İktidar yoğalımı-ı

Türkçe “yoğalmak”tan türetilen “yoğalım” kelimesini, Arapça “rekm” kökenli olan yine Türkçe “teraküm” kelimesiyle küçük farklılıklarına rağmen, özellikle “iktidar” olgusu söz konusu olduğunda tercih ediyorum.

İktisat biliminin bir kavramı olarak, Ankara Hukuk Fakültesi’nin emektar hocalarından mütevazı kişiliğiyle çevresinde saygı uyandıran rahmetli Prof. Dr. Mahmut Koloğlu (rahmetle yâd ediyorum) önemine dikkat çekmek için, “sermaye terakümü” deyimini vurgulayarak kullanırdı. Ne var ki, Hukuk öğrencileri, hatta genel olarak hukuk öğretiminde İktisat dersi, “fuzuli”, yani pek önem verilmeyebilir bir ders şeklinde görülürdü. Bugün bile pek değiştiği söylenemez. Hukukun, mutlaka bağlantıya geçmesi zorunlu kültür bilimleriyle yeterli ölçüde ilişki kurmadığı takdirde ancak “teknik” düzeyde kalacağı ve hukukun varlığını, mahiyetini, kısaca hukuk kültürünü tam olarak tezahür ettiremeyeceği söylenmelidir. Elbette hukukun bir mantığı olduğu gibi, bir “tekniği”, şekli veçhesi, görünümü de vardır ve “usul” hukuklarının varlıkları bunun göstergesidir. Bu birkaç cümlelik bilgiyi hafızamızda tutarak, başlıktaki “iktidar” konusunu irdelemeye çalışalım.

Koloğlu’nun kullandığı “sermaye terakümü” deyimi, günümüzde “sermaye birikimi” şeklinde kullanılmaktadır. “Sermaye” karşılığı “anapara” kelimesinin bazen tercih edildiği de görülmektedir. “Teraküm”e ise, biriktirme, toplama, yığma veya üst üste yığma anlamları verilmektedir. Nitekim günlük yaşayış içinde “mal”, “servet” veya “para” başta olmak üzere biriktirme, toplama, yığma kelimeleri sıkça kullanılmaktadır. Sözgelimi savaş, kıtlık veya devrim ya da ihtilal gibi olağanüstü durumlarda bazı kişilerin zenginliği kastedilerek “para” biriktirdiği, “mal” topladığı, servetine servet “kattığı”ndan söz edilir. Tarih içinde önemli, hatta dönüm noktası olacak denli köklü değişim ve dönüşümlere neden olmuş birtakım olaylarda örnekler bulmak mümkündür. Mesela Fransız Devrimi’yle, daha önce krallığın ve kilisenin mülkiyetinde bulunan toprakların, büyük ölçüde devrimi benimseyen veya benimser görünenlere öncelik verilerek dağıtıldığı tarihçilerce bildirilmektedir. Öyle ki, kral taraftarı olmasına rağmen, büyük romancı Honoré de Balzac (1799-1850), Köylü İsyanı başlığıyla Türkçeye de çevrilen romanında (çev. Nesrin Altınova, Cem Yayınevi, İstanbul 1974) “Chouans/Şuanlar” olarak adlandırılan, Kuzey Fransa bölgesinde yaşayanlara toprağın nasıl dağıtıldığını, servetin el değiştirme sürecini ve elbette devrimin uyguladığı politikaları anlatır.

Denebilir ki, “teraküm”, eş anlamları olarak biriktirme, toplama ve yığma, genel ve öncelikli olarak “şey” ya da “mal”, kısaca nesneyle, somut olanla doğrudan ilişkilidir. İktisat bilimi konu edindiği “emek”, “sermaye” ve “girişim” olgularını ele alırken ortaya bir ürün, bir mal ve “değer” konulmasını göz önünde tutmaktadır. Fakat gerek “emek”, gerekse “değer”, her zaman nesnel ya da somut bir gösterge olarak kavranmakla sınırlandırılamaz. Mesela bu iki kavram, düşünce ve sanat alanında, ortaya bir ürün veya eser biçiminde konulmuş olsalar bile, iktisat biliminin öngördüğü ve gerçekleştirdiği yaklaşımlar ve değerlendirmelerin ötesinde anlamları da içkindirler. Ahlâkın öngördüğü bir ilkeye, mesela özgecilik (diğerkâmlık) ilke veya kuralına uygun yaşamaya çalışan bir kimse, belki de, ömrünce para, mal, servet terakümünü gerçekleştiremez. Çoğunlukla da gerçekleştirilemez. Fakat insan olabilmek için kendi varlık hikmetine, oradan diğer birinin ve toplumun varlığına, gelişmesine, zenginleşmesine yadsımayacak katkılarda bulunur. Böyle bir kimsenin ürettiği, gerçekleştirdiği, ortaya koyduğu değeri, iktisat bilimi konu edinmemiş diye görmezden gelmek, aslında iktisat biliminin de bizzat kabul edebileceği bir durum değildir. Kaldı ki, ele aldığı konuları irdelerken iktisat bilimi, insanı, bireyi, toplumu bir takım kültürel değerlerin yüklenicisi, taşıyıcısı ve aktarıcısı olarak varsaymak, böyle bir önermeye dayanmak durumundadır. Ne var ki, bu önermenin tanımlanmasında, kavranmasında, anlaşılmasında ve yorumlanmasında, insan, birey ve toplum tek boyutlu ele alındığı için, insana, bireye ve topluma karşı bir anlayış, kavrayış, hatta düşmanca bir tutum ve uygulama, kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun adlandırmasını iktisat bilimi “kapitalizm” olarak yapmıştır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder

# Fransa

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?