Hayalleri çalınan çocuklar

Bir çocuğu anneden ayırmak, bir parmağı elden koparmak gibidir. Eğer parmağınız kopmuşsa, acıyı bütün bedeninizde hisseder ve yerine hiçbir şeyi koyamazsınız. Doğu Türkistanlı çocuklarımız, işgalci Çin eşkıyaları tarafından, ailelerinden koparılıp işkence kamplarına götürülürken, parmaklarımın koparıldığını ve acının yüreğimi yaktığını hissettim. Beş yaşındaki çocuğunuzu düşünün, siz olmadan nasıl sürdürebilir hayatını, ağır işkence ve hücre hayatına nasıl katlanabilir çocuk? İşgalci Çin, Uygurlu çocukları Çinlileştirmek için işkencehanelere kapatıyor. Çocuklar ilk evvela anne-babadan sonra da, öz kültürlerinden koparılıyor ve baskı ile asimilasyona tabi tutuluyor.

Uygurlu çocuklar hikâyelerini karanlık hücrelerde yazdılar. Seslerini duyuramadılar, oyunların engin dünyasına koşarken atıl bir eşya gibi götürüldüler ve çile, işkence, baskın ve işgallerle tanıştılar. Çocuklar, işgalci canilerin kendilerini ite kaka götürürken, yolun sonunun nereye çıkacağını biliyorlardı ve yüreklerinin taşıyamayacağı bir acıya düştüler. Aileden koparılan çocuklar şiddetin, nefretin, ötekileştirmenin, açlığın, sevgisizliğin, işkencenin yer aldığı dehlizleri gördüler ve anne-babanın acıyan gözlerine son kez bakıp hıçkırıklara boğuldular… Çocukların acı dolu bakışlarına şahit olup da bir şey yapamamak ne acı!

İnsanın insana yaptığı en büyük zulmün, soykırımın geride bıraktığı acılar tepkiye dönüşünce, Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni 1948 tarihinde 149 ülkenin katılımıyla imzaya sunmuş ve soykırım bütün dünyada insanlık suçu olarak kabul edilmiş. Söz konusu sözleşmeye göre bir topluluğun ya da topluma üye kişilerin öldürülmesi ya da bedensel, zihinsel hasara yol açılması, fertlerin bütününün ya da bir kısmının fiziki yaşam koşullarına zarar verilmesi, doğumları engelleyecek yollara başvurulması, bir topluluğa ait çocukların zorla alınıp öz kültüründen koparılması, hak ihlalinin ötesinde bir soykırımdır ve suç kapsamında değerlendirilir. Fakat adını sıklıkla işittiğimiz BM, insan hakları ihlalleri ile ilgili istatistikî bilgiler vermenin ötesine geçemiyor. Neden? Çünkü bütün bu oluşumlar kapitalist sistemin birer yan kuruluşu olarak işlev görüyor.

Coğrafi ve stratejik olarak önemli bir noktada yer alan Doğru Türkistan aynı zamanda zengin doğal kaynaklara sahip bir bölge. Çin bu kaynaklara sahip olmak için bahaneler üretip,  aşırılık yanlısı olarak lanse ettiği Uygurlu Müslümanları zorunlu olarak doğum kontrolüne tabi tutuyor, aile bütünlüğünü bozacak uygulamalar yaparak, çocukları ailelerinden zorla koparıyor ve kamplarda kültürel dönüşüme maruz bırakıyor. Çin, Uygurlu Müslümanlara bariz şekilde soykırım uyguluyor. Ne yazık ki siyasi yetkililerimiz olayı Çin ile yapılan siyasi ve ticari anlaşmalar üzerinden değerlendirip Doğu Türkistan’da yaşanan soykırımı yok sayıyor ve gündemlerine dahi almıyorlar. İnsan vicdanına ve uluslararası hukuka göre bir çocuğun ana dilinin kullanılmasına ve kökleri ile bağlarını sürdürmesine engel olmak ve onu kültürel dönüşüme zorlamak o toplumun ortak değer ve hafızasını yok etmek, temel haklarını ihlal etmektir. Fakat dünyayı yönetenler görmek istediklerini görüyor, görmek istemediklerini sümenaltı ediyorlar.

İşgalci Çin yönetimi, hayalleri çalınan Uygurlu çocukları öz değerlerinden uzaklaştırmak için dikenli tellerle çevrilmiş, kapısında nöbetçi askerlerin bulunduğu kamplara kapatıyor ve çocukların aileleri ile irtibatları kesiliyor. Yeniden eğitim adı altında sürdürülen işkence kamplarında çocuklara ağır işkenceler yapılıyor. Çin, ailelerinden kopardığı çocukların ilk evvela kimlik bilgilerini değiştiriyor ve çocukları Çinli ailelere evlatlık veriyor, çocukların denek olarak kullanılmak için katledildiği ve gayr-i ahlaki alanlarda kullanıldığı da söyleniyor. Çin’in çocuklar üzerinde uyguladığı bu vahşet, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu halde hiçbir destek göremiyoruz…

Savaşların, işkencelerin, çocuk çığlıklarının, hak ihlallerin vuku bulduğu, güçlü olanın zayıfları ezip geçtiği, kibir ve enaniyetin tavan yaptığı bir dünyada yaşıyoruz. Ve anlıyoruz ki, sözde hak ihlallerinin önlenmesi için oluşturulan kurum ve kuruluşlar olayın sadece resmini çekiyor… Anlıyoruz ki zulüm ancak hak ve adaletin hayatın her zerresine ulaşması ile son bulacak… İyiler ayağa kalktığında karanlık son bulacak ve umutları çalınan o çocuklar ufuklarda uçurtmalarını özgürce uçurabilecekler.

 BİR SÖZ

“Makam mevki, rütbe, unvan bunların hepsi cekettir, ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır…”

(Doğan Cüceloğlu)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder

# Çin

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?