Bir inat uğruna Marmara bitiyor

Bismillâhirrahmânirrahîm;

MARMARA Denizi’nde görülen müsilaj ( deniz salyası) tehdidi, dikkatleri yeniden Kanal İstanbul üzerine çekti. Ortada geleceğimizi, sağlığımızı tehdit eden çok önemli bir sorun dururken, hâlâ Kanal İstanbul diye tutturmanın mantığı var mı? Marmara ve diğer denizlerimizi tehdit eden bu konu, millî bir görev haline geldiği için ortak bir duyarlılıkla çözülecektir.

Bu ülke hepimizin! Hükümet, “İllâki benim dediğim olacak” şeklinde inatlaşmamalı; diğer siyasi partiler ve konunun uzmanlarının da görüşünü almalı. Akıl akıldan üstündür. Farklı düşüncelerden korkmayın! Tabiî olanı yapmazsanız, anormal olaylarla karşılaşırsınız.

Geleceğimizi ilgilendiren bir konuda, bütün siyasi partilerin toplanıp konuyu birlikte müzakere etmesinden daha tabiî ne olabilir? Bu, hükümetin de iyiliğine! Düşünceler ortaya konsun; sorumluluklar paylaşılsın! Yerelde, halkın oyları ile iş başına gelmiş belediye başkanlarını da yok sayamazsınız! Müsilaj olayında bakanlık ile yerel yöneticiler birlikte hareket etse, çok güzel sonuçlar alınmaz mı? “Katılımcılık” her zaman başarı getirir.

Kanal İstanbul’la birlikte İstanbul’a iki şehir daha ekleneceği anlatılıyor. İstanbul’un yüzölçümü artmıyor ki! Problemlerin çoğunun, nüfus yoğunluğu ve yeşil alanların yetersizliğinden kaynaklandığını ne zaman göreceğiz? Buna rağmen, iki şehir daha eklenecek, öyle mi?

AKP Genel Başkanı İstanbul için, “Bu şehrin kıymetini bilemedik. İhanet ettik. Hâlâ da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum!” (21 Ekim 2017) demişti. Bunlar, “gaz alma” sözleri olmamalı.

RANT PROJESİ Mİ?

AKP ve MHP, Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorununun araştırılması teklifini reddettiler. Fatih Altaylı’nın olaya tepkisi şöyle: “Vatanını seven biri bunu nasıl yapar? Yarın suyun dibinden metan kokuları sardığında torunlarınıza ne diyeceksiniz?” (Habertürk, 03.06.2021) Dünya Çevre Günü’nde AKP’li Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın itiraf etti: “Biz Marmara’yı foseptik gibi kullanmışız.” (05.06.2021)

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kanal İstanbul doğru tercih olmadığı için, kendi döneminde, bu konuda bir adım atılmasına izin vermeyişinin gerekçesini açıkladı: “Çünkü bu, rant projesi, İstanbul’u katletme, feda etme projesidir.” (22.05.2021)

Kanal İstanbul konusunda uzmanların genel değerlendirmesi şöyle: “Nüfusu artıracak; ekolojik dengeyi alt üst edecek! Rant dürtüsünün esiri olmayın! Yol yakınken çevre katliamından dönün! İstanbul’a yeni ihanetler yapmayın. Balıkçılık ve turizm sektörü riskte! Marmara Denizi alârm veriyor. Deniz salyası her yere yayılıyor, canlılar ölüyor. Kanal İstanbul deyip durmak akıl ve vicdana sığmıyor.”

Kanal İstanbul konusunda farklı görüşlerden niçin korkulur? Araştırmacı yazar rahmetli Aytunç Altındal, 2006’da Kanal İstanbul’un “ ABD’nin siyasi hamlesi” olduğunun gerekçesini açıkladı: “ABD, Montrö Antlaşması’na takılmadan Karadeniz’e donanma çıkarmak istiyor.” Ayrıca milletimiz, Kanal İstanbul’un çevresindeki arsaların yerli veya yabancılardan kimlere satıldığının dökümünü görmek arzusunda. Bu da, şeffaflık gereği değil midir?

İHANET PROJESİ Mİ?

İSTANBUL Büyükşehir Belediye Başkanı, bu konuda randevu istemesine rağmen verilmeyişinin sebebi ne? Çünkü Başkan’ın Kanal İstanbul projesi için, “cinayet”, “ihanet”, “felâket” olarak nitelediği oldukça iddialı sözleri var. “Buyur, iddialarını ispat et” demek dururken; “Sen otur, işine bak!” demek de neyin nesi?

Bir İstanbul sevdalısı olan Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Ömer Faruk Yazıcı, bu projeyi, “Bir İstanbul felâketi” olarak değerlendirdi: “Yokluğu yarar; varlığı tamamen zarardır. İnsana, taşa, toprağa, bitkiye, böceğe dek her şeye zarar verelim, diyen rantçı zihniyetin vatandaşa zarar projesidir.” (02.06.2021)

Ülkenin sorumluluğunu taşıyan, milletimizi temsil eden yöneticilerin bir araya gelememesi ne kadar acıklı! Türkiye öyle bir zihniyetle yönetiliyor ki, elinden gelse ülkemizi haritadan silecek olan ABD ile görüşme yolları arıyor; fakat birlikte yaşadığı ülkesinin öz insanlarını yok sayıyor.

Sezai Karakoç, ayağı kaymış bir toplumun özelliklerini sayarken şu ifadeleri kullanır: “Düşmanına karşı ne kadar hoşgörülüdür o toplum. (…) Oysa aynı zamanda ne kadar zalimdir kendinden olana, kendi içinden, kendi tarihinden gelene.” (Çağ ve İlham 1, Sh. 8)

Bazı duyarlı kişiler, Kanal İstanbul ile ilgili suç duyurusunda bulunmayı seslendirdiler. Bu kardeşlerimiz nasıl bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorlar mı? Bu çarpık yapı içinde kimi kime şikâyet edeceğiz? Bu yazıda yaptığım, sorumluluğum gereği, ancak tarihe not düşmekten ibaret!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Seyfeddin - TRT haberde Deniz salyasi diye gect daha sonra musulaj diye değiştirildi,mus fransizcada köpük demek, Ne oldurki Deniz salyasi dense,kendi dilimizden,kopma yarisindayiz

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 09 Haziran 16:29


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?