Bunlar iyi günler mi?

Türk siyasetinde son dönemde izlenen yol, tavır, üslup ve parti devleti olgusunun mutlak iktidarla desteklenmesi neticesinde kamuoyu tepkileri, şikayetleri ve eleştirileri de şekil değiştirdi. Önceleri, yani daha “normal” dönemlerde gazetelerin, televizyon kanallarının veya mizah sanatçılarının siyasilere yönelik eleştirileri, sitemleri, hatta belden aşağı ve hakaretamiz olmayan muziplikleri, iyi kötü hoşgörü sınırları içinde değerlendirilirken, son dönemde bunun zerresini görmek mümkün olmuyor artık. Merkez medya denilen ve kamuoyunun büyük kısmına yönelik yayın yapan basın yayın organları, giderek daha da fazla şekilde “Pravda”laşırken, muhalif birkaç yayın organı dışında neredeyse aykırı ses de çıkamıyor.

Elbette ki, “aykırı” sesler merkez medyaya göre çok daha cılız çıkıyor, maddi olanakları çok daha sınırlı ve merkezi idarenin baskısına da açık vaziyetteler. Ancak yayınları merkez medyaya nazaran daha fazla etkili ve kamuoyunun daha fazla dikkatini çekiyor. Çünkü kamuoyunun geneli yani toplum için önemli olan, kendi sorunlarının, sıkıntılarının, meselelerinin ele alınması, dile getirilmesi, bunlar üzerine tartışılması… Toplumlar, yeri geldiğinde kendi seçtikleri yöneticileri de eleştirmekle mükelleftir ve yaşadıkları sorunların da dile getirilmesini beklerler. Mizahın toplumsal yapıdaki işlevlerinden birisi olarak bu “muhalif” özelliği de bu talepten kaynaklanır belki de.

Yeri geldiğinde bir mizah programı veya bir mizah dergisi bile toplumun duygularına tercüman olmakta siyaset kurumunun önüne geçebilir. Kendini ifade etme yolları sürekli tıkanan ve “tekseslilik”e hapsolunan toplumlar için bugün artık sosyal medya gibi mecralar, adeta bir “açık hava forumu” veya “serbest kürsü” gibidir. İnsanların geliştirdikleri tepkisellikler yeri geldiğinde sert ve kaba da olabilirken, bazen de mizahi bir alaycılıkla bezenir. Günümüzde Türk toplumu, öteden beri alışık olduğu ve siyaseti en hassas yerinden vurduğu toplumsal mizah ihtiyacını artık sosyal medya mecralarında kendisi karşılıyor. Aynı zamanda da eleştirisini yapıyor ve taleplerini iletiyor. “Sosyal medya reaksiyonları”nın yönetenlere birçok konuda geri adım attırabildiğini birçok meselde görmüş bulunuyoruz artık.

Bu yeni toplumsal dil, bilmeyenlere fazlasıyla alaycı ve sarkastik gibi gelse de, aslında bir dip dalganın varlığına işaret ediyor. Bu ülkenin, herhangi bir siyasi veya ticari menfaati olmayan, “sokaktaki insan” olarak adlandırılan sıradan insanları, sosyal medyada kendini ifade ederken aslında siyaset kurumuna da taleplerini ve şikayetlerini iletiyor, gerekli uyarıları yapıyor. İletişim kanalları her taraftan kesilip “tekseslilik” bombardımanına mahkum edilmeye çalışılan insanların bu eleştirileri, sitemleri, istekleri çok önemli aslında. “Halkın sesi” olarak değerlendirilmeli netice itibariyle…

Aslında bu tepkisellik, “apolitik” olmakla suçlanan halkın gayet de politik olduğu, kendi meselelerine sahip çıktığı, kendi hakkını aradığı olarak yorumlanabilir. Elbette ki, birkaç sosyal medya mecrasına bakarak toplumun çoğunluğu için bu yargıda bulunulamaz ancak bilinçli insanların varlığını bilmek yönetenler için de iyi bir haber olmalıdır normal şartlarda. Bilinçsiz, okuduğunu, dinlediğini bile anlamayan, körü körüne bağlı, sorgulamayan, anlık öfke ve coşkularla amel eden, hamaseti seven kitleler yerine bir şeyler için çaba harcayan insanların olması, eleştirilenler için bile bir şanstır. Dolayısıyla onların seslerine de kulak vermek gerekmektedir.

Ancak yaşanılanlar bu durumun tam tersini gösteriyor. Sesini çıkaran, sorular soran, sorgulayan herkese kötü gözle bakılıyor, yaftalanıyor, itham ediliyor, iftiraya hatta duruma göre şiddete uğruyor. Kırıp döken, kalp kıran, insanları inciten, yaralayan, insanlara sevgi ve saygı beslemeyen ve göstermeyen, en basit bir insani hasleti bile esirgeyen, kitleleri birbirlerine karşı kışkırtmakta hiçbir beis görmeyen bir siyasi tavrı aslında “siyaset” diye bile tarif etmemek gerekir. Bu siyaset falan değildir çünkü. Bu bakış açısı ve yaklaşım, toplumun eleştiri, sitem ve taleplerini de görmez, duymaz, inkar eder.

“Kötü günler geride kaldı, önümüzde daha kötü günler var” şeklindeki esprili yaklaşımı doğrularcasına “bunlar daha iyi günler” tehdidi bile savurabilen bir siyasete de ancak insaf ve izan dilenebilir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Kürşat R. - Tabi farklı gazete yorumları farklı bu konuda.Parasız olmazmış o zamanlar.Para yoksa kabul etmiyorlardı.Şu masaya koyduğum yetermiş.Tamam kalabilirsin.Yoksa gücümüz yetmiyordu.Devlet memuru olmak,maaş almak.Sınıf arkadaşlarım.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Haziran 14:44


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Türkiye'de erken seçime gidilmeli mi?