Reklamı Kapat

İbrahimî dinler projesi

Dinleri birleştirme ve dinlerarası diyalog projesini hayata geçirebilmek ve Müslümanları bu projeye ortak edebilmek için planlı bir ifsad çalışıldığı, bu ifsadın piar çalışması olmak üzere bazı kavramların bağlamından kopartıldığı; buna ilaveten Kur’an-ı Kerim’deki bazı ayetlerin de bağlamından kopartılarak yol alınmaya çalışıldığı görülmektedir.

Dinlerarası Diyalog projesinde piar çalışması için kullanılan kavramlar “Ehl-i Kitap, Semavî dinler, Ortak ata İbrahim ve İbrahimî Dinler” kavramlarıdır. Bu kavramları bağlamından kopartarak asliyetini koruyan, son, mükemmel ve üstün din İslâm ile, tahrif edilmiş, hükümleri mülga edilmiş, güncelliğini korumayan Yahudilik ve Hıristiyanlığı eş değer göstermek için kullanılan kavramlardan birisi “Ehl-i Kitap”tır.

Kur’an-ı Kerim’de sıkça geçen “Ehlü”l-Kitap” kavramı üzerinden Yahudi ve Hıristiyanlara ayrıcalıklı davranılması gerektiği fikri, alttan alta işlenmekte ve bu zümrelerle Müslümanlar arasında ünsiyet peyda edilmek istenmektedir. Bu bakımdan Kur’an’ın “Ehl-i Kitap” kavramına yüklediği anlamı vuzuha kavuşturmak gerekir.

“Ehl-i Kitap” kavramının sözlük anlamı, “Kitap ehli” ve “Kitaplılar” demektir. Kur’an’da 31 ayette geçen “Ehlü’l-kitap” tamlaması “İlâhî bir kitaba inananlar” anlamında olup, “Yahudi ve Hıristiyanları” tarif eder. Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de Yahudi ve Hıristiyanları -kendi aralarındaki benzer özelliklerinden dolayı- birlikte anlatmak istediği zaman “Ehlü’l-kitap” demekte, ayrı ayrı anlattığı zaman da Yahudiler için “yehûd”, Hıristiyanlar için “nasârâ” tabirini kullanmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen “Ehlü’l-kitap” kavramı sadece bir tanımlamadır. Bu kavramdan hareketle bugünkü Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa “hak din” muamelesi yapmak, bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları diğer kâfirlerden farklı görmek, İslâm’ın ruhuna terstir.

Eğer öyle olmamış olsaydı Kur’an-ı Kerim’de Yahudi ve Hıristiyanları müşriklerle eş tutan ayetler olmazdı. O ayetlerin birinde, “Gerek ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler” (Beyyine, 6).

“Ortak ata İbrahim” ve “İbrahimî Dinler” kavramları da Dinlerarası Diyalog fitnesinin piar çalışması olarak ortaya atılmıştır. Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın oğlu İsmail’in neslinden Müslümanlığın, diğer oğlu İshak’ın neslinden Yahudi ve Hıristiyanlığın tevarüs ettiği saikiyle “İbrahimî dinler” tabiri kullanılmaktadır. Bu zorlama bir tanımlamadır. Akrabalık üzerinden din tanımlaması yapılacaksa “hepimiz Adem’in çocuklarıyız” da denilebilirdi. Mesele başkadır. Asıl hedef, zürriyet üzerinden üç din arasında ünsiyet oluşturmaktır. Ancak bütün bu gayretler Yahudilik ve Hıristiyanlığın asliyetinin bozulması, tahrif edilmesi ve hükümlerinin mülga edilmesi gerçeğini değiştirmez. Bu sinsi plan Hz. İbrahim aleyhissalamı da sinsi planlarının bir parçası yapmak, bu yolla üç din arasında ünsiyet oluşturmaktır.

Kavramlar üzerinden dinlerarası diyalog fitnesine zemin hazırlanmaya çalışılsa da bunun mümkün olamayacağı yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de açıkça beyan edilmektedir.

Allah-u Teâlâ, Muhammed aleyhisselam’ın getirdiği İslâm’a ters düşen her dinin merdud (reddedilmiş) olduğunu, o din mensupları kendi dinlerinin bozulmamış halini öğrenip yaşasalar bile son Peygamber’e iman etmeden asla kurtuluşa eremeyeceklerini Ahzap Sûresi 157-158’inci ayetlerde şöyle bildirmektedir: “Ey Resulüm de ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize gelen, Allah’ın Peygamberiyim. O Allah ki, yer ve göklerin tasarrufu O’nundur. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, öldürür ve diriltir. Onun için hem Allah’a hem de bütün kelimelerine iman getiren o ümmî Peygambere iman edin ve o peygambere uyun ki, doğru yolu bulasınız” (A’raf 157-158).

Son Peygamber’in gelmesiyle bütün dinler son bulmuştur. Allah Teâlâ, İslâm’ın dışındaki dinleri kesinlikle kabul etmeyeceğini ifade ederek şöyle buyurur: “Her kim İslâm’dan başka bir din ararsa asla kabul edilmez ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olur” (Al-i İmran, 85). “Allah Teâlâ bu ayette İslâm’dan başka din arayanların isyan, sapkınlık ve hüsran içinde olduğunu belirtir ve şöyle buyurur: “Allah katında din, şüphesiz İslâm’dır” (Al-i İmran, 19). Başka bir ayet-i kerimede ise “Bugün kâfirler sizin dininizden yeise düşmüşlerdir. Artık onlardan korkmayınız, benden korkunuz, bugün sizin üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyet’i seçtim ve beğendim”. (Maide, 3) buyurmaktadır.

Allah-u Teâlâ “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir” (Tevbe, 33) buyurarak Yahudilik ve Hıristiyanlık da dâhil bütün dinlerden İslâm’ı üstün kıldığını bildirmektedir.

Kur’an-ı Kerim’in bu açık hükmüne rağmen İbrahimî Dinler projesiyle asliyetini yitirmiş, tahrif edilmiş, hükmü kalmamış Yahudilik ve Hıristiyanlıkla son, mükemmel, asliyeti bozulmamış ve üstün din İslâm’ı eşdeğer gösterme çabasına Müslümanlar dur demeli, bu oyuna gelmemelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, şayet Musa (a.s.) hayatta olsa idi, hemen bana tâbi olmaktan başka bir şey yapamazdı” buyurmaktadır. Hz. İsa, nüzul ettiğinde Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ümmeti olacaktır, yani Peygamberimize tabi olacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?