Ülke yorgun yorumlar diri

Mazlumun ahı, indirir şahı

“Ama içlerinden biri, o kadar çok gencin kanına girdi ve ah aldı ki, semtin lanetlediği kişi haline geldi. Geçenlerde öğrendim, tek göz odalı bir evde yapayalnız ve yatalak durumda yaşarken yangın çıkmış ve hiç kimse yardım etmeye gitmediğinden itfaiye gelinceye kadar yanarak ölmekten kurtulamamış.” (Sözcü Gazetesi – 21.05.2021 – Uyuşturucu!.. (1) – Uğur Dündar)

Bir İstanbul semtine gönderilen uyuşturucu ile mücadele görevlilerinden bazılarının değişimlerini anlatırken en trajik olanının hikayesini böyle noktalamış gazeteci Uğur Dündar.

Konu uyuşturucu olunca ve aktüalitesinin hep tavan yaptığı bilinince, akıllara, Venezuala’ya giden gemici oğul, İçişleri Bakanı sayın Soylu’nun yakaladık dediği bin bir rakamla ifadeli insanlarımız, beslenip büyütülen ve gurbetten saldığı kokulara ve korkulara takatin azaldığı videolu-twiterli karanlık kişi gelmesin.

“O kadar çok gencin kanına girdi ve ah aldı ki”, kelimelerinin ihtiva ettiği etki ve tepkiyi yazımızın esas konusu yapmak maksadındayız.

“Uyuşturucu ve kanına girilen gençlik” konusunda 80’li yıllar biterken Panzehir dergisine yazdığımız ve 2017’de yayımlanan “Zamanın Tanığı Eczacı” kitabımıza aldığımız “Haşhaş ektik ovaya” başlıklı hikayemizdeki itirazımızı bir daha hatırlasın insanlar.

- “İtiraz ediyorum. Biz ki sahibi olduğumuz yıllardan beri ekmekteyiz bu topraklar üstüne haşhaş tohumlarını... Eğer bizim haşhaşımız bir zarar verici ise, önce bizim gençliğimize zarar vermez miydi? Siz gençliğinize sahip çıkamıyorsanız, onlara, uyuşturucudan daha cazip birşeyler sunamıyorsanız, kabahati kendinizde arayınız. Şunu da unutmayın: Biz baş vermeye hazırız. Haşhaşlarımızın topraklarımız üstünde ebediyen baş vermesi için.”

Gazeteci Sayın Dündar’ın “Ah almak” fiilinin gereğinden saydığı bir yanlış hayat nihayetini ibret-i alem için tasviri, (Yazının bir noktasına mesleki itirazımız baki kalmak şartıyla) bizi hem sevindirdi, hem de hesaplaşma sahneleri düşürdü aklımıza.

“Ah bir beddua değildir, bir içleniştir. Derin ve içli bir sesleniş. İçten bir vurgun. İnsanın insandan çektiklerinin içten gelen patlaması.” Sosyolog yazarımız Ali Haydar Haksal böyle yazmış “Ah etmek” başlığıyla Gazetemizin 7 Aralık 2020 tarihli nüshasında. 28 Şubat’ın hazırlandığı günlerden bir Uğur Dündar programı hatırlıyorum. Galiba Sivas’ın bir yerlerinde keşfettiği yaşlı ve sorunlu birinin, çorabı koklanan şıh diye tanıtıldığını ve buraya subaylar hatta general bile gelmiş, benzeri cümleli ihbarlarının ürettiği “Ah”lara yürekten katıldığımı ve hâlâ unutmadığımı biliyorum.

Serbestler ve bağlanan mizah

Mizahi günlerin çok, verimli ve eğitici olduğu eski Türkiye zamanlarında yurt dışındaki emeklerden örnekler de esirgenmezdi bu ülkenin okuyucularından, ki mukayeselerde onlardan geri olmadığımızın ispatı sayılsın.

Bir bant karikatür hatırlıyorum. Bir çocuk konuşturulmuştu: Bizim komşularımız o kadar fakirler, o kadar fakirler ki, onların şoförleri de fakir, aşçıları da fakir, bahçıvanları da fakir...

Tv’lerin haber saatlerinde devrin ünlendirilenlerinin veya koltuklandırılanlarının mal varlıklarındaki akla ziyan artışların tartışılması böyle çağrışımlar yaptırırken hafızalarımıza, bir Anadolu aliminin “celali kabardığında tonunu yükselttiği uyarısından” haber vermemizin tam yeridir şimdi.

“Ey Elmasun Elmasun

Hırsızların onmasın

Çaldıkları mallarla

Karınları doymasın!”

“Bu dua kabule medar oldu; karınları doymadı” vurgusunu özellikle yazan Mustafa Özdamar ağabeyin, Mısır Hidivi Abbas Halim Paşa’nın sarayında başimamlık yaparken Ezher Üniversitesi’ndeki 7 yıllık tahsilinden sonra memleketine dönen dedesi Velizade Hacı Tahsin Gündüz Efendi’den (nam-ı diğer Kolaycı Hoca) aldığı çocukluk eğitiminin bir hikmet damlasını paylaştık; yeri ve vaktidir bildiğimizden. (www.mustafaozdamar.com)

Devlet sırlarıyla devlettir

TBMM Başkanı’nın müstehzi yüz ifadeli fotoğrafının yanında veriliyordu haber: Mafyadan para alan siyasetçi konusunda isim yok dedi.

İçişleri Bakanı’nın bir Tv kanalında, hakkındaki iddialara karşı savunma yaparken, her ay 10 bin dolar rüşvet alan milletvekili var demesine mektup yazarak cevap aramıştı sayın Meclis Başkanı’mız.

Devletin organize suç örgütü lideri sıfatı verdiği insanın yayımladığı videolarda İçişleri Bakanı, Hazine ve Maliye Bakanı, emekli yahut halen görevli kamu çalışanları, iktidara yakın gazeteciler, Susurluk’la ilişkisi tescilli siyasetçi ve çocuğu, eski bir başbakanın gemicilikle iştigal eden oğlu iddiaların muhatapları olmalarına, o video serilerinde ünlendirilmelerine rağmen, Yeni Türkiye’nin kamuoyuna gerçeklerin açıklanmaması, bize, tarihimizde bir karşılık arattı.

Bakınız, neyi bulduk?

27 Mayıs 1960 sabahı Harp Okuluna gider Albay Alparslan Türkeş; tutuklu

Başbakan Menderes’in ifadesini almaya. (27 Mayıs, 13 Kasım, 21 Mayıs ve

Gerçekler – Dokuz Işık Yayınevi – 1977)

Kahramanlıklarının sebeplerini saydıktan sonra sorar: Memleket idaresinde

Bize söyleyeceğiniz bir “Sır’’ var mı?

Rahmetli Menderes’in cevabı, Menderesliğinin kütüphane çapında bir anlatımıdır.

“Benim devlet işlerinde size söyleyeceğim bir “Sır’’ yoktur. Her şey dosyalarda ve bakanlıklardadır. Alakalı memurlardan istediklerinizi öğrenebilirsiniz!”

Devletle ilgili her şey olması gereken yerdedir diyen Başbakanı’mızın darağacına gönderildiği o eski Türkiye’nin devamında, onun halefi olduğu iddiasıyla siyaset yapanlardan biri “Tuğlayı çekersek duvar yıkılır” mazeretiyle onurlandı, Yeni Türkiye’nin vazgeçilmezi oldu hem de aile fertleriyle.

Yeni Türkiye’nin en yeni İçişleri Bakanının, benden öncekinin çocuğunun para sayma makinası vardı savunma cümlesi, hangi bakanlık dosyasındaki sır idi?

Dahası videolara konuşanın anlattıkları kimin sırlarıdır?

Çömlek sır tutmadığında yağı sızdırır!

Ebemden duymuştum bunu.

yavaş yavaş vural savaş

28 Şubat’ın ünlü savcısı Vural Savaş’ın selamları iletilmiş dinleyicilerine Halk

Tv’nin geçtiğimiz Pazar günü yayımlanan türkü programı “Görkemli Hatıralar”da.

Ne alaka demeyeceğiz elbette. Bir özel Tv kanalıdır. Özel seyircileri, dinleyicileri vardır; 28 Şubat’ta üremiş, 28 Şubat’ı savcısına kadar özleyerek yaşıyorlardır. Haklarıdır, buraları sorgulamayız. Lakin bulantı üretimi yaptıklarını da bilmeliler. Denizlerin müsilajı gibi.

Neden Vural Savaş? Hasret duygularınız tek kişilik mi?

Yassıada savcısı Altay Egesel nerde? Yanık türkülerini sadece Vural Savaş’a mı okuyorsunuz?

O Egesel ki İsmet Paşa’nın arzusuydu ve onun idam kararından sonra İsmet Paşa bir daha başbakan oldu.

Vural Savaş ise, Çankaya yolu gözükünce İsmet Paşacılığını ancak açıklayabilen Demirel’in ateş, ateş diye sistem içine saldığıydı.

Üstelik, CHP’nin bugün muhalefet ettiği başkanlığın doğumlarında Vural Savaş’ın “metastazlı” uygulamaları yatar.

Egesel’den selam yok, Vural Savaş’tan geleni şapkanızın üstünde taşıyor sunuz.

Egesel, Menderes’i suçlama malzemelerini başbakanlıktaki dosyalarda aramış, bulamadığında da getirdiği külotları çekmecelerden aldım ilanıyla aleme göstermişti; utanma ve sıkılma duygularını köreltmiş olarak.

Halbuki Vural Savaş’ın eline verdiler istediğini; avarakasnak generaller, ilişkileri kirli basın ve cehennemin beş atlısı diye namlananlar.

Halk tv programcılarının Vural Savaş aşkları değil karşı durduğumuz. Bir sorun, bir problem var; onu konuşmak istiyoruz.

Hafızalarında yahut biz de demokratik Türkiye istiyoruz söylemlerinde.

Zabıtlara geçsin bu Türkiye notlarımız!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?