Üslûbu beyan barışsın beyanı duyan

Yazıya başlayacağım. Beynimde çoktan hazır konular ve Üstad’ın deyimiyle soru içinde üst üste sorular.

“Ülke bitti Cemil Çiçek bitmedi” teziyle eski Türkiye’nin mizah dergilerine malzeme olan AKP’li Cemil Çiçek’in son demeç cümlesinin tartışmalara konu edilmemesi mesela, canlı ders sorusu olarak duruyorken, bir cami kürsüsünden ve bir belediyenin yardım masasından görevli saptırma, bozma, dağıtma maksatlara kalem oynatacak değiliz.

“Binde biri bile doğruysa felaket ve sıkıntıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Yanındayım” dediği İçişleri Bakanı Soylu’nun “mafya pisliği, şantajcı, kan emici, pespaye” sıfatlarıyla andığı ve resmi açıklamalara “Organize suç örgütü lideri” tanımıyla giren Sedat Peker’in yayınladığı videolarda anlattıkları sorulduğunda bu cümleyi demiş sayın Cemil Çiçek bey.

40 yıldır aktif siyasi hareketlerin içinde bulunmuş, Hüseyin Gülerce ve Melih Gökçek gibi ünlülerin mücadele arkadaşı olmuş, bakanlıklar ve Meclis başkanlığı yapmış bir hukukçu kişinin kendisine yöneltilen bir soru üzerine, yaşadığı yıllardan bihabermiş gibi “Binde biri doğruysa” kelimeleriyle ‘’felaket’’ dediğine zayıf ihtimal vurgusuna durması, akıllara, bahis mevzuu bu politikacının çok daha derin ve sırlı verilerle donatılmışlığını getirir ki, bu da videoya muhatapların gecikmelerinin sebebine ulaştırır meraklıları.

Yerin kulağının olduğu eski Türkiye’de, Cemil Çiçek gibi “kulaklı” yaşayan insanlarımızdan biri de, şimdi bir cümlesini buraya alacağımız Mehmet Ağar’dı.

“Dokunulmazlığım yok. Ben olmasam buraya mafya çökerdi!”

Eski Türkiye’deki “Yerel, bölgesel ve ulusal yüzlerce çetenin” Yeni Türkiye’de çökertildiğini twitiyle duyuran ve siyasi cevaplamalarında adını andıklarının akrabalık ilişkilerini dahi bildiğini açıklayan sayın Süleyman Soylu, sayın Ağar’ın bu cümlesini heyecanına vermiş olmalı ki “Belki dil sürçmesidir” izahıyla onu korumaya alırken, alışılagelen “maksadını aşma” özürü es geçilmiştir.

İçişleri Bakanlığı’nın özelliğinden midir bilmem, sayın Soylu’nun bu bilgi coşkunluğu eski Türkiye’nin efsane İçişleri Bakanı Dr. Faruk Sükan’ın “Komünistlerin nefes alışlarını biliyoruz!” cümlesiyle yaptığı morallendirmeyi hatırlattı.

Şu farkla ki: Bir yerel seçim mitinginde, toplanmış yevmiyeli kalabalığa konuşan sayın Soylu’nun, Saadet Partisi’ni PKK ile işbirliği yapmakla suçlamasını, SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, “Bu imzayı getirmeyen şerefsizdir” diyerek cevaplamıştı. Eski Türkiye’nin örneklediğimiz içişleri bakanına böyle yalanlamalar yapılmadığı da bilinsin ki ona gadirlik olmasın.

 “Yeni Türkiye”yi olmaktan vazgeçtiği eski Türkiye özellikleriyle anlayacaksak, biraz daha anlatmalıyız, benzerliklerini eski Türkiye’nin ve eşkıya krizlerini nasıl atlatabildiğini.

Benzerlik dediysek, sayın Soylu’nun “yüzlerce çete”den söz ettiği Türkiye’den daha eski Türkiye günleridir kastettiğimiz. Adına “eşkıya” denilen ve bir kişi olmasına rağmen İçişleri Bakanını gündem eden “Koçero’lu eski Türkiye...

Kurulu düzene, baskı ve haksızlıklara karşı ihtilal yaptırıp başbakan ve bakanlar astıran İnönü’nün hükümetlerinden birinin zamanında efsaneleşir Koçero. Kurulu düzene, baskı ve haksızlıklara karşı dağları mesken tutmuştur.

Bir kayanın başına oturup durdurduğu otobüsün yolcularını palton benim, can senin; çizmen benim, can senin deyip soyarken, bir yolcunun da saatini ister: Saat benim, can senin. Altın bilezikli saatini atmakta tereddüt eden yolcuya sorar Koçero: “Ule niye atmisen?” Cevap candan önce mal korunmasına ayarlıdır. “Kırılır diye korkuyorum ağam.”

Eski Türkiye’mizde marinalar falan olmadığından, rast geldiği otobüs yolcularıyla geçinen Koçero’nun cevabı ise, Ankara’da mukim İçişleri Bakanının koltuğunu titretecek  frekanstadır. “Ule sana ne? Kırılırsa kırılsın. Mal benim değil mi?”

Kızılay’da gençliğin bir nümayişinden sonra (Eski Türkiye’de mitinge nümayiş deniyordu) İçişleri Bakanı istifa eder ve mizah dergilerinde buraya birini koyduğumuz karikatürler yayımlanır. Hem de o dergiler, bugünün Yeni Türkiye’sinde icat tabirle söylersek, İnönü hükümetinin yandaş medyasıdır.

Yalnız karikatürler değil elbette. İstifa ettirilen İçişleri Bakanı üzerine şiirler dahi yazılır. Birinden birkaç mısra paylaşalım da siz bulun Yeni Türkiye’nin neyi benzermiş eski Türkiye’ye.

“Bir yanda Koçero, dağlarda seker,

Ben ona bop derim, o hep rest çeker!”

* * *

Hanzade damatla dostluk eridi,

Yüze gülem dedim, gülemedim oy!”

Buraya kadar yanındakilerin bir kısmıyla sayın Soylu’yu anlattık. Yeni Türkiye’de “yanındayım” tarifini o kullandığında, insanların, sahiplenmenin şahikasını anladığı Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında biraz durmamıza geldi sıra.

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Rize ziyaretinde yaşanan olayları, ileri gitmeden “Gelin hanım”a ders verılmesi olarak açıklayan sayın Erdoğan’ın konuşmasının tartışılan ve en çok paylaşılan yeri  gizemli iki cümle idi.

“Bu daha bir. Daha neler olacak neler?”

Yeni Türkiye’de “Daha” kelimesinin sırtına yüklenen, planlanmış ve uygun zaman bekleyen olayların ne olabileceğine kafa yoracak insanlarımız iktidarın gündeminden uzakta tutulurken, biz, “bir”den başlayacağız anlamaya sayın Erdoğan’ı ve söylediklerini.

Bir eski Türkiye fıkrası. Top oynayıp acıktığımız çocukluk günlerimizden aklımızda kalmış olmalı.

Köyünde çiftliği de olan bir ağa, şehirden kendine eş olsun diye aldığı bir gelin hanımı iki atın çektiği arabasına bindirmiş gidiyor tozlu yolda. Atların rahvan yürüyüşlerinden ve tekerleklerin gıcırtısından başka ses yok.

Derken, atın biri tökezler. Adam tökezleyen atın sırtına kamçısını vururken o anı da kayda aldırır, gelin hanımının kulaklarında. “Bu bir!”

Atlar, uzak köye arabayı çekedursunlar, bir kez daha tökezler at. Şaklayan kamçının sesi gelin hanımın korku dağında yankılanırken, adam yine tespittedir. “Bu iki!”

Tekerlekler dönüyor, araba gidiyor, adam ve gelin hep susuyor, at bir daha tökezliyor. Gelin hanımda merak titremelere tutulu. Adam alıyor silahı eline, vurduğu atın kaydını aldırıyor gözleri yerinden fırlamış geline. “Bu üç!”

Gelin hanım isyanlarda. Neden yaptın bunu? Merhametsiz bir insansın sen. Beni kandırdın. Dizlerini döverken gelin hanım, ağa konuşur: “Bu bir!”

Eski Türkiye’nin bu fıkrasını, Sayın Cumhurbaşkanının, iyi günler yaşadığını hatırlattığı ve gelin hanım dediği muhaliflerine demokratik bir ikazı şeklinde anlasın insanlar diye anlatmadık. Bir’den sonrasının ihtimal hesabı da değil bu yazdıklarımız. Aman kimse yanlış anlamasın.

Takımları bir tane atınca iki, iki diye tezahürata durur ya taraftarlar ve ikiden sonra üç, üç, üç sesleri inletir ya stadyumları, bu anlatımımız da öyle sayılsın. Nasıl olsa Yeni Türkiye’miz bir, iki ve üçün ne olduğunu bilen çoğunluğun,49’ları hesaba katmamanın rahatlığını yaşıyorken...

“Devlet durup dururken cinayet işlemez”, “Devlet ara sıra rutin (hukuk) dışına çıkar” diyen bir Demirel vardı. Cumhurbaşkanı yapıldı. Görev ve yetkileri yasalarla sınırlanmış memur sıfatlıların rutin dışına çıkarılmasına ve 28 Şubat’ta 27 Mayıs’tan sonra kurulmuş en meşru ve demokratik hükümeti yıkma cinayetini işlemelerine zemin hazırladı ve seyretti.

Daha neler, neler olduğunu o günden sonraki Yeni Türkiye’de yaşayanlar biliyor.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, muhalif bir parti başkanını tenkit ederken “Daha neler olacak neler” anlatımında, sorumlu olduğu 19 yılın birkaç yılı yahut birazında iyi olmalara, iyi yaşamalara insanların eriştiğinin bir çağrışımı, bir havası var mı?

Sürekli söyledikleri Yeni Türkiye eski Türkiye değil tabirini artık doğru anlamak vaktimiz geldi galiba: Halkımızın her yeni iktidarın icraatlarını gördükten sonra söylediği bir deyim vardı: Gelen, gideni aratıyor!

AKP iktidarının 20. yılında “bir”e daha yeni mi geldik; rahmetli Erbakan’ın hayallerine, emeklerine ve Türkiye sevgisine karşı duran ey silahlı ve silahsız demokratlar.

Bu soruların cevaplarını sizden alacağız...

Eski Türkiye ‘’Konuşan Türkiye’’idi, yeni Türkiye ‘’Ne konuştuğunu bilen Türkiye’’olur umudumuzu hiç yitirmedik.  

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?