Devlet salt iktidar mı?- III

Hemen her canlı varlık cinslerinin içinde yer alan her canlı türünün özellikleri bakımından kendine özgü bir iktidar olgusu söz konusudur. Bu iktidarın biyolojik, coğrafi, toplumsal şartlara, imkânlara, durumlara vb. göre farklılık ve değişkenlik göstermesi, dikkat çekmeye çalıştığımız iktidarın genel, aynı zamanda öznel (subjective, enfüsi) olma meleke, yani yeti niteliğiyle ilgilidir.

Bununla birlikte, bir kısım canlı varlıklar bakımından zaruret, hatta zorunluluk şeklinde ortaya çıkan, nerdeyse doğal sayılması gereken bir takım şartlar ve durumlar gereği bağlamında insan da ancak topluluk halinde varlığını, hayatını gerçekleştirmek, sürdürmek ve korumak zorundadır.

Topluluk halinde yaşaması, kaçınılmaz olarak bazı isteklerini, ihtiyaçlarını, duygu, düşünce ve ilişkilerini düzenlemek, sınırlandırmak, değiştirmek, hatta vazgeçmek zorunluluğu ve tercihiyle karşı karşıya getirmiştir.

Öte yandan insan topluluk halinde yaşamaya başladığında sahip olduğu yeteneği, imkânı, şartları, gücü ve ilişkileri gereği, doğal olmayan, ama topluluk hayatının sonucu olan bir takım kurallar ve kurumlar oluşturmak zorunda kalmıştır. Aile, toplum, devlet, uygarlık gibi kavramlar ile ifade edilen kurumlar ve bunlar ile ilgili ilkeler, kurallar böyledir. Bu tür kurumlar ve onlarla ilgili ilkeler ve kuralların kendine özgü nitelikler taşıması, sadece insanın bireysel yeteneği, şartları, imkân ve gücüyle sınırlı değildir. Topluluk halinde yaşamanın zorunlu sonuçlarıdır.

Devlet de topluluk halinde yaşamanın zorunlu bir sonucu, aynı zamanda ortaya çıkartılmış bir kurumdur. Gerçi felsefe, tarih, toplumbilim (sosyoloji), toplumsal psikoloji, antropoloji, uygarlık tarihi, siyaset bilimi, hukuk ve iktisat, sanat vb. ile ilgili bilimler, kendi konum ve bakış açılarına göre devleti ele alıp irdelemişlerdir. Bu konuda, özellikle felsefi bakış açılarına, benimsenen öğretilere, dünya görüşlerine göre devlet olgusunu temellendirme, tanımlama ve açıklama konusunda birbirinden oldukça farklı, hatta çelişen ve çatışan görüşler ileri sürülmüştür. Sözgelimi iktidar ve devlet olgu ve kurumu üzerinde toplumbilimciler arasında bile birbirinden farklı görüşlerin ortaya konulduğu bilinmektedir.

Bazı toplumbilimciler iktidar ve aynı zamanda devletin, insanın doğasından kaynaklanan “hâkimiyet” güdüsünün bir tezahürü olduğunu ileri sürerlerken, diğer bazıları topluluk halinde yaşamanın bir yansıması olan tesanüt, yani dayanışma ve işbirliğiyle ilgili olduğunu savunmuşlardır. Mesela Oppenheimer adlı toplum ve siyaset bilimci “devlet”i bir “yağma aracı” olarak tanımlar. Yani toplum halinde yaşayışın bir sonucu olarak ve “devlet” adıyla tanımlanan üstün güç, toplumdaki belli grup, küme ya da sınıfın istek, menfaat, güç ve ideal veya amaçlarını gerçekleştirmek üzere oluşturulmuş bir aygıt niteliğindedir. Buna karşılık Toplum Sözleşmecileri olarak bilinen düşünürlerden bazıları, topluluk haline geçişte güçlü olanın iradesine topluluğun diğer üyelerinin itaat etmesi devlet denilen kurumu meydana getirmiştir.

Buna karşılık bazı düşünürler, toplumun oluşturulmasında belirleyici olan bir sözleşme, toplumun diğer kurumları gibi devletin de ortaya çıkarılmasını sağlamıştır. Öyleyse, devlet, kendisini ortaya çıkaran toplumsal sözleşmeye, yani toplum ve onu oluşturan bireylerin varlığına, hayatına, menfaatine, duygu, düşünce ve idealine göre hareket etmek, onu gözetip kollamak, hak ve özgürlüklerinin gerçekleşmesine, gelişmesine hizmet etmek zorundadır. Aksi halde, toplum ve bireylerin, toplum sözleşmesine uymadığı, gözetmediği, yerleşip gelişmesini sağlamadığı için, sözleşmenin gereği olarak itaat etmeme, direnme, başkaldırma hak ve sorumluluğu söz konusu olur. Mesela günümüz anayasalarında “direnme hakkı” başlığı altında yapılan düzenlemenin kaynağı Toplum Sözleşmesi kuramı ya da öğretisidir. Bir başka ifadeyle, devlet, nasıl olsa üstün ve tek iktidar bendedir, öyleyse istediğim ve uygun gördüğüm yerde bazı kişilere maden arama, taş ocağı açma yetkisi veya hoşuma giden koyu yakın bulduğum bir derneğe veya vakfa kullanması için verebilirim, diyebilir mi? Böyle bir yetkisi, daha önemlisi iktidar yetkisi söz konusu olabilir mi?

 Bu ve benzer olay ya da durumlar, aslında anayasa hukukunun en temel ve en tartışmalı sorunlarının başında gelmektedir. Ne yazık ki, anayasa hukukçuları bu ve benzer sorunları tartışmaya pek istekli gözükmemektedirler.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?