Reklamı Kapat

İsrail’in geleceği üzerine

Esasında iç politik gelişmelerle alakalı bir yazı yazmayı planlamama rağmen bir haftadır tek gündemimiz haline gelen Filistin Direnişi (Milli Mücadelesi) nedeniyle müsaadenizle bu hafta konuya farklı bir perspektifle katkı sunmak istiyorum.

Her şeyden evvel, İsrail’in pervasızca yürüttüğü terör faaliyetlerinin kaynağının Siyonizm olduğu konusunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor.

Siyonizm tehdidini unutanların, Siyonizm’i önemsizleştirenlerin yaşanan siyasal gelişmeleri sağlıklı değerlendirebilmesi mümkün değildir. 

Bununla birlikte İsrail ile ilgili değerlendirmeler yaparken Siyonizm ve İsrail konusunda bir ayrıma gidilmesi ile ilgili emarelerin varlığından da bahsetmek gerekmektedir.

Neyi kastediyorum?

Kuruluş sürecinde planlananlar ve bugün gelinen nokta karşılaştırması yapıldığında aslında İsrail’in adım adım yıkılmaya doğru gittiğini, her geçen gün güç kaybettiğini görmek gerekmektedir.

Tarihsel süreci hatırlarsak, İsrail, İngilizlerin desteğiyle Filistin’i işgal sürecine girişirken göç olgusunu önemli bir siyasi enstrüman olarak kullanmıştı.

“Aliyah” adıyla kutsallaştırdıkları göç dalgalarıyla demografik üstünlüğü ele geçiren İsrail, bu nedenle dünyanın farklı kültürlere sahip bölgelerinden tüm Yahudileri “Yahudilik” ve “İsraillilik” potasında eritmek maksadıyla bir araya getirmişti.

“Kendilerine ait bir ulus devlet” kurma hayalini sunarken hangi dilden, renkten olursa olsun tüm Yahudilerin eşit olduğunu vaaz etmişti.

Ne var ki, Avrupa’dan gelen beyaz bir Yahudi ile Etiyopya’dan gelen siyahi bir Yahudi hiçbir zaman aynı haklara sahip olamadı.

“Falaşa” adını verdikleri Etiyopyalı Yahudiler, halen diğer Yahudilerin kendileri ile komşuluk yapmak istemediği ikinci sınıf Yahudi olarak yaşamlarını sürdürüyor.

Aşkenazların elit yaşama sahip oluşu, Sefaradların, Mizrahilerin görece geri planda oluşu sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasi ayrımcılıkların görünürleşmesini sağlıyor.

Süreç içerisinde Yahudiler için cazibe merkezi olacağı ve dünya Yahudilerini bir araya getireceği düşünülürken İsrail, demografik bakımdan eldeki mevcudu dahi tutamayan geriye doğru bir seyir takip ediyor.

Örneğin İsrailli Arapların sayısı, beklenenin tam aksine, oransal olarak her geçen yıl daha fazla artıyor.

İsrailli Yahudiler geç yaşta evlenip az çocuk sahibi olurken İsrail vatandaşı olan Filistinliler ise genç yaşta evleniyor ve çok çocuk sahibi oluyor.

Sadece İsrail’de değil dünya Yahudilerinde de dine bağlılık azalıyor ve seküler yaşam tarzı belirgin ölçüde artıyor.

Aşırı-dindar Yahudi grupların (nüfusun en fazla %5’i) dışında genel olarak işgal topraklarında yaşayan İsraillilerin verileri bu doğrultuda.

Bu veriler, İsrail’e ve politikalarına verilen desteğin zeminini oluşturan kaynakların kuruduğunu göstermesi bakımından önem arz ediyor.

Bütün bu veriler, diplomasi ve lobi gücüyle dünyaya güçlü imajı çizen İsrail’in kendi içinde “gerçeklerle” yüzleştiğini gözler önüne seriyor.

İsrail’in kendi içinde bir bütün olmadığını, hatta paramparça olduğunu gösteriyor.

Gazze’den yükselen Milli Mücadele’ye işgal altındaki Filistin topraklarının bütününden destek gelmesi, İsrail vatandaşı Arapların da ayrımcılık karşısında “artık yeter” demesi oldukça önemli bir gelişme olarak görülüyor.

İşgal yönetimine destek mahiyetinde yalnızca birkaç yerleşim yerinde sınırlı sayıda fanatik Yahudi’nin sokaklara çıkmış olması da yine bir başka önemli detay olarak duruyor.

Dolayısıyla Siyonizm açısından yeni kurgu ihtiyacının ortaya çıktığı söylenebilir. Bu nedenledir ki, bazı çevrelerde “İsrail Sonrası Ortadoğu’nun Geleceği” konusunda hazırlıklar yapıldığı, raporlamalar yapıldığı biliniyor.

İlmi ve siyasi çevrelerin İsrail’in geldiği bu noktayı etüt etmesinde ve buna göre hamleler planlamasında yarar bulunmaktadır.

Zayıf noktaların tespit edilip buralara yoğunlaşılması yalnızca Filistin direnişinin değil tüm İslam aleminin ve insanlığın sorumluluğundadır.

Tüm zayıflıklarına rağmen İsrail’i bugün ayakta tutan güç Siyonizm’dir. Biliyoruz ki, Siyonizm bütün insanlığı tehdit eden ırkçı-emperyalist zihniyeti temsil etmektedir.  

Onun için ana hedefin Siyonizm tehdidini bütünüyle yok etmek olmadığı bir yaklaşım, eksik kalacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bekir Gündoğmuş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Sedat Peker'in Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz iddiaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?