Reklamı Kapat

Halka kulak tıkamak…

Halkın nabzını iyi okuyan, halkın dilini konuşan, sorunlarını,  meselelerini kavrayan ve dile getiren, siyasette avantaj kazanır. Siyaset, her ne kadar bir noktadan sonra işin içine güç sarhoşluğu veya zehirlenmesi girse de halka dayanmadan yapılamaz. Siyasetin en temel dayanağı halkın ta kendisidir.

Gücü eline geçirdikçe ve mutlak güce eriştikçe kendini dev aynasında gören siyaset, bir noktadan sonra halkı da “çantada keklik” görür, onun sorunları, sıkıntıları yerine kendi “ürettiği” gerçekleri “hakikat” gibi sunmaya gayret eder. Halkın taleplerini, beklentilerini, sitemlerini ve şikayetlerini, şayet kendi iktidarına halel getiriyorsa yok sayar, üzerinde durmadan geçiştirmeye uğraşır. Hele bir de kontrol altında bir medya, ahlaktan, insaftan ve vicdandan yoksun, sadece güce tapınamaya yarayan bir propaganda makinesi varsa, halkın sesini kısma yoluna bile gidebilir.

Türkiye’de de halk bir imkan ve fırsat verdi ve kimselere verilmeyen bu uzun süreli iktidar döneminde de haliyle kendi sorunlarının, sıkıntılarının çözülmesini, gelirinin artmasını, bu ülkenin kaynaklarının belli kesimlere değil de tüm herkesin menfaatine harcanmasını bekliyor. Bu nedenledir ki, dünyadaki örneklerle kıyas kabul etmez bir vergi yükünü bile sineye çekebiliyor. Karşılığında sadece sorunlarına bir çare, sıkıntılarına bir merhem bekliyor, öteden beri süregelen “devlet ana” veya “devlet baba” yaklaşımı gereği kan kussa da kızılcık şerbeti içtiğini söyleyip geçiyor.

Ancak mevcut koşulları, halihazırdaki sorunların, sıkıntıların, adaletsizliklerin çığ gibi büyümesini, gelirin haksızca dağılımını, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısının “böğrünü delip geçme” noktasına gelmesini, çoluğunun çocuğunun işsiz güçsüz heba olmasını ve daha bunun gibi birçok meseleyi de artık kaldıramıyor.

“Halkın hizmetkarıyız” türünden ucuz ve popülist argümanları sarf edenlerin, en basit uygulamalarda bile “kendilerine ayrı, halka ayrı” muamele yaptığını da fark ediyor. Vatandaşa “acı reçete”, “tasarruf etme”, “kemer sıkma” tavsiye edenlerin kamudaki israflarını, şatafatlarını, gösterişlerini, yandaş müteahhitlere, iş adamlarına, partililere akıtılan ihaleleri de gayet net görüyor.

Halkımız, mazlumdur, gariptir, sessiz sedasız durur, üniformalıya, “devlet baba”ya saygılıdır, kendisinin “vekili” olduklarını söyleyip kendine büyüklük taslayanların ekabirliklerini de yüzlerine vurmaz, sineye çekmesini bilir. Tarih boyunca ya askerlik yapması ya da vergi ödemesi için kapısı çalınsa da, devleti kendisinden de fazla önemser, devlet adına vazife yapanlara da saygıda kusur etmez. Ancak bu hal, manzara-i umumiyenin acayipliğinin, garabetinin ve gidişatın hayra alamet olmadığının farkında olmadığı anlamına gelmez. Türk halkı, olan biteni, yaşananları, çektiklerini ve bu gidişle çekeceklerini de yeri geldiğinde kendi hesabıyla ölçer biçer, tartar ve ona göre hesabı da kesmesini bilir. 

“Tencerenin götüremeyeceği iktidar yoktur” sözü, basit bir kıraathane deyişi gibi gözükse de belki de Türk siyasetinin ve halkının en öz anlatımlarından biridir. Bugüne kadar bir şekilde tepkisini, reaksiyonunu, içinde yükselen nidaları bastıran bu halk, artık sabredecek gücü kalmadığını alenen haykırmaktadır. Kötü, rotasız ve sorumsuz ekonomi yönetiminin neticesi olarak Cumhuriyet tarihinin en büyük fakirleşmesini, yoksullaşmasını yaşayan insanların feryadına “Ekonomimiz şahlanıyor, 2021 atılım yılı olacak” gibi komik karşılıklar vermek, sadece halkın tepkisini artıracaktır.

Cebindeki para anbean eriyen, ay sonunu getiremeyen, işsizlikten kıvranan insanlara, alay eder gibi verilen karşılıklar hatta onları suçlamaya girişmeler, bu toplumun gerçeğini okuyamamaktır.

Kontrol altındaki medyada yer verilmese de sosyal medyaya yansıyan sokaktaki vatandaşla yapılan röportajlar, “dip dalgası”nı işaret ediyor. Önceleri fikrini, eleştirisini, sitemini ifade etmekte çekingen olan insanlar artık “teklifsizce” ve yeri geldiğinde de “sert” şekilde konuşabiliyorlar, ki bu mevcut durumdan canlarının ne derece yandıklarını gösterir. 

Bu atmosferde hala kalkıp da siyasi rövanş ve eziklik psikolojisiyle Halk Ekmek büfeleriyle vs uğraşmak, yorumlanması fuzuli bir toplumdan kopuştur. 1,5-2 liralık ekmeği bile pahalı bulup da alamayan insanların ucuz ekmek büfelerinden alması realitesine kafa yormak ve çözüm üretmek yerine “büfe kaldırmak” için ortalığı karıştırmak hem büyük bir sorumsuzluktur, hem de bir zihnen bitiş işaretidir. Halka kulak tıkayarak gerçeklerden kaçmak mümkün değildir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Zehra Tizgeçer - Biz neden böyle tepkisiz bir millet olduk.??

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 05 Mayıs 04:46


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?