola çıkıp, nefsimizi mi eğlendireceğiz? Yoksa hem madden hem ruhen iyileşeceğimiz bir yolculuğa mı çıkacağız? Yakın zamana kadar iş yerinden alınan izinler memlekete sıla-i rahim amaçlı kullanılmakta, gitmişken de doğada zaman geçirilmekteydi. Böylelikle insan hem sevdiklerini görüyor hem de doğanın zikrine tekrar şahit olduğu için ruhu şifa buluyordu. Ruhu iyileşen insanın zaten bedeni de dinleniyordu.

Modern şehir hayatı bizi ele geçirip çok katlı gri şehirlere hapsetmekle yetinmeyip, sıla-i rahim ve seyahat gibi güzel hasletlerimizi de elimizden alarak tatil kavramı ile bizi hapsetmektedir. Gönüllü köleliğimize yeni hizmetler eklemek onun için zor olmasa gerek. Bir kez daha anlıyoruz ki, kurallarını bizim koymadığımız, bizim medeniyetimizle yoğrulmayan, başka coğrafyalardan ithal edilmiş her türlü anlayış bizi yormakta, köklerimizden kopartarak öldürmeye teşebbüs etmektedir…

Şimdi önümüzde iki seçenek var… Boynumuzu büküp “bir gün birileri bu düzeni nasıl olsa değiştirir” diyerek gönüllü köleliğimize devam mı edeceğiz? Yoksa zincirlerimizi kırıp köylerimize, kendi topraklarımıza geri mi döneceğiz? Sizce de köylerimize dönme vakti gelmedi mi?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selime Sümeyye Abatay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Arifasya - Maalesef sehir hayati insana,Allahi unutturuyor.kirsala cikinca insan uyanmaya basliyor.velhasil beton insana Yaraticiyi hatirlatmiyor fakat bir agac oyle mi?

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 06 Temmuz 20:22
01

Okur - Hadi gel köyümüze geri dönelim,

Fadime'nin düğününde halay çekelim.

Güzel bir türkü.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 06 Temmuz 13:15


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?