Belirsizlik boşluğu

Bugün insanlar, yaşadıkları hayatı anlamlandırmak için zihinsel süreçleri ve onun maddi karşılıklarının yansımaları bağlamında hem kavramlara hem de onların işaret ettikleri nesnelere karşı büyük bir şüphe duymakta ve bu şüphenin sürüklediği amaçsızlığa düşmektedirler. Bu şüphenin en önemli kaynaklarından birisi geçmiş müktesebat ile bugün varılan noktalar arasındaki devasa uyuşmazlığın oluşturduğu derin boşluk duygusudur. Bu duygu ile nasıl baş edeceğini bilemeyen insan için önüne çıkan ilk yol olarak her şeyden kaçmak ve nostalji ile geçmişe bağlanmak olmuştur. Bugüne dair her türlü sorumluluğu bir kenara bırakıp geçmişin değiştirilip orada ortaya çıkartılan sterilize edilmiş bir zamanın, hayalin sıcaklığı ile bu boşluk duygusundan kurtulmak bugünün sinir uçlarında yaşamaktan daha kolay ve anlaşılır geliyor.

Aslında oluşan bu denli boşluk duyguları, anlamlandırma kabiliyetinin yitirildiği zamanlarda normalde yeni arayışlar ve yeniden inşa çabalarına girilir. Ne yazık ki yaşanan bu süreç o denli sarsıcı ki hiçbir adım atılmasına elverişli görünmüyor. Onun için rıza üretim merkezlerinin ürettikleri her şeye razı geliniyor. Bu da insanın büyük bir geri çekilişi olarak anlamlandırılabilir. Tarihin birçok evresinde insanlar böylesi zamanları yaşamışlardır ancak bir çıkış yolu da bulabilmişlerdir. Bugün de bu çıkış yolu muhakkak kendisini gösterecektir. Yeter ki “yönlendirenler” ile “normal insanlar” arasında oluşan kayıtsızlık fark edilebilsin. Statü, nüfuz vb. üretimlerin oluşturduğu bağımlılık anlaşılabilir şekilde normal insanlara aktarılabilsin ve o vakit insanda, işaret koyucuların, etiketleyicilerin kıskacından kurtulup kendi anlam alanını oluşturabilirler. Bununla birlikte yeniden ümit edebilme ve de harekete geçebilme imkânını yakalayabileceklerdir.

Normal insanlar için bu şüphe, endişe/kaygının temel nedenlerinden biri olarak belirsizlik ve öngörülemezlik gelmektedir. Onun için erk sahipleri tarafından icat edilen sihirli bir kavram olan “istikrar” vardır. İstikrarı korumak ve normal insanların kolaylıkla baş edemeyeceği kadar belirsizliği beslemek bir yandan onların bağımlılığını artırır bu da yönetim kolaylığını ve sürekliliğini beraberinde getirir. Sistem aparatlarının işlevi ise belirsizlikleri tetiklemek ve bağımlılığın sürekliliğini sağlamaktır. Bu noktada ekonomik kaygıların temel belirleyici rol oynadığı ve bununla birlikte ekonomik ve sosyal güvencelerin bu zemin üzerinden beslenmesi bu rolün önemini artırmaktadır. Çünkü bu “belirleyicilik” açısından önemli bir işleve sahiptir. Bu da onlara temel stratejilerini bu alanlarda esnek bir biçimde oluşturmalarına müsaade eder.

Elbette bu noktada devreye “güven” duygusundan ziyade bir “alışılmış ya da öğrenilmiş” bir “bilindik” durum devreye girer. Hem normal insanların gündelik hayatlarına devam edebilmeleri hem de erk sahiplerinin yönetebilirliklerini belirleyen ve onları her türlü savrulma efektinden etkilenmeden yürüten bir uzlaşıya götürür. Bu da dışarıdan hiçbir şekilde değişmeyecek birtakım kodlarla çerçevelenir. Bu çerçevenin en önemli sabitleyicisi her türlü etki aşamasında rol oynayabilen “inanç” ve “kimlik” gibi aidiyet unsurlarıdır. Bunların açığa çıkardığı “kimlik sayımı”, otoritenin üzerinde en rahat manevra yaptığı alanları onlara verir. Nitekim insanın yaşadığı derin boşluk bu haliyle her zaman için beslenmeye ve sabit tutulmaya devam eder.

Binaenaleyh anlam arayışları, sorgulamalar ve yeni yönelimler de bu bilindik hayat algısını tehdit ettiği gerekçesi ile hemen karikatürize edilir ve muhatapları itibarsızlaştırılır. Bu anormallik ilanı ile normalin çerçevesi korunmuş olur. Normali korumak için otoritelerin sadece ‘etiket’lemesi ve bunu ilan etmesi yeterli olur. Çünkü gerisi kitlelerin gözünde hemen konumlandırılır ve ardından dışlanır. Böylelikle de istikrar muhafaza edilmiş olur. İnsanın bu muhafaza için katlandığı acı ve ıstırabın tarifi yoktur. Dolayısı ile bu döngü sistematik olarak kendi kendini hem yok edecek kadar sert işler hem de bu işleyişten beslenir.

Onun için insanların farkındalıklarının artması, bakış açılarının zenginleşmesi; anlama ve anlamlandırma olanaklarına kavuşması hiçbir zaman istenmez. İnsanın karanlığının beslenmesi, devamlılığın ilk görevidir. Bu nokta da insanın en büyük imkânı fehmetmesidir. Bu onun basiretini artırır ve içindeki karanlığı dağıtırken, var olma gerekçesini sorgulatır haliyle böylesi bir süreç insana her şeyin üstesinden gelebilme ümidi verir. Ve bu ümit, bir gayret ve de inanç alanı oluşturur. Bu sayede insanı istim üzerinde tutacak ve ondan bu kaygıları giderecek ana unsurlar olarak ayırt edebilme ve tercih edebilme kabiliyetlerini kullanabilmesi ona yardımcı olacaktır. Bu da zahmetli ve bir o kadar da sancılı bir sureci doğuracaktır. İşte zor olan bu noktaya gelebilmektir. Bu noktadan sonra da durmadan devam edebilmek ve anlama, anlamlandırma çabasından vazgeçmemektir. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?