Reklamı Kapat

Vakit Kudüs için eyleme geçme vakti

Her yıl coşkuyla Ramazan-ı Şerif’i karşılarken bir yandan da “Allah’ım zalimlere fırsat verme” dualarıyla yüreğimiz ağzımızda bekliyoruz. Çünkü biliyoruz ki zalimler en mukaddes günlerimizde bize zulmetmekten geri durmayacaklar. Maalesef korktuğumuz oldu ve işgalci İsrail’in, Mescid-i Aksa’mıza düzenlediği saldırılar bomba gibi düştü yüreğimize. Her yıl aynı korku, her yıl aynı küstahça saldırılar ve bir işe yaramadığını ezber ettiğimiz kınamalar…

Bu zulmü bitirememenin, Filistinli kardeşlerimizin yanında olamamanın vermiş olduğu acıyla bir şeyler yapabilmek için çırpınıyoruz. Herkes imkânı dâhilince yaraları sarabilmenin derdinde. Yardım gönderebilen gönderiyor, sokağa çıkıp protesto edebilen ediyor, sözü olan konuşuyor, en azından dualarımızla yanlarında olmaya çalışıyoruz. Yaraları sarmak mühim ancak yaralara neden olan kaynağı yok etmemiz gerektiğini gözden kaçırıyoruz. Artık söylenecek sözler tükendi, artık tüm mazlumlar için ayağa kalkmamız, eyleme geçmemiz gerekiyor.

Bu zülüm karşısında yapabileceğimiz ilk şey boykottur. Maalesef ki bizi kahreden her olay sonrasında bir boykot çağrısı yükseliyor ancak bu çağrı hiçbir zaman yerini bulamıyor, kısa sürede unutup o olaylar hiç yaşanmamış, yüreğimiz hiç yanmamış, hiç ağlamamışız gibi eski hayatımıza dönüyoruz. Kanaatim odur ki biz boykotun ne demek olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Yoksa yıllardır yaptığımız boykot çağrısı yerini bulurdu. Boykot denilen eylem, hadiseler sıcağı sıcağınayken gündemde olan soğumaya başlayınca unutulan bir eylem olmamalıdır.

Boykotun ferdi ve toplumsal anlamda iki boyutu vardır. Bireysel anlamda boykot etmeyi uzun süreli devam ettiremiyor, hayatımızın bir parçası haline getiremiyorsak boykot toplumsal anlamda karşılık bulamaz. “Ama en kalitelisi o, daha iyisi yok ki, olsa zaten almayız”, “Ama herkes oradan/ondan alıyor bir benimle mi çözülecek bu iş”, “Canım çok çekti bir kerecikten bir şey olmaz” gibi söylemlerle kendimizi kandırmaktan vazgeçmeliyiz. Müslüman bir kimse zalimin kasasına girecek bir kuruşunu dahi harcayamaz.

İslam âlemini yaralayan her olayda yetkili mercilerin kınamalarından bıktık ve hepimiz artık yetkili mercilerin harekete geçerek, boykot ve yaptırımlara gitmesini istiyoruz. “Bu çağrımız niçin ses bulmuyor? Niçin kimse harekete geçmiyor?” diye kendi kendimize kızıyoruz.  Diyelim ki bu çağrımız bir karşılık buldu ve ülkemiz resmi olarak boykot ve yaptırımlar uygulamaya başladı. Biz o kaliteli(!) ürünlerden vazgeçebilecek miyiz? Bu iş arz-talep meselesidir. Biz gerçekten ferdi olarak boykot edebiliyor olsaydık bunun toplumsal anlamda bir karşılığı olurdu. Unutmayalım ki toplumlar nasılsa öyle idare edilirler. Bu demek değil ki biz boykot ve yaptırım talebimizden vazgeçeceğiz. Yetkili mercilerin kendi üzerine düşeni yapması için ısrarcı olurken, bireysel anlamda kendi üzerimize düşeni en acil şekilde yerine getirmeliyiz.

Boykot bizim imanımızın gereğidir. Çünkü “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirle¬rini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar” (Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66). Nasıl ki vücudumuzun bir yeri hastalandığında aman bana ne diyemiyor, tedavisi için çalışıyorsak, Müslüman kardeşlerimiz zülüm altındayken bana ne diyemeyiz ve tedavisi için elimizden ne geliyorsa yapmak zorundayız. Zalimi boykot da tedavinin bir parçasıdır. Bu durumda boykot mevzusu bir keyfiyet değildir. Dileyen yapar dilemeyen yapmaz diyemeyiz. Zira Müslümanlar birbirini uyarmakla mükelleftir.

Boykot etmeliyiz çünkü kötülükle mücadelenin ilk adımı budur. Kudüs başta olmak üzere mazlum coğrafyalara yardımlar gönderip, dualar ederek yaralarını sarmaya çalışırken bir yandan yaralanmalarına vesile olamayız. Kudüs’te, Mescid-i Aksa’mızda ve dünyanın her yerinde zulme uğrayanların kurtuluşu için çalışmak zorundayız. Vallahi ne Mescid-i Aksa’nın ne Filistinlilerin ne Suriyelilerin ne Doğu Türkistanlıların ne de hiçbir mazlumun bize ihtiyacı yok. Bizim Mescid-i Aksa’ya ve zulüm altında ezilen kardeşlerimizin yanında olmaya ihtiyacımız var. Çünkü bu kavga bir hak-batıl mücadelesidir. Ve biz inanıyoruz ki hak her zaman kazanacaktır. Allah kendi davasını koruyacaktır. Önemli olan bizim bu mücadeledeki yerimizdir. Şimdi ister üç maymunu oynayıp boykottan beri dururuz ister canımızla ve malımızla mücadele ederiz… Bu şerefli davada yerimizi belirleyecek olan biziz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selime Sümeyye Abatay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Sedat Peker'in Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz iddiaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?