Betonlara dadanan bir neslin ahfadı

Geçmişin umut aşılayan romantik cümleleri, aşırı ünlü şairlerin şiirleri yahut ahkâm bildiren atasözleri şimdiki zamanda sıradan birer klişe olarak kabul görür. Anlaşılacağı üzere zamanla birlikte nesil de değişir, bambaşka, herhangi bir tanıma, tarife sığmayan yılgın, bezgin, kendisi için çok önemli insanların tanımladığı/tanımlayacağı hayatı daha yaşamadan bıkkın gençler zuhur eder. Hayatlarının her zerresi tanımlanmalı, sınırlanmalı, yönetilmelidir onların! Yoksa Allah muhafaza kendilerinden önce yaşamışların tasavvurları doğrultusunda hareket etmeyiverirler de hayatları perişan olur!

Bu doğrultuda şimdinin insanını herhangi bir tanıma sığdıramayıp kendi yaşadığı hayat kesitini kutsayan büyükler, muhtemelen kendilerinden sonra yaşayacak olanların hayatını kolaylaştırmak üstüne taşı taş üstüne koymamıştır. Yahut koymuşlar, bu uğurda çalışmışlardır da arkalarını döndükleri anda üst üste koydukları taşlar yuvarlanmış, yer değiştirmiştir. Onlar hâlâ taşların yerli yerinde olduğunu zanneder. Zaten hayatları muazzam zanlar üstüne kuruludur ki sevdikleri sevilmeli, yerdikleri yerilmeli; hayattan ya da üstün gördüklerinden yedikleri kazıklar engin tecrübe cinsinden kabul görmelidir. Böylece ilerleme kaydedilmiş olur. Böylece bin türlü, binbir yüzlü hamasetle şekillenen hayat tasavvurları muasır medeniyetler seviyesizliğine doğru yol alabilir. Her bir genç, Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştadır mesela, ama ne fetih bilincine, ne dünyasını güzelleştirebilme gayretine sahiptir. Hâlbuki sözü edilen tüm bu gençlerin babası padişah, sadrazam, paşa değildir. Onlara çok değerli, pek muhterem, aşırı muhteşem büyüklerinden kalan zulümdür, sömürüdür, ezilmişliktir.

Bugünün insanı, tüm olumsuz şartlar için ‘bize gelişi böyle’ deme lüksüne sahiptir. Atalarından tevarüs eden edilgin tutum, sadece yaşadığı zamanı değil geleceğini de şekillendirir. Bağnazca bağlandığı otoriteleri kutsallaştırma, içine itildiği hiçbir şarta isyan etmeme, bir başka yaşam formu düşünememe gibi edilginlikler geçmişten miras kalmıştır. Tüm bunlara sığınıp kendisinden sonra yaşayacak olanları sümsüklükle itham etmek de atalarından kalma bir alışkanlık olsa gerektir.

Muhtemelen insan, geçmişinden hangi mirası devralmışsa o doğrultuda ilerleme kaydeder. Babasını madende kaybetmiş bir çocuk, babasını ortadan kaldıran madeni hepten kapatmayı, kapattırmayı düşünmez; aksine bir gün madende patron olmayı, mezkûr madenin yetkili bir çalışanı, mühendisi, CEO’su, ustabaşısı, sendika temsilcisi olmayı tahayyül eder. Ve bu örnekten yola çıkarak denebilir ki, içinde bulunduğumuz, içinden hiçbir surette çıkamadığımız şartlarda, tıpkı şimdiki zamanın insanı gibi onların nesilleri de ezilecek, zulüm görecek, akla hayale gelmedik haksızlıklara uğrayacaktır. Bu kadarının dahi farkına varamayan şimdinin yaşayanları, nesillerinden olağanüstü işler başarmasını bekler. Mağduru oynayan mafyatik tipler dahi belli yaşın altındakilere doğru konuşur ki kendilerinin yapamadıklarını onlar yapabilsin. Oysa gençliğe sirayet edecek olan ancak atalarından tevarüs eden sümsüklüktür, kötülüktür, beceriksizliktir. Doğduğunda kendisine borç çıkarılan, kullanmadığı hayatın vergisini ödeyen, aldığı nefes bile başkalarının iradesine bağlanan insandan yaşam adına ne gibi bir beceri beklenebilir. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler sadece içine dâhil edildikleri slogan itibariyle bile kategorize edilmiş, kısıtlanmış, ayrıştırılmıştır. 

En az şimdinin hamaset yüklü bulutlara tırmanıp göklerde dolaşan, ayakları bir türlü yere basmayan ve biraz daha havada kalsa uzaya erişeceğini zanneden insanları kadar kanla irfanı nedensiz bir araya getiren Harbiye Marşı’nın en başında söylendiği gibi “yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadı” oldukları hususunda kanidirler. Evet, kim ikna etmiştir, kimden nasıl beslenmişlerdir bilinmez ama ırksal saplantıları tavan yapmıştır; şimşek gibi çakar, arı gibi sokarlar. Elbette söylemde böyledir; eylemlerine henüz şahit olunmamıştır. İş yapmaya gelince, fırına ekmek almaya göndersen eve dönüş yolunu şaşırıp ellerindeki pek akıllı telefonun yön bildiren navigasyonuna sığınırlar.

O zaman da umuttu şimdi de umut diye düşünülse bile beton duvarlar arasında açan bir çiçek asude baharların müjdecisi olamaz. Tutarlı bir umut için çiçeği beton duvarlar arasında açmaya iten sebepleri sorgulamak, gidermek gerekir. Nitekim onun yeri dağ, bayır, otlak, zamanında yaşanan mevsimine göre yeşili yahut sarısıyla göz dolduran çayırlardır. Hem de her alanı betonla doldurmak bir neslin dünya algısını yansıtır. Umulan bahar bir çiçekle başlar, ama bir çiçekle de bahar falan olmaz. Üstelik o yegâne çiçek, betonların, kireçlerin arasında solup gitmeye mahkûmdur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?