Bir kilo tatlı yerine bir kilo kitap götürün!

Başka şehirleri bilmem, bizim Antep’ten biliyorum, buraya gelen “gurbetçi” kardeşlerimiz, dönüşlerinde en çok tatlı götürüyorlar. Belirli miktarda bagaj kontenjanları var. Bir de zannedersem 8 kg. da kabinde taşıma hakları var. Ben de nazım geçen gurbetçi kardeşlerime, “Yahu tatlı yerine kitap götürün. Tatlıyı ‘sanki yedim!’ deyin, ancak o gurbettekilerin bilhassa çocukların ve gençlerin ihtiyacı olan kitapları götürün. Bir kilo tatlı yerine bir kilo kitap götürün. İnanın daha makbule geçer. Hem hayır işlemiş olursunuz” diyorum. 

Nazımızın ve sözümüzün geçtiği kardeşlerimiz, bunu uyguluyor. Âcizane kanaatime göre bu uygulamayı yaygınlaştırmak lazım. Rabbim kısmet etti iki defa Almanya seyahatim oldu. İlkinde Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’nın tertip ettiği Bediüzzaman’ı Anma Toplantısı’na konuşmacı olarak davet edilmiştim. O vesile ile gittim. İkincisinde Ahlen’li okuyucularım davet etmişti. O vesile ile gittim ve onlarla birlikte Hollanda’ya gitmiştik. Bu seyahatlerimde gurbetçi kardeşlerimizin durumunu ve bilhassa çocukların ve gençlerin en çok neye ihtiyaç duyduklarını yakinen müşahede ettim.

Kendilerine “gurbetçiler” denilen bu kardeşlerimiz yarım asırdan fazla bir zamandır, Almanya, Avusturya, Fransa ve Hollanda başta olmak üzere muhtelif Avrupa ülkelerinde çalışmaktalar. Bu kardeşlerimiz gerçekten çok zor şartlarda çalıştılar. “İşten artmaz, dişten artar” diyerek, yemelerinden, giymelerinden, gezmelerinden tasarruf ederek üç beş kuruş bir tarafa koydular. Bu birikimlerini ekseriyetle memleketlerinde yatırıma dönüştürdüler. Derken içlerinde o gurbette “işveren” olanlar oldu. Durumları düzeldi. Yani maddeten “iyi konuma” geldiler. Ancak en çok ihtiyacını duydukları; çocuklarına, ciğerparelerine dinlerini, tarihlerini mükemmel şekilde öğretmekti. Bunu nasıl yapacaklardı? Bu sahada da gayret gösterdiler. Allah bütün gayret sahiplerinden razı olsun.

Gurbetteki her yaştan kardeşlerimizin ve onların yavrularının en çok ihtiyaç duydukları, sağlam bilgilerin olduğu kitaplardır. Kitap her zamanda, her zeminde, her halükârda en iyi arkadaştır. Şahsen kütüphanem defalarca dolup boşaldı. Binlerce kitabı hediye olarak verdim. Ancak hâlâ 40-50 yıl önce almış olduğum kitaplarım var. Onlar benim arkadaşlarım gibi. Meselâ Diyanet İşleri Başkanlığı’nın neşretmiş olduğu Sahih-i Buhârî ve Şerhi var. Değerli bir eser. Bütün ciltlerini tekrar tekrar okumaktayım. Muhammed Zihnî Efendi’nin Ni’met-i İslâm eseri var. Osmanlıca nüshasını tekrar tekrar okumaktayım. Buna mümasil yüzlerce eser var. Kiminin altlarını çizmişim, kiminin yanlarına not almışım. Bana göre kitap böyle okunur. Öyle süs bitkisi gibi rafta durmaz. Sindire sindire okunmalı.

Konumuz gurbetçi kardeşlerimizdi. Evet, onların da sık sık şükrederek dile getirdikleri gibi maddeten durumları iyi hale geldi. Ancak onların her zaman “manen” takviyeye ihtiyaçları var. Zira bulundukları ülkeler İslâm ülkeleri değil. Her ne kadar İslâm’a ve İslâmî değerlere büyük ölçüde saygı göstermekteler ise de orada İslâm hayatın her safhasında uygulanmadığı için, uygulanmasına izin verilmediği için kardeşlerimiz “manen” sıkıntı çekmekte. Ne demek istediğimi onlar çok iyi anlıyor. Onun için onlara takva yolunu gösterecek, şanlı tarihimizi, kahraman ecdadımızı anlatacak, imanın ve İslâm’ın esaslarını anlatan eserlere ihtiyaç var. İnanın o eserler baklavadan daha tatlı ve daha zarurîdir. Haydî işin maddî boyutunu karşılaştıralım: Geçen bir tanıdık söyledi, bizim Antep’te bir baklava çeşidinin kilosu 190 lira olmuş. O parayla on kitap alabilirsiniz. O tatlının lezzeti on dakika sonra kaybolur, gider, ancak on kitabın faydası ve lezzeti ömür boyu devam eder.

Evet kitaplar seçilerek alınır, ancak gurbetçilerimiz buna bir de “kilo”yu ilave etmelidir. Bir kilo tatlı yerine bir kilo kitap almalıdırlar. Millî Görüş camiasına mensup gurbetçi kardeşlerime tavsiyem, Yeni Devir Yayınları’ndan, Maaile dergilerinden, Millî Görüş Çocuk dergilerinden, AGD-MGV Yayınları’ndan ve dergilerinden “kilo kilo” alıp götürmeleri, çocuklarına, yeğenlerine, komşularına, dostlarına hediye etmeleridir. Benim merhum eniştem İsmail amca da “gurbetçi” idi. Bize naylon gömlek, türlü renklerde kalem getirdiğinde sevinirdik. Şimdi gurbetçilerimiz anavatandan giderken yollarını gözleyenlere hediye olarak kitap, dergi götürmeli. Hem de kilolarca…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Hocama Soru - Yılmaz ozdil' in kitabı 1 kilodan fazla, teraziye koyduğumuzda fazlasını peynir keser gibi almak gerekiyor mu, yoksa teberrüken hepsini bırakalım mı?

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Haziran 09:54
01

Seyfeddin - Malesef düzenlenen kermeslerde tatlılar börekler zeytin yağlı dolmalar, herkes onların başında döner, açılan kitap sergisi ne pek ihtbar edilmez malesef

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 15 Haziran 02:49


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?