Reklamı Kapat

Çaylak-leylek ve Ümmet-i Necip

Osmanlı’nın mütefekkirlerinden Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi’ye konuşuyor:

“Sen de dinini, devletini ve milletini seversin, ben de. Lakin tüm insanlarda görüş ve düşünce bir açıda birleşemez. Sen olayları başka açıdan görürsün ve başka bir düşünüşle tartıp yorumlarsın, ben başka. Bu gibi görüş farklılıkları şüphesiz çok faydalıdır; çünkü gerçekler her zaman bu tür tartışmalardan/münazaralardan ortaya çıkmıştır.”

Derler ki, Namık Kemal,

Durur ahkâm-ı nusret

İttihâd-ı kalb-i millette;

Çıkar âsâr-ı rahmet,

İhtilâf-ı re’y ü ümmetten.” Beytini yine kendi yönünden böyle izah etmiştir.

Bir Türkçe öğretmeni de “Zafer hükümleri milletin gönül birliği halinde olması ile mümkün olur. Fikir ayrılıklarından da rahmet eserleri ortaya çıkar” cümleleriyle açıklar sınıfına bu beyti.

Gönül birliğimiz nerde?

Hangi fikir ayrılıklarımızdan bekleyeceğiz rahmeti?

İktidar, varlık sebebi itiraz etmek, tenkit etmek ve engelleme yapmak olan ve bu görevindeki başarısı ölçüsünde iktidara adaylığına halkın geçit vereceği muhalefeti, yönettiği millete doğrudan şikayet ediyor.

“Bunlar tam manasıyla çaylak. Devlet yönetimi nedir, haberleri yok.”

“Devletlerde devamlılık esastır, bunlar devlet terbiyesi de görmediler.”

“Söke söke bu paraları uluslararası tahkim yoluyla da alırlar.”

Muhaliflerini neden ve üstelik tam manasıyla vurgusunu yaparak “Çaylak” kuşuna benzetir Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan?

Çaylak kuşunun mecazi manasındaki toy ve deneyimsizlikle muhalefeti anlatmak, AKP iktidarını usta ve tecrübeli gösterecekse, hangi kuşla etiketleneceği –mesela akbaba gibi, ki ABD’nin armasıdır, Kartal gibi, ki Beşiktaş’ın ve Millet Partisi’nin simgesidir, yahut Leylek gibi, ki iyi lak lak eder - sorusunu  getirir akıllara.

Söz konusu devlet yönetimi olunca, devlet terbiyesi olunca muhalefet partilerinin mensupları, evet doğru; biz ne isterlerse vermeyeceğiz, parsel parsel sattırmayacağız derlerse ve kandırılamayacaklarını iddia ederlerse, kim nerden neyi söke sökecektir?

AKP’yi bu klasik anlatımın ötesinde de anlatmak mümkün. Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu’nun söyledikleri gibi.

“Bugün yolsuzluk, rüşvet, rant, itibar uğruna israf etmek, adam kayırmak ve bir kişiye sorgusuz sualsiz itaat, AK Parti’nin kaderi olabilir ama Türkiye’nin kaderi değildir.”

AKP’nin 20 yıllık iktidarı sonunda geldiğimiz Yeni Türkiye günlerinde bu tartışmalar yapıladursun, eski Türkiye’de bakın neler neler olmuş.

Eski Türkiye’nin Ziya  Paşa’sı,

“Asiyâb-ı devleti bir har da olsa döndürür.” diyerek, adına “Harname”ler yazılan ve Nasreddin Hocamızı taşıyan hayvanın, devlet çarkının dönmesine verdiği emeği tarihe böyle kaydettirmiştir. Yani yeri gelince nasıl “Çaylak” kuşu kullanılıyorsa, eski Türkiye’de de lüzum hasıl olduğunda “mesel” Barış Manço’nun arkadaşım dediği hayvan üzerine bindirilmiş...

Çok eski Türkiye Osmanlı’nın son dönemlerini elbette tek anlatan Ziya Paşa değil. Kambersiz düğün olmaz demiş, Neyzen Tevfik de girmiş topa. O kadar ‘’Har’’lattılarki devlet değirmenini, birbirini çiğnemekten çarkı dönmez oldu, manası verilen eleştirel beytini bırakmış bize.

“Ol kadar har koştular ki

âsiyab-ı devlete,

Dönmez oldu çarh-ı millet

Çiğnemekten birbirin.”

Mademki çok eski Türkiye Osmanlı’dan aktarıyoruz yaşanmışlıkları; çok çok eskiye de gitsek olur şimdi.

İstanbul zapt edildikten sonra şairler kasideler yazıp Fethi kutluyor. Fatih Sultan Mehmet de kendilerine bol bol ihsanlar dağıtıyordu. Bir gün Anadolu’dan yeni gelmiş bir saz şairi de acemice yazılmış iki mısraı Sultana gönderdi.

“Devletli hükümdarım sabahınız hayrolsun,

Yediğiniz bal ile kaymak gezdiğin yer çayır olsun.”

Fatihin, şairi huzuruna davet edip pek çok ihsanlarda bulunması, iltifat etmesi, yakınlarının itirazına sebep oldu.

- Efendimiz dediler, bundan çok daha zarif ve mükemmel kasidelere daha az para verdiğiniz halde, bu cahil adamın iki satırına acaba neden bu kadar kıymet verdiniz?

Fatih Sultan Mehmet Han şu cevabı verdi:

- Bunu hepsinden daha samimi buldum. Çünkü adamcağız ömründe en lezzetli yiyecek olarak bal ile kaymağı biliyor. En güzel yer olarak da çayırı. Başka bir şey görmemiş ki, bana lâyık olanları ayırsın.”

Niçin mi haberdar ettik sizi; Fatih Sultan Mehmet ve saz şairinden? Cevabı basittir. Eski Türkiye’de anlatım, bilmekle doğru orantılıdır.

Biraz eski Türkiye’de oran var mıydı, bilemiyorum ama, Ecevit adıyla ünlenen bir “Oran Sitesi” vardı Ankara’da. Yeni Türkiye’mizde ise galiba “Orantısız güç” var. Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu söylüyor bunu.

“Bugüne kadar para bulmakta zorlandığında iktidar, birden bire bir kanun çıkarıyor, ‘Şu kadar döviz getirdiğiniz takdirde bu dövizin hesabı sizden sorulmayacak.’ Bu 7 kere çıkarıldı.”

Yeni Türkiye anlatımındaki orantısızlık izahına devam ediyor Sayın Karamollaoğlu başkan.

“Mafya-siyaset-medya üçgeninde ortaya atılan iddialar, hukuksuz ve karanlık işler, güç ve suç ortaklıkları artık mide bulandırıcı bir hal almaktadır. Esas endişe verici ve üzücü olan bu kadar kirli ortaklıkların ortalığa saçılmasına rağmen kimsenin kılının kıpırdamamasıdır.”

Çok eski Türkiye’nin yani Osmanlı’nın bir kıssasını yazdığımız Fatih’i, eski Türkiye’nin Cumhuriyet olduğu yıllarda da anlatılmış, yazılmış; okuyucularımızı haberdar eyleyelim.

“Bir yaz günü, Atatürk, eski İran Şahı ile Büyükada’ya, Yat Kulübe gelmişlerdi. Bahçede yanlarına Abdülhak Hâmit’i davet ettiler. Atatürk, büyük iltifatlardan sonra, Şah Hazretlerine bir şiirini okumasını rica etti. Hâmit, “Türbe-i Fatih-i Ziyaret” şiirini okudu:

Sensin ki ol şehinşeh,

Bu ümmet-i necîbe,

Emsâr bahşişindir,

Ebhâr yâdigârın!

Bugünkü dile çevirelim:

“Sen o padişahsın ki, asil milletine, beldeler bahşişin, denizler armağanındır!”

Ertesi akşam, tekrar kulübe gelen Atatürk, Hâmit’e:

- Niçin o şiiri okudunuz? Diye sorunca, şair, ince, fakat mağrur bir gülümseyişle şu cevabı verdi:

- Şah Hazretleri, padişah nasıl olurmuş, anlasınlar diye!”

İnternet sayfalarında, “Bu soylu ümmetin padişahı sensin ki, şehirleri bahşiş olarak dağıttın ona, denizleri yadigarın olarak bıraktın.” İzahıyla yer alan Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’undan “Kalan İstanbul”u korumak mücadelesindeki Saadet Partisi’nin Lideri Sayın Temel Karamollaoğlu’nun, İstanbul’a yapılmak istenene karşı duruşunun ilanını da yazımıza dahil ediyoruz.

Kanal İstanbul ihtirası ve inadı yüzünden ülkemizin ve insanımızın bir yüz yılı daha çalınmak isteniyor.”

Arif Erdel yazmış:

‘’Dayanamadım bir yorum yaptım mahalli bir yayına.

Kelkit Çayı, mahalli gazetenin adı.

Kelkit Çayı, Kelkit Çayı

Hani nerde pancarın

Camuşların da yok oldu!

Allah beterinden saklasın.

(Yapılan doğruları görmeyenlere, hainlerle bölücülerle ittifak edenlerin değirmenine su taşıyanlara vesaire, vesaire.)

Anında cevap vermiş o Arif insanımız...

Kelkit Çayı, Kelkit Çayı

Suyu nerden aldın?

Aldığın suyu dağıtırken

Ayırım yapmadın!’’

Kaybettiklerimizin ve yol yaptık, havaalanı yaptık, buzdolabı mı vardı, tüp kuyruklarında az mı bekledin savunmalarının özetlendiği bu küçük fıkra bugünkü son tat olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?