Reklamı Kapat

Kınamanı göster, sana kim olduğunu söyleyeyim!

Her Ramazan ve Müslümanlar için kutsal günlerde İsrail alışkanlığının gereği Mescid-i Aksa başta olmak üzere canlı, cansız her şeyi hedef alan saldırılarını bu sene de gerçekleştirdi. Bu saldırılara tepkiler başta Müslümanların olduğu coğrafya olmak üzere insanlığını taşıyan her coğrafyada büyük tepkilere sebep oldu. Neredeyse tüm dünyada yönetimlerine rağmen ülkelerin halkları sokaklara çıkarak, sosyal medyada paylaşım yaparak Filistinlilerin yanında zalim İsrail’in karşısında olduğu duruşunu sergiledi. Her gün değişik coğrafyalardan hâlâ Filistinlilere destek faaliyetleri devam ediyor.

Bu saldırılarla gündemimizi oldukça işgal eden bir konu da İsrail’i yaptığı melanet işlerden dolayı “kınama” mesajları, paylaşımları. İsrail’in saldırı haberleri haber ajanslarından akmaya başlar başlamaz ülkelerden yetkili kurum ve kuruluşlardan hemen “İsrail’i şiddetle kınama” açıklamaları da düşüyor. Mahalle muhtarından sendika yöneticisine, şarkı icracısından devlet yetkililerine kadar kınama mesajları sosyal medya akışlarımızı dolduruyor. Herkeste bir daha şiddetle kınama gayretine şahitlik ediyoruz.

Bunlar insanlık ve hakikat adına güzel çalışmalar. Gazeteciler, iletişim uzmanları çoğu zaman mesajlara sıradan insanların baktığından farklı bakarak söylemlerin analizini yaparlar. İster istemez bizde de bu alışkanlık mevcut. Her “çocuklar ölmesin” diye atılan mesaj, “saldırıları durdurun” diyen paylaşımlar bizim genel anlamda anladığımız manada meseleyi lanetlemiyor, mazlum ve mağdurdan yana olmuyor. “Çocuklar vurulmasın!” diyenlerin bazıları -özellikle toplumun önüne çıkarılmış isimler- hem İsrail’in hem HAMAS’ın saldırılarını durdurmasından bahsediyor. “Çocuklar ölmesin” içerikli haberlerde öne çıkarılan mesele Filistin tarafından atılan füzelerin vurgusu. İsrail’in zulmü haberleştirilirken “Doğu Kudüs’te…” ifadesini ısrarla kullanılmaya devam ediyor ajansların “Doğu Kudüs(!)” muhabirleri. Türkiye’de başta TRT ve Anadolu Ajansı başta olmak üzere “Doğu Kudüs’te İsrail’in saldırıları…” diye haber verirken İsrail’in meşruiyeti sağlanıyor. İnsanların zihninde İsrail’in terörü meşruluk kazanıyor. İsrail Gazze’de, Batı Şeria’da, Kudüs’te toprakları vururken haber ajansları sayesinde tüm dünyadaki insanların zihnini kendi kavramlarıyla vuruyor.

“İsrail-Filistin çatışması, Doğu Kudüs, üç din için kutsal şehir” ifadelerinin geçtiği içeriklerden arkanıza dönüp bakmadan oradan kaçabildiğiniz kadar kaçın. Zira bu söz Müslümanların kalesinde patlayan kocaman bir goldür. İsrail kendine buradan meşruiyet zemini buluyor. Özellikle “üç din için kutsal” ifadesinden. Bu sözü Müslümanların söylemesi tek kelime ile -eğer başka hedefi yoksa- tarih bilmemektir. Tarih bize göstermektedir ki, Kudüs Müslümanlar dışında kimin eline geçtiyse zulüm uygulamış, şehirde yaşayanlar canları, namusları heder edilmiştir. Ne zaman Müslümanların eline geçtiyse tüm din mensupları için esenlik yurdu, barış yurdu olmuştur. Ne demek üç dinin temsilcilerinden oluşan bir komisyonun Kudüs’ü yönetmesi?!

Bu sözün temelsizliği için kısaca tarihleri hatırlayalım: Hz. Ömer Kudüs’ü fethettiğinde şehri teslim almaya gittiği zaman bir kilise ziyareti sırasında namaz vakti geldiğinde kilisenin papazı, “Burada namazınızı kılabilirsiniz” dediğinde Halife Ömer, “Kilisede namaz kılarsam ileride Müslümanlar burada Ömer namaz kıldı deyip kiliseyi camiye çevirebilirler. Bu, ahdimize yakışmaz” demiştir. Müslümanların yönetiminde her din mensubu insanca Kudüs’te yaşayabilmiştir. Fakat sıra Haçlılara gelince acımasızca ve hunharca insanlar katledilmiş, kutsal mekânlar talan edilmiştir. Ne Müslümanlar ne Yahudiler ne de yerli Hıristiyanlar Hıristiyan Haçlı yönetiminde gün yüzü görebilmiştir. Resmi başlangıcı 1948 olan Yahudi yönetimi altında olanlara ise 73 senedir şahidiz.

En son İslam temsilcisi olarak Kudüs’ü yöneten Osmanlı’da bu topraklar sadece onbaşı rütbesi ile yüzyıllardır barış, saadet, refah, huzur içinde yaşamıştır. Her din mensubuna hiçbir müdahale olmadan yaşamıştır. Tüm bu yaşanmışlıklara, örneklere bakarak ortak komisyonun yönetmesi düşüncesini savunanların değerlendirmesini akıl sahiplerine bırakalım. 

Diğer yandan kınama mesajlarına söylem analizi bakış açısıyla baktığımızda, İslam ülkelerinde kınama mesajı atan yetkililerin mesajları adeta “kına yakma” mesajlarına dönmüş durumda olduğunu görüyoruz. Filistin’de İsrail’in yaptıklarıyla kendi kamuoylarının dikkatini mazlum coğrafyaya çeken romantik kınama paylaşımları ile kendi yönetiminde meydana gelen meselelerin üzerini örtmeye çalıştıklarının şahidi oluyoruz. Beyler, bayanlar! İsrail’in yaptığı zulüm sizin sorumluluk alanınızın üzerini örtmüyor. Atılan mesajlar fiili harekete geçmediği için de mazlum Filistin halkına katkı sağlamıyor.

Bırakın, romantik paylaşımları çocukluktan yeni çıkmış, hayatı yeni yeni tanıyan ve heyecanı olan gençler atsın. Bırakın, boykot çalışmasını bireysel olarak her vatandaş gücü yettiği kadar kendi yapsın. Bırakın, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, yardım kuruluşları, medya insanlığın gündemine İsrail’in terörünü taşısın. Siz elinizdeki gücün gereği olarak İsrail’e “Dur!” deyin. İsrail’le yaptığınız anlaşmalardan çekilin. Mavi Marmara sürecinden sonra başlayan “normalleşme” adı altında yaptığınız gizli-açık her türlü siyasi, askeri, kültürel, ekonomik çalışmalardan geri çekilin. Uluslararası tüm toplumları, kuruluşları İsrail’in uyguladığı terörü durdurmak için gerekirse siyasi, gerekirse askeri, gerekirse ekonomik güçlerini kullanmak üzere bir araya toplanmaya davet edin.

Bunları ifade ederken şunu söylemezsek eksik yazmış oluruz. 54. Erbakan Hükümeti’nin kurduğu D-8’ler tam da dünyadaki tüm zulümlere engel olmak için kurulmuş, İsrail’in anladığı dili kullanacak kurumdur. İsrail’i sadece silahla vuracak olan değil, ırkçı emperyalizmin kurduğu zulüm sistemini kökten kaldıracak küresel bir güç olacaktı. Bunu şu vakte kadar bu seviyeye getirmeyen her kişi -birey, sivil toplum mensubu, din adamı, akademisyen, toplum önderleri, siyasi aktörler, sanatçılar- İsrail’in bugünkü şenaatinden sorumludur.

Konuşmalarında, kınama mesajlarında, “kahrol İsrail”li paylaşımlarında İslam Birliği, D-8’e yer vermeyen hiç kimseyi dikkate almamalıyız. Zaten İsrail de dikkate almıyor. Her sene yaptıklarıyla da bu söylemleri yapanları amiyane tabirle takmadığını ortaya koyuyor. Kınama mesajları ise kınayan kişinin neye hizmet ettiğini ifşa ettiği ile kalıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Sedat Peker'in Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz iddiaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?