Reklamı Kapat

Geçim Derdi

Makarnayı yakıp kömürü yeme terkiplerinden, insanların kafasına satranç seti, ışıldaklı top, yarım kilo çay fırlatmalardan, esnaf muadili tanzimlerden ve onun mesafesizce uzayan kuyruklarından geçip çuvallar dolusu patatese kadar geldik. Sonra oturup dedik ki patates karın doyuran bir şeydir. Üstelik yerli ve millidir. Yersiz ve milsiz olanı marketlerde satılır. Ona İran yahut Suriye patatesi denir. İthal patates ecnebi kabul edilebilir. Alınan gıdaların uyruğu, milliyeti, menşei önemlidir. Önemsiz olan kısım üretilebilirliğidir. Herhangi bir ürünün yerli ve milli olanı ancak üreticinin ya da toptancının elinde kaldığı için tüketimi ve kalitesi daha bir makbuldür. Sorgusuz, ikirciksiz, çarçabuk tüketilmelidir, zira biraz daha bekletilirse çillenebilir. Çillenen kısmı kesip toprağa gömmek yeniden üretim olur ki tercih edilmez. Üretim, ezeli yardım dağıtma politikasına mugayir bir davranıştır. Bitirilmelidir!

Tekrar dile getirmek gerekir ki üretim, ata sporumuz olan yardım dağıtımına aykırı bir davranıştır. Nitekim üretip kendi kendine yeterli hale gelebilen insanlar, değirmenin çarkının neden hep bozuk olduğunu sorgulamaya kalkacaktır. (Doymak bilmezlerin şeref sorgusu tarih boyunca yapılagelmiştir ve mühim olan tam da bunun unutturulmasıdır. Yerine bir başka şey ikame edip unutturmak muktedirlerin yegâne başarısıdır. “Buğday bizim / ezilen biz / un olan biziz / aç kalan biz / kim ulan bu doymak bilmeyen şerefsiz” şeklinde kime ait olduğu bilinmeyen dizelerden bağımsız olarak sorgulanması gereken davranıştır bu.) Allah’ın ya da kulun rızasını gözetmek üzere değil, üretimi yani kendine yeterliği unutturup çalışmadan kazanabilmeyi özendirmek adına yardım işlerine bulaşıldığı söylenebilir. Geçinmek için muktedirlerin eline bakmaya alışan, hiç anlamasa da zamanla dillerine bakmaktan kendilerini alamaz. Ne söylendiği, ne va’zedildiği yahut va’dedildiği önemli değildir. Faaliyetlerin kime hizmet ettiği, ihalelerin kime gittiği sorgulanmaz. Bir nevi kişi ekmeğini yediği, suyunu içtiği kapıya hizmet eder hale gelir. Bir yandan yardım diye yapılanların kimseyi ihya etmediği, bir kez yardım alanın sonraki yıl yardım verecek hale gelmediği çok rahat müşahede edilebilir. Dolayısıyla ata sporu olarak anılması gereken yardım dağıtma boyutunun, yardım alan için de geleneksel bir spor kabul edildiği görülecektir. Çok kez belirtildiği gibi dünya, yardımsever insanlardan geçilmez. İnsan evladı, kendisine yardımda bulunulmasından aşırı derecede hoşlanır.

Bu spor faaliyetinin atalarla ne alakası olabilir? Resmi yahut gayrı resmi tarih boyunca saraylarına kurulmuş egemenlerin mülk edinme şekli, dünyanın nimetlerinden istifade edip dibini sıyırma serbestîsi sorgulanmamıştır. Halkın istifadesine sunulması gereken variyetle saray yaptırma imkânını elde eden egemen, babasının malı gibi kullandığı imkânları yine halkın gözünden kaçırmayı da bilir. Kendisine ulufe dağıtılan halk da saray yaşamı üstüne malumat sahibi olmak derdine düşmez. Hayır, ağızlarına bir parmak bal çalınmamıştır; sırasında çay sunularak, patates tıkılarak, makarna sokuşturularak susturulmuştur. Bir nevi Osmanlı’nın babadan miras saltanatının köşe başlarına çeşme, cami yaptırması gibidir. Sonra hâkim olduklarını iddia ettikleri topraklar üzerinde kurdun kuşun dahi aç kalmadığına dair menkıbeler anlatılır. Yardım almaya teşne kılınmış halk, bu tür menkıbelere ziyadesiyle meraklıdır. Öyle ya dağların zirvelerine kurtlar aç açıkta kalmasın için et çıkaranlar, kuşların beslenmesi için ağaç dallarına kafes asanlar, Deli Balta’lar, Karaoğlan’lar vardır orada, efsanevi saray fedaileri vardır. Sarayı ve saraydakileri korumak için üstündeki elbiseyi kefen addedip hafif yahut ağır silahlara kafa atan insanlar vardır. Böylece bağımsız olduğuna kendi kendini ikna eden bir millet ortaya çıkarılır.

Ciddi tarafından bakıldığında mevzu hiç de öyle romantik görünmez. Bir yanda işsizlikten, ihraç edilmekten, hapse tıkılmaktan, mahkeme mahkeme dolaşmaktan perişan olmuş, meteliğe atacak kurşun bulduğunda onu beynine sıkmaya kalkan insanlar; diğer yanda istifadesine sunulan yiyeceği dahi bilmem nereden getirilen saray erkânı vardır. Halktan yana olan saraya, saraydan olan halka uğramaz. Üstünde halkın zerrece hakkının olduğu bilinen hiçbir nimete de el sürülmez. Tarih boyunca böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır. Okuyanlar sarayın, anlayanlar halkın tarihini yaşayacaktır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder

# İran

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?