Kamudaki israf…

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, ekonomideki esas sorunun enflasyon ve döviz kuru oynaklığı olduğunu söyledi geçenlerde ve bu koşullar altında gerçekleşen büyümenin de refah artışı getirmeyeceğinin altını çizdi. Ve fiyat istikrarını sağlama konusundaki tüm sorumluluğu da “kâğıt üzerinde” özerk, gerçekte ise hiç de öyle bir görüntü vermeyen Merkez Bankası’na attı.

Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamak için tüm politika araçlarını kullanmaya çalışsa, tüm eylemleri yerine getirmeye gayret gösterse bile, yüzde 5’lik “hedef enflasyona” varılacağı garanti görülmüyor, ekonomi yönetiminin yani siyasi iktidarın mevcut zihin yapısı göz önünde bulundurulduğunda…

Çünkü büyümenin “kalitesi” hiçbir zaman öncelenmedi bu siyasi iktidar döneminde. Salt rakama odaklanıldı, “rekor” kırıldığı algılarıyla kamuoyunun gözü boyanmaya çalışıldı ancak büyüyen ekonominin sokaktaki vatandaşın cebine yansımasının ne olduğuna kafa yorulmadı. Daha doğrusu, büyüdüğü söylenen ekonomide nasıl olup da insanların reel gelirlerinin gerilediğiyle ilgilenilmedi. Meselenin en önemli noktası gözlerden kaçırıldı.

Ortaya konan hedefe varılacağına olan inanç en başta ekonomi yönetimine güvenmekten geçiyor. Ancak mevcut anlayış, ekonomik gerçeklerden ve Türk ekonomisinin realitelerinden kendini soyutlamış vaziyette bir yol tutturmuş gidiyor.

“Enflasyonun sebebi faizdir, faiz düşerse enflasyon da düşer” önermesi, Türk ekonomisinin gerçekliğiyle bağdaşmıyor. Talimatla yürütülmeye çalışılan ekonomik dengelerin, aslında dengesizliklere neden olduğu gerçeği bir türlü dikkate alınmıyor. Piyasa dengesine göre değil de talimatla düşürülen faizin, orta ve uzun vadede çok daha yüksek bir faize neden olduğunu görmek için ne gerekiyor?

Devlet bütçesini ve ekonomi yönetimini “borçlanma” üzerine kuran bir anlayış, yükselen faiz yüzünden dipsiz bir borç sarmalına girildiğini de fark etmiyor muhtemelen. Eski borçları ve faizlerini ödemek için yeni borçların altına, hem de daha yüksek faizlerle girilirken ve enflasyonu düşürme işine en yanlış noktadan girişilmişken, nasıl olur da bu borç-faiz sarmalı kırılabilir acaba?

20 yıllık iktidar süresince bir sene bile denk bütçe yapamayıp veya yapmaya niyet bile edemeyip de, hâlâ ve hâlâ sıcak paranın bol olduğu günlerin alışkanlığıyla ama çok daha yüksek faizlerle borçlanmalara girişmek, ekonomi politikası sayılabilir mi? Denk bütçenin hayalini bile kuramayıp da 2021 yılı için 245 milyar lira “bütçe açığı hedefi” koymak dahi içinde bulunulan durumun özeti gibidir.

Dünyada sayılı yüksek enflasyona sahip ülkelerden biri olan Türkiye’de, TL’nin de değer kaybıyla beraber vatandaşın payına korkunç bir hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı düşüyor. Yönetenler bu durumu çözebilmek adına adımlar atmaktansa, bu realiteyi inkâr yolunu seçiyor, vatandaşların şikâyetlerini, dertlerini, sitemlerini dikkate dahi almıyor veya sert şekilde mukabelelerle geçiştiriyorlar.

Kamuda çifte maaş alan bürokratlar ayyuka çıkıyor, torpil, adam kayırma, partililere dağıtılan makamlar, belli bazı müteahhitlere teslim ihaleler vs. türünden birçok çarpıklık ortaya saçılıyor. Yetmezmiş gibi bir de kamu kaynakları etkin ve optimum şekilde kullanılmıyor, hesapsız kitapsız işlere “çılgın proje” vs. denilerek girişiliyor. Nüfusu ve gideni geleni belli olan şehirlere birkaç milyon yolcu garantili havaalanları yapılıyor, “hedef”in altındaki rakamlar müteahhitlere “garanti” olarak veriliyor.

Son olarak da apar topar gündeme sokulan ve kime, neye hizmet edeceği konusunda kamuoyunun hiçbir bilgisi olmayan Kanal İstanbul meselesinde de, “parasını ödemeyiz” diyen muhalefete “uluslararası tahkime gidip söke söke alırlar” gibi bir cevap veriliyor. Kamunun kaynakları, kamunun yani halkın menfaati için mi yoksa yeni yüksek faizli borçlanmalar ve bütçe açıkları pahasına birtakım müteahhitlere için mi yapılıyor sorusu geliyor akıllara.

Sözün özü, Bakan Elvan haklı, ancak eksik söylüyor. Ekonomideki en önemli sorun enflasyon ve döviz kuru oynaklığı, ancak kamudaki israf ve hesapsız harcanan kamu kaynakları da en az bunlar kadar önemli… Bunu görmezden gelmek, ekonomideki en önemli sorunlardan birini görmemek demek.

Bu şartlarda da geliri artırmayan büyüme realitesi de normal bir sonuç gibi görünüyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?