Reklamı Kapat

Recep yüksel’i tanımalıydınız

Liseyi bitireli tam 38 yıl oldu. Şişli İmam Hatip Lisesi’nin ilk mezunları idik. Tam otuz üç kişi. En büyük görevimiz yaşatmaktı, okulda ilk bunu öğrenmiştik. 12 Eylül’ün kaotik zamanlarında da şiarımız değişmedi: Bizi öldürmeye gelen bizde dirilsin, bizi yok etmeye yeltenen bizde var olsun. Arif Ay’ın Erzurum’unda olmasak da dönemin siyasi soğuğunu iliklerimize kadar hissediyorduk. Nasıldı o şiir, bir hatırlayalım: “Biz Erzurum’da otuz üç kişiydik/ Ölümden çok zulüm gördük!” (Arif Ay) Şiddetin, yoksulluğun ve mahcubiyetin soğuğu derilerimize dek işlemişti, bu yüzden fazlasıyla esmerdik. Mezun olduğumuz gün çektirdiğimiz siyah beyaz fotoğrafta bizi bir araya toplayan, tespih taneleri gibi ipe dizen bir kuvvet varmış. Şimdi bunu daha iyi anlıyorum. Fotoğrafta kim nerede duracak bunun ayarlamasını mukadderat yaparmış meğer. Yıllar geçtikçe fotoğraf teknolojisi gelişip renklenmesine rağmen o fotoğraf hep siyah beyaz olarak kalmıştı. Geçen zamanla birlikte mezuniyet gününün toplu fotoğrafında bir şeyler eksilmeye ve bazılarımız yavaş yavaş yerlerinden oynamaya başladı. Her yıl pilav günlerinde çekildiğimiz toplu fotoğrafta birilerimiz eksik çıkıyordu. Şairin dediği gibi: “Önce dişlerimiz döküldü, sonra saçlarımız, sonra da birer birer arkadaşlarımız.” Ömrümüzün hazan mevsimine ne çabuk gelmiştik. Biz yaşatmak üzere mesuliyetimizi yerine getirirken hayat bizim üzerimizde aynı kararlılığı göstermiyor gibiydi. Daha birkaç ay evvel yitirdiğimiz sınıf arkadaşımız Zikri Torlak’ın aramızdan ayrılma hüznünü yaşarken şimdi de aynı cenazede hayatın kısalığı ve ölüm üzerine dertleştiğimiz Recep Yüksel’i ebediyete uğurladık. Kovid-19 pandemisi Recep’i bizden aldı. Geleceğe dair ne güzel ne ulvi hayalleri vardı Recep’in. Yeryüzünde var olma hedefine uygun olarak bir şeyler yapma azmiyle gözlerine dek yansıyan heyecan ve coşkusu görülmeye değerdi. Sevgili dost kardeşim Recep Yüksel’e rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun!

DOST ELİNDEN GEÇ GELEN

Elimde geç gelen iki şiir kitabı var. Gönderenin bir kusuru yok elbette. Bazı kitaplar kargoda takılır, bazıları günlük hayatın karambolunda nisyana terk edilir. Sözü dolandırdığımın farkındayım. Efendim, dostumuz şair Ali Sali iki sene evvel bir şairimizden bendenize son çıkan iki şiir kitabını ulaştırsın diye verir. Ha bugün ha yarın derken kitaplar bu emanetçi şair dostun elinde yıllanır. Sonra mı ne olur? Tabi ki imdada tahattur yani hatırlama yetişir. Ali Sali’nin Hece Yayınları’ndan çıkan iki şiir kitabı üzerindeki pandemi yorgunluğuyla sonunda adrese teslim edildi. Fatma Begüm’ün Saba Defteri ve Re Mektupları şükür ki elimizde. Şiir bekletilmeye gelmez diyerek bu iki kitabın dünyasından sizlere muhtelif renklerde dizeler sunacağım. Gâh hüznün gâh sevincin veya ümidin renkleriyle bezenmiş mısraları kendi halinde bir okuyucunun zihnine işlenen bilinç akışıyla aktarmaya çalışacağım. Önce Fatma Begüm’ün Saba Defteri. Fatma Begüm şairin küçük yaşta cennete uçan kızının ismi. Kitabın girişindeki takdimde şiirlerin bir tür yas betiği olduğunu anlıyoruz: “Kızımız Fatma Begüm Saba’nın “Allah” lafzı dışında bir dünya kelamıyla kirlenmeyen mutahhar dili, geldiği günkü gibi tertemiz giden pir-ü pak ruhu için yetersiz de olsa bir matem denemesi.” Kitap 51 matem şiirden oluşuyor. “Gelen ben olurum çözülmeyen diline/ saba makamının çağrısına gelen ben.” Şiirin ses ve makamı da saba ile bütünleşmiş. “Senin kelimelerin ezberimi zayıflatır” dizesiyle Fatma Begüm’ün şair bir babanın hafızasını nasıl kuşattığını, geri kalan her bir şeyin hükmünü nasıl yitirdiğini anlıyoruz. “Sen gittin / sözlerimiz eksildi” derken de bir kelimeler bütününü anlamlı bir cümle haline getiren o en müessir kelimenin kayıp gitmesine işaret edilmektedir. Şu dizeler şairin melek kanadını giyinerek görünürler dünyasından uzaklaşan kızıyla iç konuşmasıdır ki matemin belki de en dile gelmez tarafıdır bu:

“Annen balkondan gitse yetişir mi ellerine / aynalar kırılır sen geçerken / elinde firuze tespih/sedef tespih elinde taşırsın / ölüm bize uzak sanırız / çıkagelir elinde kehribar tespihle.

Balkondan gitsem yetişirim belki / Cümlesiyle çıkagelir annen / Seni görmeye cümle kapısından / Girilir belki”.

Şairin “acıdan yonttum bütün harflerimi” dediği duyguya denk düşüyor Fatma Begüm’ün Saba Defteri’ndeki şiirler. Bir kitabın geç gelişiyle bir acının yollarda eğleşip geç gelmesi aynı noktada buluşuyormuş, Ali Sali’nin acısına bir mısra zindeliğiyle tanık olunca bunu daha iyi anlamış oldum.

İkinci şiir kitabı: Re Mektupları. Takdiminden anladığımız kadarıyla buradaki şiirler şairin eşine mektup sıcaklığınca yazdıklarından oluşuyor. “Re” Allah’tan iki cihan saadetini niyaz ettiği hayat arkadaşı olmalı. Samimiyetin şiir haline gelişi ya da şiirin samimiyete tahvil olması sanırım şu dizelerdeki gibi olsa gerektir: “kalem olanı yazdı / kalem bunu yazdı / seni bana yazdı kalem / ben duadayken yaratıldın sen / kalemin bildiğini / nun da biliyordu / bunu sen de bil re”.

Kalbini bir acıya ve sadakate tanık kılmak isteyenler için okunması gereken iki şiir kitabı. Tavsiye olunur.

(Re Mektupları-Ali Sali- Hece Yayınları)

(Fatma Begüm’ün Saba Defteri-Ali Sali-Hece Yayınları)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Teşekkürler kardeşim..gönlünüze sağlık..selamlar olsun...

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 20 Mayıs 13:42


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Sedat Peker'in Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz iddiaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?