Tüm Âlem Sana Emanet

Belgesellerde gezi türü, bölge tanıtımı, şehir tanıtımı gibi programlarda görüntüde yeşillikli, şelaleler, dereler ve bilumum doğa unsurları akarken arka fondaki sesten genellikle şöyle bir konuşma gelir: “Bilmem ne yeri adeta doğanın bir parçası…” “Bilmem yöresi sizi doğaya çağırıyor…”  Sanki apartmanlar diktiğimiz, asfaltla donattığımız, beton döktüğümüz yerler doğanın bir parçası değilmiş gibi.

Yeryüzünde halife olarak yaratılan Müslümanlar dünyada hayatına bütüncül şekilde bakamaz hale gelmiş durumda. Evet, Müslümanlar olarak hiçbir dönem yaşanmayan baskı, zulüm, savaş, iç çatışma, memleketinden edilme gibi çok yaşamsal konularda sıkıntı yaşıyoruz. Fakat bu yaşananlar belli konulara kulak kesilip hayatın tümüne dair söz söyleme sorumluluğumuzu gözümüzden kaçırmamalı. Bir Müslüman önce kendi ailesi başta olmak üzere yaşadığı sokaktan, mahalleden, şehirden, ülkeden, coğrafyadan, mekândan insanıyla, sokaktaki hayvanıyla, doğal çevresiyle her şeyiyle sorumludur. Allah’ın “kul” olarak yarattığından insana “nimet” olarak her verdiğinin hakkını gözetmeli, adaleti tesis etmeye çalışmalıdır.

Daha önce hiçbir dini ve ilmi eğitim müfredatında almadığım “çevre, âlem” üzere eğitimi genel merkezde katıldığım eğitimde aldım. Büyük ihtimal hatibeler eğitimi çerçevesinde verilen eğitimde “hak ile batıl” arasındaki mücadeleyi/mücahedeyi anlatırken, Medeniyetlerin Değerlendirmesi başlıklı derste üç ölçütle medeniyetler değerlendiriliyordu. Bu üç ölçütten biri, “Medeniyetlerin âleme bakışı” konusuydu. Bu değerlendirmede batı/batıl medeniyetin âleme bakışının, “Ben kaba kuvvete sahibim, ben haklıyım, kendimden gayrı herkese ve her şeye nefsim nasıl isterse öyle davranırım” anlayışında dünyaya ve âleme baktığı dersin hocası tarafından aktarılmıştı. İslam medeniyetinde ise âleme bakışın, “İçinde yaşadığımız dünya dâhil tüm âlem insanın faydası için yaratılmış olsa bile bunlar hep bir emanettir. Dünya hayatında insanlar (Müslümanlar demiyoruz sadece ama bunu yerine getirme vazifesi Müslümanlara ait) israf etmeden, ihtiyacı kadar faydalanabilir. Özellikle Müslümanlar dünyada yaşarken, ‘Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz’ emri gereği dünyada bir misafir ancak ne kadar faydalanırsa o kadarıyla iktifa etmek zorundadır. Müslümanların âleme bakışı ‘emanet’ anlayışındadır.” Özetlemek gerekirse ders böyleydi.

Gelgelelim, dünyaya “adil bir sistem” getirmekle sorumlu olan bir coğrafyanın insanlarının başına gelenler neler? Uzun süredir ülke insanımız dışında ülkemizin yeraltı, yerüstü ve doğal kaynaklarımız hem uluslararası şirketler için hem de yerli şirketler için tam tabiriyle talan ediliyor. Son günlerde Rize’nin İkizdere ilçesinde taş ocağı çalışmalarıyla bizlere emanet olarak verilen çevrenin bazı şirketler lehine talan edildiğine şahit oluyoruz. Ve bu duruma yöre halkı karşı çıkıp kaç gündür direniyor. Köylülerin bu projeye karşı çıkmasının sebebi başlıca geçim kaynaklarından olan çay tarımı ve arıcılığa zarar vermesi. Buna karşılık yetkililer maden ocağı yapımının tüm izinleri alınmış bir yatırım projesi olduğu iddiasındalar. Yani diyorlar ki kanuni bir iş yapıyoruz. Biz de soruyoruz, kanuni ama adil mi?

Ülkemizde buna benzer doğayı tahrip eden Kaz Dağları’nda ve birçok yerde altın aramak için; Alpu Ovası’nda (Eskişehir) termik santrali kurmak için; Salda Gölü gibi turist çekmek için ve böyle birçok şehirde dünyada eşi ve benzeri olmayan topraklarımız, yeşil alanlarımız yok ediliyor, çevremiz kirletiliyor. Para kazanmak için vahşi hayvan avı için ihalelere çıkılarak doğal yaşamda var olmaya çalışan başta geyikler olmak üzere hayvanlarımız katlettiriliyor. Köprü, yol yapımı, gökdelenlerin yapılmasıyla göç eden kuşları ülkemize uğramamaya, köprülerdeki ışıklandırma sebebiyle balıklar boğaza girmemeye başladı. Yani ekolojik dengede düzeltilmesi imkânsız zararlar ortaya çıktı. Bunun sorumluluğu iktidar sahipleri başta olmak üzere cennet vatanda yaşayan hepimizde.

Evet, yeryüzü insan için yaratılmıştır. Fakat insan yeryüzünü talan etmesi için yaratılmamıştır. Bir avuç azınlığın (yerli ve uluslararası güçler) azgınlıkları için feda edilerek gelecek nesillerin yaşam alanlarını yok etmek hangi akla hizmettir?

Müslümanlar olarak ölçümüz olan Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatına bir daha bakalım:  Bir gün Peygamberimiz (s.a.v.), sahabelerden birinin abdest alırken suyu israf ettiğini görür. “Bu israf nedir?” diye sorar. Bunun üzerine sahabe, “Abdestte israf olur mu?” diye karşılık verince Peygamberimiz (s.a.v.): “Evet, akan bir nehrin kenarında bile olsan, normal bir miktarın üzerinde su kullanman israf olur” şeklinde cevaplar.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) koyduğu bu ölçüye göre yaşamaya çalışan ecdadımızı hatırlayalım: Kanuni Sultan Süleyman ağacı saran karıncaların öldürülmesini sorar dönemin şeyhülislamına:

“Dırahta ger ziyan etse karınca,

Günahı var mıdır anı kırınca?”

(Eğer karınca ağaca zarar veriyor, onu kurutuyorsa, karıncayı yok etmenin bir günahı var mıdır?)

Şeyhülislam şöyle der:

“Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Örs - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Sedat Peker'in Veyis Ateş ve Sezgin Baran Korkmaz iddiaları ile ilgili ne düşünüyorsunuz?