İnsanımızın “geçim derdi ve adaletsizlik” feryadı

Son yıllarda özellikle ekonomik kriz ve bunun neticesi işsizlik en büyük sorunlardan birisi haline gelmiştir. İşsizlikle birlikte asgari ücretle geçimini sağlamaya çalışanlar ve dar gelirlilerin “geçim derdi” kanayan yara haline gelmiştir. Sorunun yakın zamanda çözüleceğine olan inanç da her geçen gün azalmakta, ümitler tükenmektedir.

Saadet Partisi’nin “geçim derdine” vurgu yapmak için ortaya koyduğu Geçim İttifakı ve bu kavramın içini doldurmak için toplumun geçim derdi çeken kesimlerinin dertlerini dinlemek için düzenlediği kongreler son derece anlamlıdır. Esnaf Kongresi, Çiftçi Kongresi ve İşçi Kongresi’yle devam eden faaliyetler, toplumun ekonomik sıkıntı çeken diğer kesimlerinin dertlerine çare, çözüm, teklif ve tenkitlerin getirileceği önemli toplantılardır. Bu arada ülkenin her yerinde “Hepimizin Gündemi Geçim Derdi” mottosuyla düzenlenen basın açıklamaları son derece önemliydi.

Gerçekten de “geçim derdi” ülkenin en büyük sorunu haline gelmiştir. İnsanımızla bir araya geldiğimiz hemen her ortamda geçim derdi gündeme gelmekte ve sıkıntılar tek tek anlatılmaktadır. Milli Gazete’de gündem değil de genelde dini, ilmi ve edebi yazılar yazmamamıza rağmen, insanımız şikâyetlerini bize de ulaştırmaktadır. Örnek olması açısından Seyfettin isimli bir okuyucumuzun şikâyetini buraya almak istiyorum:

“Selamümaleyküm kıymetli başkanım, sizden bir sorunumun çözümünü istirham edeceğim mümkünse. Malum salgın nedeniyle kısıtlamalar oldu. Bizde Konya’da lokum imalatı yapıyoruz. Bayramdaki kısıtlamalar sebebinden üretim yapamadık, siparişlerimiz iptal oldu. Bir yıldır zaten ne bayram ne de turizm olmadığı için kiralarımızı ödeyemiyoruz. Bu yüzden dükkân sahibi icraya vermiş, muhasebe ücretini ödeyemediğimizden beyannamelerimizi muhasebeci vermemiş; resmi faaliyetimizi durdurmuş. Çarkımızı çevirmek için borç aldık. Bayram sonu bütün ödemeleri söz verdik. Müşterilerimizden tahsilât yapamıyoruz, alacaklılar sıkıştırdı. Bizim iş yerimizde çalışan 8 kişi mağdur olacak 150000 lirayı bulamazsam. Bana yardımcı olmanız mümkün mü tabii ki geri ödemek şartıyla. Devlete müracaatım oldu. Sizin iş kodunuz hibeye uymuyor; siz ciro kaybı yapmamışsınız diye cevap geldi. Bankalardan kredi çekemiyorum, malum beyannameyi muhasebeci vermediği için şirketim kapalı gözüküyor. Yardımınıza muhtacım arz ederim, saygılarımla. Yanlış anlamayın, rahatsızlık verdim, çaresizliğimden dolayı bu bir çırpınış başka bir şey değil. Başkanım, zor durumdayım. Bu mesajımı büyüklerimize iletmenizi istirham ederim.”

Seyfettin Bey’e, “Ben sizin derdinizi gazetede yazayım. Elimden gelen gayreti göstereyim” diye söz verdim. Kendisiyle anlaştığımız gibi soyadını ve unvanını açıklamıyorum. Ancak bu bir dramdır. Yanında sekiz kişi çalıştıran bir iş insanının ekonomik krizden dolayı düştüğü durum bu. Elbette, bu çaresizlik örneği, binlerce, on binlerce örnekten sadece bir tanesidir.

Ülkemizin ekonomik krizden sonra ikinci büyük sorunu hiç şüphesiz adaletsizliktir. Belki de adaletsizlik, zaman zaman ekonomik krizden daha büyük sorun haline gelebilmektedir. Çok kısa zamanda çözülmesi gereken davalar yıllarca sürmekte. Yanlış ve taraflı kararlar, uzun süren davalar adalet sistemimizdeki tıkanıklık ve gayr-i adil uygulamaları göstermektedir. Bir de devletteki kadrolaşmada ehliyet ve liyakat dikkate alınmadığı için gayr-i adil atamalarla adalet mefhumu yerle bir edilmektedir. Bir devlet için bütün insanlara iş bulmak zor olabilir ancak insanlar arasındaki adaleti sağlayacak bir mekanizma kurmak hiç de zor olmasa gerektir. Birkaç celsede bitecek basit bir fuzuli işgal davası üç beş sene sürüyorsa adalet sisteminde sorun var demektir. Bir arkadaşımızın naklettiğine göre, işgale uğramış mülkünü, işgalciden kurtarmak için açtığı fuzuli işgal davası dört senedir neticeye ulaşmamış. Sürekli mahkemenin hâkimi değişiyor ve dava ileri bir tarihe erteleniyormuş.

Başka bir adaletsizlik örneği de bir özel harekât polisinin başına gelenler. Ahmet isimli bir okuyucumuz başından geçenleri şöyle anlatıyor:

“Siyami Bey, TV5’teki konuşmanızı takip ettim ve bu mesajı yazma gereği duydum. 18 yıllık özel harekât polisi idim. Mesleğimde birçok başarılarla dolu görevlerim var. 2014 yılında 2005 sürecinden 2014 sürecine kadar FETÖ terör örgütü faaliyetlerini ve şahsıma sunulan vaatleri her seferinde reddederek gerekli mercilere bildirdim, belgelerim mevcuttur. Beni FETÖ ele geçiremedi fakat ‘İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun’ ele geçirdi. Eşimle yok yere tartışmamız oldu ve polis olduğumdan kafasına silah dayadığımı iddia etti. Bana 20 ay hapis cezası verilerek memuriyetten atılmama sebep oldu. ‘Kadının beyanı esastır’ ibaresi beni ve çocuklarımı hayattan kopardı. Delilsiz, sadece beyana esas olan bu sözleşme kabul edilemez.”

İstanbul Sözleşmesi ve bunun zeminini oluşturmak için çıkartılan 6284 sayılı Kanun ile Ahmet Bey gibi nice ocaklara ateş düşmüş, düşmeye de devam ediyor.

Bir ülkede, insanlar aç, açıkta, perişan ve geçim derdine düşmüşse, buna ilaveten adaletsizlik almış başını gitmişse; insanların bugüne, geleceğe ve devlete olan inancı biter. İşte toplumun ve devletin bitişinin nirengi noktası tam da burasıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?