Reklamı Kapat

Dengesiz Beslenme

Yeterince doyurucu olup olmadığını işin erbabı bilir. İnsanların bildiği, statükonun dilini konuşan her kurum; basın yayın organları, kişiler yahut kişiliğini yitirenler saraydan beslenir. Saraydan beslenmiş olmak geçmişte asilzadeliğe, elitliğe, seçkinliğe tekabül eder. Geçmişin insanı atalarının saraylı olduğunu belirtmekten büyük zevk alır, saray geçmişi olanlar bundan gönenç duyar. Elbette ataları padişah, sultan, vezir falan değil, sarayın ibrikçibaşısı, şerbetçisi, çeşnicisi, tedarikçisi bilmem nesidir. Bugün tüm bu vazifeleri kimler üstlenmiştir pek bilinmez ama bugünün saraylısının yarın değer göreceği bilinmelidir. Aynı şekilde sarayın kendisi de muhtemelen tarihi eser diye ziyarete konu olacaktır. Ancak bugün saraya uğramak, yanından yöresinden geçmek, sarayda boy göstermek halk nezdinde yüz kızartıcı bir eylem olarak karşılık bulur. Tabi geçmişte böyle olmadığı da söylenemez. Halk sarayın yanına dahi yaklaşamadığı gibi, orada ne olup bittiğinden, nasıl zevk safa içinde yaşam sürüldüğünden, saraylıların eğitimlerinden, eğilimlerinden, faaliyetlerinden, işret alemlerinden bihaberdir. Keza sarayda mukim bir sultan sureti ancak lütfedip Cuma namazına gitmiş, orada boy göstermişse insanlar için bilinir kılınır. Yoksa kimse sultan neyim tanımadığı gibi, onun kim olduğu, nasıl yaşadığı, insanlar üstünde ne tür tasarruflarda bulunduğu hususunda fikir yürütmez.

Halk için saray genel anlamda kapalı kapıların arkasıdır. Orada ne olup bittiğinden çok kendi yaşamlarının telaşıyla ömür geçirirler. Yani ahali, kendi boğazından geçebilecek lokmaları sayma telaşındadır. Sarayın kendilerinden besleniyor olması, mukabilinde kendilerinin aç susuz kalması göze görünmez. Onlar daha çok Tekirdağ’ın Saray ilçesinin kenar mahallelerinde mukim Rumen vatandaşlar gibi kendi ekmeğinin peşindedir. Azıcık aşım, ağrısız başım deyip kendi dertlerine yanmakla iştigal ederler.

Vakti zamanında tarihten yahut kültürden kopup gelen bir karakter olarak Keloğlan nam Rüştü Asyalı’nın söylediği gibidir saraylar her daim: “Ne dolaplar dönüyor / Saraylar saraylar / Halkın hakkın yeniyor / Bu ne biçim saraylar / Taç lafı yasak diye / Saraylar saraylar / Herkes mühürleniyor / Bu ne biçim saraylar…” Sarayın ve ahalisinin sorgusu söz konusu olmadığı gibi onlar eliyle her devirde mühürlenenler olur. Diller, gözler ve dahi gönüller mühürlenmiştir. Bir kez saraya yolu düşen, düşünde dahi saray görüyor olmalı ki avlusunda poz vermekten, mukimlerine göz kırpmaktan, gülücükler saçmaktan geri kalmaz. Bunu saray etkisi olarak tanımlamak mümkündür.

Yasaklar kullara koyulur, saray için geçerli olmaz. Trabzon ve hatta Of cenahından muhterem bir ağabeyin benzetişiyle saraylılar, küreselcilerin yoğun katkılarıyla tüm memleketi haremlerine katıp vatandaşla oynaşmak derdindedir. Kapatırlar, açarlar; açarlar kapatırlar. Yurdum insanı fi tarihinde reklâmları bolca dönen su armatürü gibidir; aç-kapa artema… Kapatılıp açılan, kendileri arzuladıkları yerde fink atarken evlerine hapsettikleri ve dilediklerinde dışarı çıkmalarına müsaade ettikleri yurdum insanının bahtıdır. Bu tür bir oyundan halk da zevk alıyor olmalıdır ki arada bir gerçek sayıları gizliyorlar, bize gerçeği söylemiyorlar diye vaveyla koparır. Saray, size sayılardan, rakamlardan, hamuduyla götürülenlerden ne gerek diye onları evlerine kilitler. Böylesi sağlıkları için daha gereklidir. Böylece refaha ve dahi felaha ulaşabileceklerdir.

Dün olduğu gibi bugün de sarayların aşçıları, şerbetçibaşıları, masa kurucuları, servis elemanları, masa örtüsü ütücüleri, isimlik yerleştirmecileri, çiçekçileri, tatlıcıları, bulaşıkçıları ve saireleri bulunur. ABD’nin Beyaz Saray’ı için kira ödeyen başkanları, hizmetlerini gören tüm bu saray personeli için de kira öder mi bilinmez ama bizde saraylar kiralık olmadığı gibi herhalde mezkûr personelin giderleri de devlet bütçesinden karşılanır. Böylesi hem daha kolaydır, hem de halkın hakkına girilmemiş olur! Dolayısıyla o sarayda iftar etme şerefine nail olan aşırı Müslüman zevat gönül rahatlığıyla iftarını açar ve kapatır. Zira saray erkânı halkı ‘tebaa’ yahut ‘kul’ olarak görmekte mazurdur ve kul, sahibine karşı hangi hak iddiasında bulunabilir? Nihayet onlara patates, soğan kabilinden rızkını veren, halk ekmek kuyruğunda lüzumsuz bir neşe ve polis zabıta gözetiminde güven içinde bekleşmelerini sağlayan saray değil midir?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder

# ABD

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?