Kendimize yazık ettik

Kalem koleksiyonu olan adamdan, kara kalemle gönülleri ak edecek kitaplar yazan daha hayırlıdır.

Buğdayın içinde besleyip büyüttüğü vitaminleri, A, B, C, D’den Z vitaminine kadar her şeyini bilip, kerrat cetveli gibi sayabilen ama buğdayın nerede nasıl yetiştirildiğini bilmeyenden, Hazreti Adem’den bu güne kadar buğday yetiştiricilerinin hepsi daha iyidir.

A, B, C, D vitaminleri bilinmezken de tabii, organik buğday üretiliyor ve insanları doyuruyordu.

Tulum giymeyen, tarlaya girmeyen, buğdayın fotoğrafını ve her türlü içeriğini ve faydalarını yalnız kitaptan okuyan ziraat mühendisinden, toprağı, suyu, buğdayı, havayı, güneş ısısı ve ışığını tarla laboratuarında bir araya getirerek, tonlarca buğday üreten çiftçimiz, bilmeden hem ziraat mühendisliği hem kimya mühendisliği yapıyor.

Gönül, o işi ziraat mühendisinin yapmasını ister.

Manivela/kaldıraç hesaplarını bilen fizikçinin, kaç tonluk taşın kaç metrelik manivela demiriyle kolayca kaldırılacağını bilir ve eyleme de geçerse, alın terlemeden akıl teriyle kolayca kaldırılır.

İlim, hava atmak için değil, insanlığın işlerini kolaylaştırmak için öğrenilir.

Kur’an-ı Kerim’de en azından elli defa:

“Amenüüüü ve amilü’s-salihat/İman edip amel-i salih işleyenler” der.

Kur’an-ı Kerim’in belirttiği, Sevgili Peygamberimizin örnek ve önderliğinde iman edip amel-i salih, yani hem bu dünyayı güzelleştiren, hem ahirette cenneti kazanmaya sebep olan işleri yapmayı emreder, öğütler, nasihat eder.

12 yaşımda iken tanıdığım, Kur’an kursunda iken her Cuma günü evine gelip bir gece yattığım, kirli elbiselerimi yıkayan yaşlı karı-kocayı, Toroslar’ın eteğindeki köyünde yıllar sonra ziyaret ettiğimde, yaylada olduğunu öğrendim ve Toroslar’ın tepesinde kıl çadırında onu bulduğumda, sevinç gözyaşlarıyla, “Mahmıdıııım, Mahmıdııım, bu ayran senin nasibin imiş. Allah bu nasibini benim sana ulaştırmamı isteseydi, ben o on beş milyonun içinde seni nasıl bulurdum. Rabbime çok şükür ki o görevi bana vermemiş” diyerek şükrediyor.

Her hafta Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece onların evinde kalırdım ve o okuma yazması olmayan değerli insanın, o gece uyumadığını, lambanın ışığını da kısarak geceyi namazla geçirdiğini görürdüm.

Köylülerine sorduğumda, “Hiçbir insanın aleyhinde tek kelime etmeden, yani gıybet yapmadan, yalan söylemeden, haram yemeden vefat etti” dediler.

Hâlâ ben, “Keşke ben de onun gibi olabilsem” derim.

Kavga dilini öğrendik. Sevgi dilinin olduğundan haberimiz hiç olmadı.

Kavgada silah kullanmadık ama yarası iyileşmeyen, her hatırlamada yarayı yeniden deşen dille yaraladık.

Dilimizden fırlattığımız kelimeler de, Rabbimizin Kur’an’ın da bildirdiği kelimeler.

Onlarla amel etmek ağır geldiğinden, kelimelerini kurşun olarak kullanmayı seçtik.

Hepimize iyi gelecek şifa şişesini, Müslümanların kafasına kafasına atarak hem kendimizi Kur’an-ı Kerim’den uzaklaştırdık, hem dinleyenleri amel-i salihten soğuttuk.

Günahların en büyüğünü yaptık.

Kendimize yazık ettik.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

02

Hasan Özünal - Karaman - Hafızamın film makinesi çalıştı:

Bir görev verdiler askerde. !0 askerim ile birlikte deniz kenarında bir mıntıka beklenecek korunacaktı.

Çadırlarda kalıyorduk.

12 Eylil sonrasının sıkı günleri idi....

Mekan askeri tesislerin tam ortasında, sivillerin değil girmesi uzaktan görmesi bile imkansız bir yerdi. 3 nizamiye geçmek gerekiyordu. her noktası nöbetçiler tarafından izleniyordu.

Bardaktan boşanırcasına bir yağmur vardı. Rüzgarlı günün kuytusu, yağmurlu günün uykusu diyerek, nöbetçileri kontrol edip asayişin berkemal olduğunu görüp komutan çadırına çekildim ve güzel bir uyku çekiyordum.

Bir askerin sesi ile uyandım. Uyandırdığına göre kesin bir vukuat vardı.

Telaşla fırladım ve çadırın kapı bezini kaldırdım.

Rüya başlamıştı. Uyanık idim ama rüya görüyordum.

Karşımda dünya güzeli iki abim duruyordu. Yüzlerinden yağmur suyu damlıyor, her tarafları sucuk gibi ıslanmışlardı.

Bizim bulunduğumuz noktaya iyi korunan 2 nizamiye geçerek gelmeleri gerekiyordu ve sivilin girmesi kesinlikle yasaktı.

Bu ne işti.

Abilerin daha yaşlı olanın o nurlu yüzünden ve hafif mübarek sakalından yaşları silerek Allah'ın o mübarek selamını vermesi bile rüya etkisini bozmadı. Ta ki onlara sarılıp da o mübarek kokularını alıncaya kadar.

Allah için bir insanı mutlu etmek adına çıktıkları yolda Allah onlara hep iyi insanları karşılaştırmış ve yardımcı olmalarını sağlamıştı.

İnsan hayatında çok unutulmaz anlar yaşamıştır. Çok değerli hediyeler almıştır. Çok yüksek mevkilere çıkmıştır. uçakla uçmuş yüce bir dağın zirvesinden aşağılara bakmıştır.

Benim o an hissettiklerim bunların hepsi idi.

O günden sonra askerliğim bir çay içimi kadar kısa sürede bitti.

O vefa timsali, sevgi pınarı gönül sahibi her nefesi Allah rızası için almayı verirken de şükretmeyi bilen ve bu öğretiyi etraflarına hediye eden Ablerin isimleri:

Muhterem Mahmut TOPTAŞ

ve

Muhterem Ramazan Divleli

İDİ.

Allah onlardan razı olsun. Varlıkları verimli sağlıklı ve bereketli ömürleri olsun İnşallah.

Her ikisine de sonsuz saygılar...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 29 Mayıs 00:58
01

çiçek - günlük reçete akşam sabah öğle

okunulası gerek en az günde bir defa.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Mayıs 22:08


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?