Reklamı Kapat

Temiz evler operasyonu

Ev kamusumuzun en kısa sözcüğü, şamatasız. Her şeye dâhil olmadığı gibi müdahil de olmaz; su gibi, us gibi, is gibi, iz gibi… Ev kendine geleceklere yer ayırır. Her ne ya da kim onda karar kılarsa aslında eve gelerek kendine gelmiş olur. Eve dönmek, kendine dönmektir. Şu cümleyi artık her ağızdan duyuyoruz: “Evlerimizin içi boşaldı.” Bütün dikkatler şimdi evin dışında, görkeminde, pahasında ve yüzölçümünde. Evin içinde bile içe dair çok az şey var.

Önce içi tükettik. İçi ve içtenliği. Dışarısının bütün kirini pasını eve taşıdığımızın farkında bile değiliz. Evden sürekli birileri çıkıyor, lakin eve ruhuyla birlikte giren yok. İhtiraslarımız, tüketim hırsımız, alışverişimiz, uyuşuk yorgunluğumuz, kindar arzu ve hevesimiz, mistik doymazlığımız kimi zaman özel taşıyıcılarla evlerimize taşınıyor. Evin tedrisi yok, ocağı sönük, dumanı tütmüyor. Yerine oturmayan evlilikler ardiyede topal bir masa, kırık bir sandalye gibi bekliyor. Adına “tahammül sınırı” denilen bir istasyonda yığınlarca insan gelecek beyaz treni bekliyor. Sahi bütün trenler niçin siyah?

Dünya müşterek kirlenmişliğinin farkında, herkes kendi sorumluluğu dâhilinde olanlara “Temiz Eller Operasyonu” çekiyor. Temizliğin de sâri olduğunu, oradan oraya sirayet ettiğini hiç düşünmüyoruz bile. Dün eli kirli olanın evi de kirlidir diye düşünüyorduk. Köprünün altından mülevves sular aktı, bugün başka bir noktaya geldik ve “Evi kirli olanın eli de kirlidir” diyoruz. Elimiz nerede kire bulaştı? İkinci elbisemiz olan evimizi doğru düzgün giyinmeyi beceremedik. Ev insanı örten bir şey olmaktan çıktı. Evin de tesettüre dâhil olduğunu göz ardı ettik. Evimizde kendimiz dışında herkes oturdu. Küresel piyasalar, tüketim endüstrisi, hurafe kültürü, estetikten yoksun ağır ve hantal eşyalar, susturucu takılmış çocuklar, kötürüm hatıralarımız evimizin her bir yanına oturmuş. Bir komodin kadar bile yaşadığımız eve ait değiliz.

Evi gözden geçirdiğimiz için sorumluluğu, okula ve öğretmene atmak işimize geliyor şimdilerde. “Herkes önce kendi kapısının önünü süpürsün” atalar sözünü bile eğip bükmeye devam ediyoruz. Kir adına ne varsa sanki kapının önündeymiş de evin buna ihtiyacı yokmuş gibi. Bir zamanlar için belki bu doğruydu. Fakat sözün bugünkü güncellenmiş şekli: “Herkes kendi evini süpürürse bütün bir dünya temiz kalır” demeye daha uygundur.

Bir an önce evimizi bütün aksamıyla temizlemeye başlamalıyız. Evi temiz olanın eli temiz olur, eli temiz olanın dili temiz olur, dili temiz olanın da kafası ve kalbi temiz olur. Nereden düştükse oradan kalkacağız. Aileden darbe aldık, odalarımızdan sarsıldık, evimizden vurulduk. Ne olduysa ondan sonra oldu. Biz yokken evimize küresel haz ve hız mühendisleri girip keşifler yaptılar. Bütün ev düzenimizi ve müfredatımızı değiştirdiler. Bir süre sonra buna razı olduk. Onların gizlice evlerimize girmelerine gerek kalmadı bizzat kendimiz onları çağırdık, taltif ettik. Şimdi onların dokunuşu olmadan hiçbir şeyin kıymetinden emin olamaz haldeyiz. Beğeni duygumuzu başkalarına kaptırdık. Reddetme hassasiyetimiz çoktan inisiyatifimizden çıktı. Eve geç gelen çocuğumuza, “Nerede kaldın evladım?” diye soruyorduk bir zamanlar. Evladımız mahcup ve tedirgin bir şekilde başını öne eğip mazeret arayışına giriyordu. Şimdi hiç kimse evde değil. Evin reisi evde yok. Çünkü ev evde değil. Ev ödevi tarihe karıştı. Ödev ev varsa vardır. Sorumluluk duygusu ödev ahlakıyla doğru orantılıdır.

Evlerin dünyaya açılan penceresi ve sokağa açılan kapısı olduğunu yıllar yılı söyleyip durduk. Hâlbuki dışarısı ve dış dünya dediğimiz taşranın da bir pencereye ihtiyacı olduğunu hiç aklımıza getirmedik. Dünyanın kapısı ve penceresi eve ve aileye açılmadığı için dışarıyı evimiz sandık. Yaşadığımız şey en basit tabiriyle iç-dış düalizmidir. Evlenmek kelimesinin geleneğimizde “dünya evine girmek” ile anlamlandırılması boşuna değildir. Zira asıl olanın evi dünyaya açmak değil, dünyayı ev haline getirmektir.

Evlenme yaşı yükselirken ev sahibi olma yaşı gittikçe düşüyorsa ortada vahim bir ikilem var demektir. Evlenme gökyüzünü eve buyur etme sanatıdır. Odalara sığan insanın kalbine de sığar, bunu yaşayarak ispat etmektir. Evin kalabalık yalnızlığı bugün ne ise evliliklerin kalabalık tekliği de aşağı yukarı odur. Evin başından ne geçmişse evliliğin başından da o geçmiştir. Baksanıza evlilikler de evliler de eve sığmıyor. Evin evliler için söyleyeceği tek teselli cümlesi yok. Çünkü dünya koskocaman bir alışveriş merkezi ve evlilik kurumu da bu AVM’de bir reyon vazifesi görüyor. Yanlış söyledim, vazife görmek diye bir şey de yok. Sadece reyon, diğer reyonlara kefil olup desteklesin diye. Ellerimizi günde onlarca kez yıkadığımız gibi evlerimizi de yıkamamız şart. Evin kalbini temiz kılıp, niyetini tazeleyerek saadete uzanan evin ellerini aynı derecede yıkayarak. Ne de olsa evin eli saadettir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Harika bir yazıydı kardeşim..yüreğine sağlık

Selamlarımı muhabbetlerimi gönderiyorum..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 27 Mayıs 14:56


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Sedat Peker'in Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz iddiaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?