Reklamı Kapat

Gönüllerde iklim değişikliği

Sevgili Peygamberimiz, Mekke’de İslam’ı tebliğe başladığında Mekke’de yaşayanların durumunu Mehmet Akif Ersoy merhum şöyle tasvir ediyor:

“Bir kerre, zuhur ettiği çöl en sapa yerdi;

Bir kerre de, ma’mûre-i dünya, o zamanlar,

Buhranlar içindeydi, bugünden de beterdi.

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;

Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

Fevzâ (anarşi, terör) bütün afakını sarmıştı zeminin,

Salgındı, bugün Şark’ı yıkan, tefrika derdi.”

Güçsüzün yaşama hakkı yoktu. Malını gasp etmek Mekke parlamentosunca suç sayılmıyordu.

Bir garibin satmaya getirdiği malı alan Ebu Cehil, parasını ödemeyince Mekke’nin ileri gelenlerine derdini anlattığında, onlar da kendilerine eğlence çıkarmak için Sevgili Peygamberimizin yeni yeni tebliğe başladığı dönemde o garibi Peygamber Efendimize gitmesini söylerler.

O garip de gider, durumunu anlatır. Sevgili Peygamberimiz de hemen kalkar ve Ebu Cehil’in kapısını çalar ve parasını vermesini söyler.

Ebu Cehil de parasını garibe verir.

Mekke’nin ileri gelenlerinin gülme, eğlenme hevesleri kursaklarında kalır.

Onlara göre Ebu Cehil, Sevgili Peygamberimizi aşağılayacak, dalga geçecek, kovalayacak ve onlar için şamata olacaktı.

Ama Sevgili Peygamberimizin tanımadığı, haklı bir insanın hakkını savunmanın insanda bir görünmeyen güç meydana getireceğinden haberleri yoktu.

Ebu Cehil’e sormuşlar: “Neden verdin parayı?” Cevap vermiş: “Yanındakilerden korktum.”

Sevgili Peygamberimize daha birkaç insanın iman ettiği günler. Tebliğ, yalnız dille anlatmak değil, haksızın karşısına durmak ve haklının hakkını alıvermektir.

Efendimiz, o garip yanına geldiğinde, “O bana düşman, benden sana fayda yok, bunlar var ya bunlarrrrr…” dememiş ve işini görmüş.

Medine’de Yahudiler ve Evs ile Hazrec kabileleri var.

Yahudiler ile bu kabileler düşmanca davranırlarken Evs ile Hazrec de otuz yıldır savaş halindeler.

Sevgili Peygamberimiz ve onun Medine’ye gönderdiği elçiler, düşmanlıklardan değil, dostluklardan bahsederler.

İnsanı kindarlığa götüren söz ve davranışlardan bahsetmeden dindarlığa çekecek söz ve davranışları sergilerler.

O günlerde Romalılarla Perslerin arasında meydana gelen harpler devam etmektedir.

Bu harplerden ikisine Kur’an’daki  Rum süresi işaret etmektedir.

Bütün bu iç ve dış düşmanlıkları ve dostlukları bilen Sevgili Peygamberimiz, hem Rum Kralı Heraklius’a hem Pers Kralı Kisra’ya mektup yazarak onları İslam’a davet eder.

İbrahim aleyhisselamın Kur’an’da bize bildirilen dualarından biri:

“Rabbim, beni ve neslimden olanları, namazı dosdoğru kılanlardan eyle. Rabbimiz, duamı kabul eyle.

Rabbimiz, hesabın görüleceği günde beni, anne ve babamı ve bütün müminleri bağışla.” (İbrahim süresi ayet 14/40-41)

Bu duanın son kısmını biz, namazımızın son oturuşunda selamdan önce okuruz ve dünyadaki yaşayan ve ölen bütün Müslümanlara dua ederiz.

İbrahim aleyhisselam, kıyamete kadar gelecek Müslümanlara bir dua öğretiyor, ama duadan önce bir şey yapmalarını istiyor, o da gelecek neslinin de namaz kılması. Kur’an-ı Kerim’deki namaz ayetlerine bakıyoruz:

“Kitaptan sana vahyolunanı oku. Namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz namaz, fuhşiyattan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise en büyük (iş)dir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut süresi ayet 29/45).

Kur’an namazın faydalarını anlatırken  bize, namaz insanı fuhşiyyattan, cimrilikten, münkerden, insan fıtratının iğrendiği, hoşuna gitmediği her türlü kötülükten alıkoyar diyor.

İnsanlık ne istiyor.

Ramazan orucu, partiler üstü bir atmosfer oluşturdu.

Doğudan batıya, güney kutbundan kuzey kutbuna kadar bütün Müslümanlar, coğrafi nedenlerden bir gün arayla oruca başladılar, bir gün arayla bayrama başlayacaklar.

Otuz gün oruç tutmada, Kâbe’ye günde beş vakitte dönerek halka oluşturmaya, dünya semasında 365 gün beş vakitte Ezan-ı Muhammmedi’yi, ortak bir marş gibi okumaya devam ederlerken bu birlik ve beraberliğin yeniden canlanması için siyasilerin ve sivil toplum kuruluşlarının bu günden itibaren, halkı Müslüman olan bütün devletlerde tanıdıkları şahıs ve kurumlarla temasa geçmeli.

Geçmişte yaşanan, hoş olmayan acıların hiçbirini hatırlatacak tek kelime bile kullanmadan, nefsimizin ürettiği kelimeleri değil, ruhumuzun ürettiği kelimeleri kullanarak, hatta kelime bile kullanmadan sevgi ve saygı sunan bakışlarla sessiz konuşmalar yapmaya çalışılmalı.

Gönül dünyamızın iklimini temizlemeye çalışalım.

Gönüllerin iklimi değişmeden “iklim değişikliği”ni sağlamak mümkin değil.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?