Yoksulluğun vurduğu çocuklar

GEÇTİĞİMİZ günlerde çocuk tacirleri tarafından kaçırılan Kenya’lı bebeklerin hikayelerini ele alan bir belgesele rastladım ve yoksulluğun diğer adının çaresizlik olduğuna inandım. Çocuklar anneleriyle birlikte sokaklara terk edilmişlerdi. Ne gariptir ki dünyada bir avuç azınlık, lüks ve şatafat içinde yaşarken kaynakları bu zümreler tarafından sömürülen onlarca insan sokaklara, tehlikenin kucağına itiliyor.

Sokaklara düşmek, tutunabileceğiniz hiçbir dalınızın kalmaması demektir ki  işte o noktada her şeyi oluruna bırakıp, karanlık bir tünele doğru ilerlersiniz. Açlığın, şiddetin, ölümün kol gezdiği sokaklarda günü kurtarmaya çalışırken hayaliniz sadece ruhunuzu ısıtacak ve güvenliğinizi sağlayacak sıcak bir ev olur.

Sokaklara itilmişseniz güvenliğinizi sağlamak için aldığınız önlemler sokak köpeklerine yönelik olmayacak, şeytanla işbirliği yapan canilere karşı olacaktır ve bu oldukça zordur. Zira caniler bütün hayatlarını kötülük üzerine kurmuşlardır ve siz attığınız her adımda bu kimselerin kurduğu tuzaklarla karşılaşırsınız.

Kenya’da açlığa, yoksulluğa ve sokaklara düşen anneler çocuklarını koruyabilmek için kanatlarını sonuna kadar açsalar da muvaffak olamıyor ve onları sokaklardan daha tehlikeli olan haydutlara kaptırıyorlar.

Bilindiği üzere sahip olduğu yer altı kaynakları ve jeostratejik önemi bakımından Afrika’nın en önemli ülkelerinden biri olan Kenya, küresel kapitalist güçler tarafından sömürülmekte ve yoksullaştırılmaktadır. Ülkede asırlardır devam eden sömürü faaliyetlerinin sonucunda birçok insan açlıkla yüz yüze geliyor ve sokaklarda yaşıyor. Ülkede temiz su kaynaklarına ulaşabilen nüfusun oranı Afrika ülkelerine göre daha iyi durumda, halkın %30’u sağlık hizmetlerinden faydalanabiliyor ve ancak buna karşın ateşli hastalıklar, içsel çatışmalar HIV virüsünün yayılması ve yoksulluk birincil sorun olarak devam ediyor. Evsiz anneler ve onların kanatları altında tuttukları çocukları ise ne yazık ki tehlikenin birincil hedefi haline geliyor ve birçok çocuk kaçırılıp kurban ayinlerinde kullanılıyor.

Yoksulluğun kapısından adım atmışsanız kayıplarınızın ardı kesilmez ve yakınlarınızı, tutunduğunuz dostlarınızı ve direncinizi kaybetmeye başlarsınız. Açlığın, yalnızlığın, dışlanmışlığın, şiddetin kol gezdiği bir ortamda nefes alıp vermek dahi müşkül hale gelir ve her şeyden korkar hale gelirsiniz. Evsizlerin yaşadıkları durumu uzaktan seyretmekle anlayamazsınız, her şeylerini kaybedip sokaklara terk edilen annelerin çocukları ile ilgili kaygılarının ne olduğunu bilemez ve hissedemezsiniz.

Akşam vakti herkes evinin yolunu tutarken ekmeği ve özgürlüğü çalınmış bir anne, Kenya sokaklarında çocukları ile birlikte nefes alıp vermeye çalışmaktadır. Onun öyle büyük hayalleri yoktur, çocukları ile birlikte yaşayabileceği sıcak bir yuva ve bir soluk özgürlüktür talebi, fakat eve hırsız girmiş ve ambarı boşaltmıştır. Ve anne şimdi çocuğu ile birlikte sokaklarda bir hayat aramaktadır.

Zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan Kenya, sömürülmüş, yoksullaştırılmış ve içsel çatışmaların içine sürüklenmiş bir ülke. Tarıma elverişli topraklara sahip olan ülkede açlık sınırında yaşayan ve hayatlarını sokaklarda sürdüren onlarca evsiz anne var. Çocuk tacirlerinin hedefinde yer alan evsiz bebekler yerli işbirlikçiler tarafından kaçırılıyor ve karaborsada satılıyor sonra da kurban ayinlerinde kullanılıyor, çocuk istismarcıların ve organ mafyasının eline geçiyor.

İzlediğim belgeselde evsiz bir anne başını yere eğmiş hem anlatıyor hem ağlıyor. İki çocuğu ile sokaklarda yaşadığını ve gece vakti çocuklarından birinin çalındığını ifade ediyor, hıçkırıyor, hıçkırıyor, hıçkırıyor… Sesini kimseye duyuramayacağının farkında anne,  çalınan bebeğinin geri gelmeyeceğinin bilincinde fakat ilk defa kendisini dinleyen birine rastlayınca içini döküyor ve tutamadığı yasını gözyaşlarına sarıp akıtıyor.

Sokaklara terk edilmiş, yoksullaştırılmış, mahrum bırakılmış, kıyıya itilmiş bir kadının mahrumiyetler içinde yeşeren annelik unvanı bütün kimliklerini bastırıyor ve “Yoksul olmamız, sokaklarda yaşıyor olmamız, kötü anne olduğumuzu göstermez” diyor… Sonra dilenerek büyüttüğü çocuğundan bahsederken derin bir ah çekiyor ve keşke çıkıverse, koşsa kollarıma ve ona sarılsam bunu dünyanın hiç şeyine değişmezdim diyor… Anne ağlıyor ve onu hainlerin eline düşmektense toprağa kendi ellerimle koysaydım, o zaman toprağına dokunur ve koklardım diyor. Fakat o da biliyor ki, tehlikeli bir yolculuğa çıkan bebeğin geri dönme şansı yok. Ama yine de umudunu yitirmiyor anne.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Seyfeddin - Yaşasın günü birlik icnide zevke sefaya dalmış dunyalaşmiş müslümanlar,cok yaşayın .bir gün uyanirsiniz fakat cok geç kalmış olursunuz..

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 30 Haziran 11:01


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?