Millet tok...

İkinci Dünya Savaşı yılları veya 70’lerin petrol krizi yıllarına kadar geri gitmeye gerek yok, daha 2 sene önce “gücü yetmeyen” yani yoksul ve yoksun vatandaşlar için soğan patates tanzim satış çadırları kuruldu. Fakirlik durumunu belirtmek için bir tabir olarak kullanılan “soğan ekmeğe” talim etme hali, 21. yüzyılın 19. senesinde bilfiil yaşandı. Yeni nesiller, büyüklerinden duyup da anlam veremedikleri “tanzim satış çadırlarını”, görerek veya deneyimleyerek öğrenmiş oldu.

21. yüzyılın ilk yarısı yaşanırken, ülkemizde milyonlarca insan sosyal yardım alıyor ve bu durum da siyasilerce böbürlenme maksadıyla sık sık dile getiriliyor. Eski adıyla Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2020 Faaliyet Raporu’na göre, sosyal yardıma muhtaç hane sayısı bir yılda yüzde 102 artarak 6,6 milyonu aşmış durumda. Her ailenin 3-4 kişiden oluştuğu düşünüldüğünde yaklaşık olarak 20-25 milyon kişinin sosyal yardıma muhtaç olduğu sonucuna ulaşmak mümkün. Elbette ki son 1 yıllık artışın yüzde 100’ü aşmasında pandemi nedeniyle “daha da kötüleşen” ekonomik vaziyetin de rolü var, ancak öncesinde de milyonlarca insanın sosyal yardım aldığı gerçeğini de değiştirmiyor bu durum.

2020 senesinde sosyal yardım alan 6 milyon 630 bin 682 haneden 2 milyon 450 bin 80 tanesi “düzenli yardım” alırken, 2 milyon 733 bin 721 tanesi ise geçici yardım almış. 1 milyon 436 bin 799 hane ise hem düzenli hem de süreli yardımlardan faydalanmış. 2019’da 688 bin 507 haneye gıda yardımında bulunulup 343 milyon TL ödenmişken, 2020’de 1 milyon 154 bin 418 hanede yaşayan 4 milyon 414 bin 724 kişiye toplam 629 milyon 297 bin 527 TL tutarında gıda yardımı yapılmış. Bu rakamlar ortadayken nasıl olup da yoksulluğun ortadan kalktığından, zenginleşmeden vs bahsedilebilir?

Resmi veriler yoksulluk ve yoksunluk manzarasının ağırlaştığını şüpheye yer vermeyecek şekilde ortaya koyuyor. Günlük hayattan kareler de bu manzarayı tamamlıyor. Ekonomik krizin ağırlaşmasıyla birlikte Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde ucuz elma kuyruklarından tutun, ucuz sebze meyve ve ucuz et kuyruklarını da gördük ve hatta yavaş yavaş da alıştık. Özellikle ucuz ekmek, yani halk ekmek kuyrukları her gün rastlanılan, sıradan bir görüntüye dönüştü. Piyasadaki 1,5-2 liralık ekmeğe güç yetiremeyenler, 1 liralık ekmek kuyruklarını dolduruyor. Bu koşullarda hala fakirliğin ortadan kalktığını söylemek, en başta o mahrumiyeti çeken insanlara ayıp…

Siyasi iktidarın temsilcilerinin absürd “açlık” beyanlarını duyuyoruz hala. “Boğazından kuru ekmek geçiyorsa aç değil demektir” diyen vekili de gördük mesela. Neredeyse “kuru ekmeği” bile halka bir müthiş “hizmet” olarak sunmadıklarına şükretmek gerek belki de. “Açlık” olgusunun, insani bir yaşamın ihtiyaçlarının sağlanamaması değil de “boğazdan ekmek kırıntısı geçmesine” indirgenmesinin, aslında nasıl bir siyaset aymazlığı olduğunu da izan ve insaf sahipleri görüyor muhakkak.

Madem bu ülkede “millet aç” değil, o halde ucuz sebze meyve, ekmek kuyrukları neden “lebaleb” dolu? Daha birkaç ay önce binlerce aileye ucuz soğan patates neden dağıtıldı? Her sene milyonlarca kişi neden devletten sosyal yardım alarak hayatını ancak idame ettirebiliyor?

Kitleleri tuhaf propagandalarla, vicdanını ve meslek ahlakını güce sabitlemiş medya organlarıyla efsunlamanın neticesi zihinleri uyuşturulmuş kitleler olarak çıkıyor karşımıza. Ve işin ilginç kısmı, bu propaganda ve popüler tabirle bu “algı operasyonlarını” yaptıran siyasiler de, bu absürd önermelere ve saçma sapan argümanlara bir noktadan sonra kendileri de inanmaya başlıyor. Veyahut inanmadıkları halde bunları söylemekten çekinmiyorlar.

Son 3-4 senede resmen elle tutulur, gözle görülür hale gelen hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı ve bunların doğal neticesi olan fakirleşme olgusu ortada olduğu halde, “millet aç” diyene neredeyse hakaretle mukabele eden bir siyaset, elbette “dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeye hiç olmadığı kadar yakınız” türünden bir gerçekdışı önermeyi, sırf kendi kitleleri duya duya alışsın diye tekrarlayacaktır. Fakirleşen, geliri günbegün eriyen milyonlara uyduruk başarı hikayeleri ve gerçekdışı hikayeler anlatmak, “kaynamayan tencere” realitesini örtmeye yetmez artık. Milletin karnı bu tuhaf siyasete tok bu saatten sonra…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?