“Üç kutsal din” masalınız bitmedi mi?

Müslümanların gerilemesiyle Batı’ya karşı mağlubiyet psikolojisine esir olmuş kişiler, Batı’nın terakkisine öykünürken, daha çok çalışıp Batı’yı geçmek yerine İslâm dininde reform faaliyetlerine girişerek içlerindeki mağlubiyet psikolojisini aşmaya çalıştılar. Bunun için de Yahudi ve Hıristiyanlara yaranmak için İslâm dininin içini boşaltmak, bazı ayetleri bağlamından kopartmak suretiyle dinde reform ve dinlerarası diyalog faaliyetlerine giriştiler. Amaçları Batı’ya yaranmaktı. Bunun için muharref (bozulmuş) dinlerle hak din İslâm’ı eşdeğer görmekten bile çekinmediler.

Yahudi ve Hıristiyanlara yaranmak için “Dinlerarası Diyalog” fitnesiyle işe başladılar. Böylece öykündükleri, aşağılık psikolojisine kapıldıkları, taklit ettikleri ve medeniyet projesi olarak gördükleri Yahudi ve Hıristiyanlarla ilişkiye girebilmek için “Üç İbrahimi din” masalıyla Allah-u Teâlâ’nın, “Size din olarak İslâm’ı beğendim (seçtim)” (Maide, 3), “Doğrusu Allah katında makbul olan din, İslâm’dır...” (Al-i İmran, 19), “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa-benimserse, asla ondan kabul edilmez. O ahirette de kayba uğrayanlardandır” (Al-i İmran, 85) ayetlerini hiçe sayarak insanlar tarafından tahrif edilmiş dinleri hak din İslâm’la aynileştirdiler.

Yahudi ve Hıristiyanlara yaranmak için İslâm’dan vazgeçmenin yanında, Peygamber Efendimizden (s.a.v.) de vazgeçtiler. Ona iman etmeden Yahudi ve Hıristiyanların kurtuluşa ereceklerini iddia ettiler. Bunlara ek olarak, “Yahudi ve Hıristiyanların kendi dinlerine inanmaya devam ederken cennete gideceklerini iddia ettiler. Dahası Yahudi ve Hıristiyan bir erkekle Müslüman bir kadının evlenebileceğini” gündeme getirdiler. Bütün bunlar yetmemiş gibi “Yahudi ve Hıristiyanlarla Müslümanların dost olabileceğini” iddia ettiler. Bütün bunları Kur’an-ı Kerim’deki birkaç ayeti bağlamından kopartarak yapmaya çalıştılar.

Yahudi ve Hıristiyanların gönlünü almak, onlarla ünsiyet peyda edebilmek için İslâm’dan ve Peygamber Efendimizden vazgeçmek nasıl bir ihanettir siz düşünün. Bunun sadece Batı’ya öykünmekle izah edilmesi mümkün değildir. Bu bizzat Batı’nın taşeronu olmakla hatta misyonerliğin bir parçası olmakla izah edilebilir.

“Üç kutsal din” masalının sahiplerini, “Peygambersiz İslâm Projesi” için çırpınanları, Yahudi ve Hıristiyanları cennete sokmaya çalışan gafilleri, Yahudi ve Hıristiyanları dost kabul edenleri önceki yazılarımızda defaatle yazdık. İlerleyen yazılarda “Yahudi ve Hıristiyan erkekle Müslüman kadının evlenmesine cevaz verenlerin görüşlerindeki isabetsizliği” de ortaya koyacağız İnşallah.

Kur’an-ı Kerim’in bütüncül yapısına bakıldığı zaman görülecektir ki Yahudi ve Hıristiyanlar şirk konusunda müşriklerden farksızdır. Bu iki zümreye karşı kullanılan ortak dilin isabetli oluşu tarihin seyrinde daha iyi görülmüştür. Binlerce yıl önce Kur’an-ı Kerim’de Yahudi ve Hıristiyanların kâfir olduğu (Tevbe, 30; Maide, 72-73), yaratıkların en şerlisi (Beyyine, 6) ve delalet ehli (Maide, 18) oldukları anlatılmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de, “Kim Allah’a ve Peygamberine iman etmezse muhakkak (bilsin) ki, biz o kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır” (Fetih, 13; ayrıca Beyyine 6) ayetinde gerek müşriklerin gerekse Yahudi ve Hıristiyanların Allah’a ve Peygamberine iman etmeden asla cennete giremeyecekleri açıkça beyan edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de bu iki zümrenin asla dost edinilmemesi gerektiği de şöyle anlatılmaktadır: “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır…” (Maide, 1). Ayetin devamında Müslümanların dostunun kim olacağının cevabı da şöyle verilmektedir: “Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resulüdür ve Allah’ın emrine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren müminlerdir” (Maide, 55).

Binlerce yıl önceden Kur’an-ı Kerim’de, Yahudi ve Hıristiyanların asla dost edinilmemesi gerektiği, Müslümanlara düşmanlık ettikleri açıklandığı halde, bu zümrelere karşı hoşgörü, sevgi ve dostluk söylemleri, hem Kur’an’ın ruhuna, hem Peygamber Efendimizin (s.a.v.) uygulamalarına hem de tarihi gerçeklere terstir.

Yahudi ve Hıristiyanlar, tarih boyunca İslâm’ın tam karşısında durmuştur. Hıristiyanların Haçlı Seferleri’yle yaptığını, Siyonistler Filistin’de yapmaktadır. Hıristiyan ABD ve Avrupa’nın korumasındaki Siyonist İsrail, Filistin’de, Kudüs’te ve mübarek Mescid-i Aksa’da zulmüne devam etmektedir.

Siyonist İsrail’in birkaç haftadır Gazze’de, Kudüs’te ve Mescid-i Aksa’da yaptığı katliama ve teröre ABD başta olmak üzere Hıristiyan dünyasının desteği batılın ittifakının bir tezahürüdür. Siyonist (Yahudi) ve Haçlı (Hıristiyan) ittifakını görmeyip, hâlâ bu zümreleri dost ve yaran bilenler, bunlara yaranmak için her türlü değerlerini feda edenler, Siyonist ve Haçlıların ittifakla Müslümanlara zulmettiğini görmeyenler en iyi niyetli yorumla gafildirler. Bütün bu gerçeklere rağmen bunu gafletle izah etmek safdillik olur; bu Siyonist-Haçlı taşeronluğudur, misyonerliğe ortak olmaktır.

Bundan da öte kendi menfaatleri için Kur’an-ı Kerim’i bağlamından kopartma, Resulullah aleyhisselamın öneri ve uygulamalarını hiçe sayma ve ümmetin kanı üzerinde kendilerine alan açma çabasıdır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Sedat Peker'in Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz iddiaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?