İslam’da engelli hakları

Allah’ın insanlara bahşettiği tüm nimetler insanlar için haktır. Bu hakkın başkaları tarafından engellenmesi ya da fiziksel ve ruhsal bozukluk yani engellilikten ötürü bu haklara erişememesi, sosyal hayat içerisinde haksızlığı, eşitsizliği ve adaletsizliği doğurur. Günümüzde hak verilmez alınır anlayışı mevcut olduğundan dolayı insanlar arasında hak arayışı mücadelesi de kaçınılmaz olmaktadır. Oysaki İslam anlayışına göre hak, hak sahibine verilir ve bunun için ayrıca mücadeleye ihtiyaç yoktur.

Asr-ı Saadet döneminde Efendimizin (s.a.v.) engellilere göstermiş olduğu ilgi, alaka ve anlayış bütün insanlığa ışık tutacak, eşi ve benzeri görülmemiş bir referanstır. Engellilere vermiş olduğu görevler ve yetkiler onlar için güven kaynağı olmuş ve onları onore etmiştir. Ortopedik engelli olan Muâz bin Cebel (r.a.) Yemen’e vali yapması, görme engelli Abdullah Bin İbni Mektum’a (r.a.) müezzinlik görevi vermesi ve seferi çıktığı zamanlarda kendi yerine vekil tayin etmesi en belirgin örnekler olup bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Efendimizin engellilere vermiş olduğu yetkilerin dışında toplumsal yaşam içerisinde engellilere yaklaşımı ve onlarla iletişimi bütün insanlığa ders niteliğindedir. Ne yazık ki ondan sonra İslam’dan uzaklaşan toplumlar bunun tam tersine engellileri toplumun sırtında bir yük olarak görmüş hatta bazı toplumlar uğursuzluk olarak görmüş, tanrının bir cezası diyerek onların yaşam haklarını ellerinden almışlardır.

Bütün bunlara bakıldığında İslam’ın rahmeti, merhameti, lütfu ve ihsanı bütün insanlığı kuşatmış, bunun içinde engellilere de pozitif bir yaklaşım sergilemiştir. Günümüzde bu yaklaşımı bulamayan engelliler dernekler kurarak örgütlü halde hak alma arayışı içerisine girmişlerdir. İşe girme, para kazanma ve kendi ayakları üzerinde durma hakkı da bunlardan biridir. Geçmişte bir grup engelli zamanın ana muhalefet partisi başkanına giderek, “Meclis’te sakatlara iş verme yasası teklifi var buna destek verin de yasa çıksın biz de işe girerek ekmeğimizi kazanalım” derler, cevap ise, “Sadakalar ve zekâtlar size yetmiyor mu?” şeklinde olur. Bu engellileri aşağılama, küçümseme ve hakir görme anlayışıdır. Diğer bir örnekte ise geçmişte devletin en yetkili makamında oturan zatı muhtereminden iş isteyen engellilere, “Ben sağlama iş bulamıyorum ki sakata iş bulayım” diyerek engellileri toplumdan dışlayıcı bir anlayış ortaya koymuştur.

İslami görüşü önemseyen, benimseyen bir anlayışa sahip olan bir devlet adamı da engelliler için devletin imkânlarını seferber etmiş onları hak ettikleri yere koymuş, “Siz bizim özürlü değil özel vatandaşlarımızsınız, bizim size yapmış olduklarımız sizin için bir ulufe değil sizin tabii hakkınızdır” demiştir. İşte bu 54. Hükümet’in Başbakanı merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. Aradaki fark bariz bir şekilde anlaşılmaktadır. İşte bu anlayış iktidar olduğu takdirde engellilerin hiçbir problemi kalmayacaktır. İçinde bulunduğumuz Engelliler Haftası’nın tüm engelli camiasına hayırlar getirmesini ve yarın ki Ramazan Bayramı’nın da tüm İslam âleminin kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsrafil Bayrakçı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Sedat Peker'in Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz iddiaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?