Reklamı Kapat

Beterin beteri var

“Yüzümüzü örten maskelerin esiriyiz. Eğer maskelerimizden kurtulabilirsek gerçeğin güzelliğine ulaşabiliriz.” (Nema-ye Nazdik, 1990, Abbas Kiarostami)

Size, el değmemiş suçlar, genelgeler, yasaklar tanımlarlar. Uyduğunuz, itaat ettiğiniz, eyvallah dediğiniz sürece doğal yasalar haline gelir. Sonra siz içinde bulunulan durumun en normali buymuşçasına riayet eden şeyler oluverirsiniz. Kutsal bildiğiniz emekten, sofranızda ekmekten, işinizden gücünüzden edildiğiniz gibi gezip görmekten, bilinebilecekleri bilmekten, muhabbet ve hayret etmekten de alıkonursunuz. Biraz daha ileri gidip kurallara gönül rahatlığıyla riayet ettiğinizi gördüklerinde nefes alıp verebiliyor oluşunuzdan rahatsızlanır, onu da yasak ederler. Yüzünüzde maskelerle sorgusuz bir yaşamın sürdürülebilirliğini vehmedersiniz. Sonra sokağa çıkmanız, adım atmanız, muhabbet etmeniz falan yasaklanır. Böylece sağlığınız korunmuş, böylece hayatta kalmış, yaşama tutunmuş falan olursunuz.

Kural diye tanımlananlar üstüne denebilir ki; ancak herkesin ihlal ettiği bir yasak, suç olmaktan çıkar. İtiraz etmedikçe, karşı çıkmadıkça, birilerinin uydurduğu kurallara uydukça da onlara bir yenisi eklenir. Sonra siz, daha beteri nasıl olabilir diye düşünedururken, kendinizi akledemeyeceğiniz denli absürtlerin uygulayıcısı olarak bulursunuz. Güzelim bahar bir rahat nefes almadan geçip gitmiştir. Mübarek Ramazan sevdiklerinizle birlikte bir kez iftar edemeden, bayram kimselere dokunamadan, ömür tadına tuzuna vakıf olamadan geçip gider. Ama işte sizler, sağlığınızdan asla taviz vermemiş, birileri ölümle cebelleşirken yaşamayı becerebilmişsinizdir. Böyle bir başarıyla ne kadar gurur duysanız azdır. İşte tam da o gurur şeytandandır ve elinizde hâlâ yaşıyor ve üstünüzde kurulan baskıya tahammül ediyor olmaktan başka hiçbir şey yoktur.

Üstünüzde tahakküm kuranların belirledikleri yasaklar için gerekçeye ihtiyacı yoktur. Zaten onlardan gerekçe de sorulmaz. Nedense gece yarıları çıkarılan uyduruk bir genelgeyle herkes maske takacak, ağzını burnunu kapatacak, olmadı onu gözlerine kadar çekecektir. Daha da olmadı bahçe temizlemek için tırpan motoru kullanırmış gibi kasklar icat edilecek, camsı yüzeyiyle tüm yüzü örtecek şekilde kafalara yerleştirilecektir. Yani kullananın nefes alış veriş düzeni bozulmakla kalmayacak, gözleri de bozulabilecektir. Böylece havayı koklayamadığı, soluyamadığı gibi görsel gerçekliği ayırt etmekten de uzaklaşacak; varlığı, evreni, insanı bulanık görmeye başlayacaktır. Göz simetrisinin bozulması tüm bu kurguyu programlayan küreselci zevatın en işine gelen taraf olsa gerektir. Böylece insan, şeytanlaşıp üstüne oyun kuranları fark edemeyecek; kural diye saniyesinde insanlara belletilen saçmalıklara itaat etmeyenleri düşman görebilecektir. Nitekim maske takmayan birine müdahaleye yeltenenler genel olarak yine aralarında yaşadıkları insanlardır. Bunlar, bir eylemi niçin şiar edindiklerini kendileri nezdinde sorgulamaksızın itaat ederken, itaat etmeyenleri suçlamakta beis görmezler. Yani bir deli çeşmesinden kana kana içmeye kalkanlar değil, içmemek için diretenler suçlanıverir. Yazık ki tüm dünyanın hanzolaşmaya pek hevesli insanları bu saçmalığa gönül huzuruyla iştirak eder.

İtiraz edenler de yok değildir. Ama bireysel bazda itirazlar pek seyrek kalır, çıkan ses hayli cılızdır. Bir yandan neredeyse gelişmiş her devlette insanlardan bilinçli bir itiraz yükselir. Ancak bu itirazlar herhangi bir iletişim vasıtasıyla bir başka insana ulaşmaz. Ulaştırılmaz. Sadece yasakları ihlal edenlere yönelik cezalar, yaptırımlar, eziyetler kulakları ve gözleri tırmalar. Bu durumda yayılmaya çalışılan korkuya boyun eğmekten başka çare kalmamış gibi görünür. Zira insan, çok kolay sindirilebilen bir varlıktır. Silivri tehdidi dolayısıyla sözlerini esirgeyen, gırtlağına kadar yükselen her haksızlığı yutmak zorunda kalan insanlardan sonra bu yokluk zamanında bir ceza ödemekten çekindiği için baskılara boyun eğen insanlar görülür. Hem genel olarak bu insanlar haklarını bilmezler, hem de bir Amerikan polisiyesinde rastlanabileceği gibi cezalandırmaya kalkan tarafından hakları yüzüne karşı okunmaz. Böylece içinde bulundukları sümsüklük, edilginlik, her yönüyle garibanlık daha bir perçinlenmiş olur.

Daha evvel muhabbet ve hayretle müşahede etmek imkânı bulunan âlem, artık sadece hayretle, yer yer onu da terk ederek seyredilir. Bir gün insanlığın topyekûn bir epifani yaşaması, aydınlanması ve varlıklarını her zerresine kadar sömürenlerden hesap sorması umulur. Umuttur ve eteğine tutunulur. Aksi halde daha beteriyle karşılaşılacağı gerçeğiyle yüzleşmek gerekir. Heyhat, böylesi kimselerin işine gelmez.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Sedat Peker'in Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz iddiaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?