Sorumluluk sahibi olabilmek

“Kuşkusuz bazı şeyler gördüm, öyle şeyler ki şimdi hava toprak kadar ağır hissettiriyor.

Hışırtılı kayıtsız bir sessizlik tutuyor beni hızla, doğumumdan önceki zamanlardaki gibi.”

(KÖPÜK KÖPÜK GÖKYÜZÜ / Miklós Radnóti)

Zaman bizi alıp bir yerden başka bir yere sürekli taşıyor. Bu taşıma işini en çok hisler üzerinden yapıyor. Ancak anlam alanlarında da hiç eksik kalır yanı yok. Bugünlerde hoşnutluk hissinden daha çok, rahatsızlık hissine kapıldığımız birçok durumla yüz yüzeyiz. Ancak bu rahatsızlıklarımızın, dertlendiğimiz ve de üstesinden gelmek istediğimiz işlerin maliyeti, mahiyetinden daha az kaygılandırıyor daha az ilgilendiriyor her birimizi. Bunda belki de en çok bir şeylerle uğraşıyoruz işte der gibi, yasak savar gibi iş tutuşlarımızın büyük bir etkisi var. Çünkü işlerimizin ne olduğu neye isabet ettiği, sorumluluk boyutunun ne olduğu ile ilgilenmiyoruz. Sadece günün getirdiği konuma, koşula sırtımızı dayayıp kendimize eşsiz bir aldatma ziyafeti sunuyoruz. Kimi aldatıyoruz? Elbette öncelikle kendimizi sonra da bize inanan, güvenen herkesi.

Kuşkusuz bir şeylerin eksik, bir şeylerin yanlış gittiğini görüyoruz. Hatta biraz daha kendimizi yoklasak bir şeylerin kaybolduğunu da söyleyebiliriz. Ancak bunu konuşabilecek cesaretten de yoksunuz. Bu yoksunluğun da farkında değiliz. Ne eksikler ne de kayıplarımızı bulabilecek dirayetten yoksun oluşumuzu mesele etmeye gerek duymuyoruz. Şayet bunu duyuyor olsak bunların peşine düşer ararız. Hatta bu arayışta karşımıza çıkacak zorluklarla, tehlikelerle mücadele edebiliriz ancak bir mücadele vermekten o kadar uzaktayız ki ancak kalabalık lafların arkasından gölgeler gibi konuşmayı mücadele sanıyoruz.

Bu sanrımızın bizi düşürdüğü vahameti görecek ferasetten uzak oluşumuzu ifade etmek hiç kolay bir şey değildir. Çünkü vahim olan şey; bile isteye böyle bir tabloya teslim olmaktır. Bu teslim oluşun en büyük parametresi sadece anlık kendi duygu dünyamızda bir kazanım gibi görülen birtakım şeyleri büyütmekten ileri geliyor. İşte bu da hem kendi felaketimizi hem de içinde bulunduğumuz toplumun felaketini getiriyor. Ancak kendi kıymetinin neye tekabül ettiğini bilmeyen, kıymetinden sürekli şüpheye düşen bir dolu insanın kendine kıymet edinme telaşlarının bir sonucu olarak yaşadıkları irtifa kaybının giderek ihtirasları ile itibar kaybına denk düştüğünü görmekten de uzaklaşıyor ve haliyle birçok şeyi de kaybediyorlar.

Kendilerine verilen sorumlulukların neye tekabül ettiğini unuttuklarından ya da unutmuş gibi yapmak işlerine geldiğinden bir işin hakkını vermekten çok bir işten daha çok nasıl kazanabilirim telaşına kapılıyorlar oysa bu telaş onları sadece her gün daha çok kaygılanacakları, korkacakları ve her gün oldukları yeri korumak için daha fazla kendilerinden verecekleri ve sonunda kendilerini bile tanıyamayacakları bir noktaya götürüyor.

Bu gidişte kendilerince bir lisan tutturup sanki her şeyi muhafaza ediyorlarmış gibi bir tutumun içerisine girip kendilerinin ‘HAK’ diğer herkesin sapmış oldukları vehmi de kendilerine bu gidişatta öncülük eden duyguların başında geliyor. Akl-ı selimi kaybedince sadece gürültüden paylarına düşenlerle yol alınabileceğini düşünmek zavallılığını da yaşıyor ve bununda farkında olmuyorlar. Yazık ki sadece kendilerine koruma sağlayan birkaç maskenin ardında uzun yol alabileceklerini düşünüyorlar. Ama bütün bunları yaparken bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorlar ve hakikat ise derinden derinden kendini gösteriyor ama onu fark edebilecek duruluğu kaybedeli çok olmuş ki göremiyorlar, durumları öyle görünüyor.

Bedelini ödemedikleri bir şeyin türküsünü çığırmak hiç zor olmasa gerek lakin bedelini ödediğin şeyin zorluğunu, sorumluluğunu ancak bedel ödeyen bilir. Bir hareket için fiiliyatın esas, sözlerin yanıltıcı olduğu gerçeği bütün bu perdenin önünü ve ardını aydınlatmaya yetiyor. Günah keçisi bulup bütün sorumluluklarından azade hissedip ellerindeki emanetleri bir taktik ve strateji aracı olarak kullanan herkes er ya da geç bozduğu izlerin ardında kaybolacaktır. Çünkü insan hayatı başlı başına sorumluluklardan ibarettir. Sorun değil çözüm olmak elbette sorumluluklarını bilmekten geçer. O vakit eksikler tamam olur, yol yürümek daha bir muhabbetli olur. Hoşça bakın zatınıza.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?