Reklamı Kapat

Ömrünüze bereket olsun!

Büyük bölümünü yaşadığımız Ramazan ayında, akrabalarımızla fazlaca vakit geçirdik. Çoğu zaman, “O eski akrabalıklar kalmadı artık” hissini yaşasak da en azından iftarlarda bir araya geldik. Belki daha fazla arayıp sorduk birbirimizi, daha fazla gözetir olduk Ramazan hürmetine. Belki de küslükler olduğu gibi devam etti bu günlerde de kim bilir.

 

Üzerine en fazla konuşup en çok muzdarip olduğumuz fakat Allah ile olan irtibatımızı direk etkileyen bir sebep olduğunu bilmediğimiz bir konudur akrabalık bağları. Bir kavgaya taraf olmuşsak ve haklıysak tavır koyabiliriz sandığımız, defalarca kez arayıp sorduğumuz halde geri dönüş almadığımız için irtibatı kesme hakkımızın olduğuna inandığımız, büyüksek büyük olduğumuz, küçüksek küçük olduğumuz için arayıp sorulma önceliğinin bizde olduğunu varsaydığımız, siyasi görüş farklılıklarımız varsa bağları kırıp dökebileceğimiz kanısına vardığımız, görüştüğümüz üç beş kişi haricinde kimseyle diyalog kurma çabasında olmadığımız önemli bir konu!

 

Zoraki ilişkiler, samimiyetsiz muhabbetler, yapmacık gülüşler, tavırlı bakışlar, soğuk ortamlar, küs gönüller, sevgisiz diyaloglar her zaman hepimizin hayatını karartan şeyler oldu. Belki tarafı olduk bir hoşnutsuzluğun belki de değiştiremediğimiz için mecbur kaldık o ortamı yaşamaya. Fakat istisnasız hepimiz, “Hep ben arayıp soruyorum, hep ben gidiyorum” cümlelerini kurduk mutlaka birileri için... Kurduk ve irtibatı kestik nice büyüklerimiz, nice küçüklerimiz ve sevdiklerimiz ile. Peki, bu hareketimiz ile Allah ile de irtibatımızı kestiğimizi bildik mi?

 

Maalesef biz Müslümanlar, aslında tüm hükümler için Kur’an ve sünnete bakmamız gerekirken, bazı konularda ilahî uyarıları dikkate alıp bazılarında ise örf ve ananelerimize veya kendi nefislerimize bakmayı adet edindik. Sıla-ı rahim de bunlardan bir tanesi oldu her zaman. Çok yakın olduğumuz birkaç kişiyi alıp diğerlerini sadece bayramlarda beşer onar dakika hatta pek çoğunu bayramda bile görmediğimiz akrabalarımız ve yakınlarımızın, aslında bizim en büyük imtihanımız olduğunu bilemedik. Haklı bile olsak bir münakaşadan sonra ilişkiyi kestiğimiz bir yakınımızdan dolayı Rabbimizin de bizimle ilişkiyi kestiğini göremedik. Ömürlerimizdeki, evlerimizdeki, kazançlarımızdaki, mutfaklarımızdaki, mutluluklarımızdaki bereketsizliğin sebebinin, samimiyetten dolayı çat kapı bir akrabamızın sofrasına gidemeyip de neredeyse her yemeğimizi lokantalarda yememizden kaynaklandığını hissedemedik!

 

Çünkü “Sıla-i rahim” diyerek dilimize doladığımız şeyin gerçek anlamını ve içerdiği mahiyeti pek çoğumuz bilemedik. Allah Rasulü’nün, “Ben Allah’ım. Ben Rahman’ım. Rahimi (akrabalığı) da ben yarattım. Rahime kendi ismimden bir isim ayırdım, taktım. Kim akraba ile ilişkisini sürdürürse, kesmezse, ben de ona rahmetimle muamelede bulunurum. Kim de alakayı keserse ben de ona kesinlikle rahmetimle muamelede bulunmam” (Ebu Davud, Tirmizi) kutsi hadisinde buyurduğu manayı tam anlamıyla idrak edemediğimiz için sıla-i rahime, olursa olur olmazsa olmaz gözüyle baktık!

 

“Kim seninle ilgi ve münasebeti kesmez ise ben de onunla alakayı kesmem. Kim de seninle olan münasebeti keserse ben de onunla alakayı keserim” (Buhari, Müslim) tehdidini kavrayamadığımızdan dolayı, kendimizi Rabbimize uzak hissedişlerimizin sebebinin, kestiğimiz akrabalık ilişkilerimiz olduğunu bilemedik.

 

“Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi? İşte bunlar, Allah’ın lânetleyip, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Muhammed Suresi, 22-23) ayeti kerimesinde, bozgunculuk çıkarmakla akrabalık bağlarını kesmenin birlikte zikredilmesindeki derin anlamı göremediğimiz için sıla-i rahimi bir ibadet olarak belleyemedik.

 

“Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Ra’d Suresi, 25) haykırışında vurgulanan laneti üzerimizdeki hissedemediğimiz için sıla-i rahim ibadetini yaşlılara, akrabalarla ilişki kurmadığımız için bize hayıflanan anne babalarımıza bıraktık.

 

Evet, sıla-i rahim çok mühim ve yapılmaması durumunda da hem dünya hem ahirette çok ciddi sonuçlar doğuracak bir ibadettir. Efendimize, “Beni cennete sokacak bir ibadet söyler misiniz?” diye sorulduğunda, “Allah’a ibadet eder ve O’na hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekât verir ve sıla-i rahim yaparsın.” (Buharî, Zekât, 1) buyurduğu, cennete sebep bir eylemdir.

 

“Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin” (Buhari, Edeb, 12) buyrulan, rızıklara da ömürlere de bereket verecek bir ibadettir.

 

Öyle ise, son demlerini yaşadığımız Ramazan ayında bir parça da olsa düzelttiğimiz akrabalık bağlarımızı Ramazan sonrasında da artırarak devam ettirmeliyiz. Aramızdaki sıkıntı her ne olursa olsun, hangi taraf haklı hangi taraf haksız olursa olsun, küs olduklarımızla aramızı düzeltmeli, akraba olduğumuz için, Rabbimiz istediği ve aksi durumda bizi rahmetinden men edeceğini söylediği için yakınlarımızı görüp gözetmeliyiz. 

 

“İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olmaz. Hakiki sıla, kişinin kendisi ile ilgiyi kesenleri görüp gözetmesidir.” (Buharî, Edeb, 15) hakikatini kavrayarak velev ki hep biz arayıp soruyor olalım yine de pes etmemeli, bu eylemi sadece Rabbimiz için yaptığımızı bilmeliyiz.

 

“Ademoğullarının amelleri her elli günde bir Cuma gecesi (Allah’a) arz olunur. Fakat akraba ile ilgiyi kesenlerin amelleri huzura alınmaz” (Ahmed bin Hanbel) hadisi şerifini bir kandil gibi yüreklerimize asarak hareket etmeli, akrabalarımızı arayıp sorarak, ziyaret ederek eksiklerini gidermeli, dertleriyle dertlenmeli, maddeten ve manen sıkıntılarıyla ilgilenmeliyiz.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?