Reklamı Kapat

Kut’ül Amare zaferi ve dersler

29 Nisan 1916 tarihinde Irak’ta İngilizlere karşı kazandığımız büyük zafer.

Kut’ül Amare Zaferi’ni detayları ile anlatmak bu yazının hacmini çok aşar. Ancak Milli Görüş gözlüğü ile olaylara baktığımızda, alınması gereken çok önemli dersler olduğunu görürüz.

Tarih boyunca başta İngilizler olmak üzere, sömürgeci Batılılar, hep Müslümanların yaşadığı topraklardaki zenginlik kaynaklarına göz dikmişlerdir. Osmanlı Devleti’ni; 1909 yılında iktidara çöreklenen genç, tecrübesiz, acemi ve hırslı İttihat Terakki yönetimi, Birinci Dünya Savaşı’na bir oldubitti ile İngiltere-Fransa- Rusya bloğuna karşı savaşa sokmuştu. Bunu ele geçen tarihi bir fırsat olarak değerlendiren İngiltere, savaş başlar başlamaz 1914 Kasım ayında derhal, Basra Körfezi’ne asker çıkararak, Basra, Bağdat yolu ile petrol bölgelerini ele geçirmek istedi. Osmanlı Devleti’nin başka cephelerde meşgul olmasını fırsat sayan İngilizler, kolayca ilerleyebileceklerini hesap etmişlerdi.  

Bunun için bölgedeki Müslüman Arap kabilelerini satın almayı denediler. Ama İstanbul’daki halifeye candan bağlı olan Arap Müslümanlar paraya, itibara ve diğer vaatlere kanmadılar. Çete savaşları ve vur-kaç taktikleri ile güçlü İngiliz ordusunu aylarca engelleyip oyaladılar. İşte zaferin birinci dersi budur. İngiliz propagandasına kanarak Arapları toptan Osmanlı düşmanı ilan edenler bu olayı hiç gündeme getirmezler.

İngilizler Basra ve kuzeyinde az sayıda Osmanlı askeri varlığı ve Müslüman Arap kabilelerinin gerilla savaşları ile bir yıla yakın oyalanmak zorunda kaldılar. 1915 sonlarında takviye alarak ilerlemeye başladılarsa da, Çanakkale Savaşı’nın fiilen bitmesi ile bu cepheye asker kaydırmaya başlayan Osmanlı güçleri karşısında Selman-ı Pak mağlubiyetini alıp geri çekilmek zorunda kaldılar. Çeşitli çatışmalardan sonra İngiliz birlikleri, Dicle’nin yaptığı büyük bir kavisin içinde kalan Kut kasabasına kadar çekildiler. Kavisin çıkış noktalarını tutan Halil Paşa kumandasındaki Osmanlı kolordusu, İngilizleri burada tam olarak kıstırmış oldu. Bu kavisten çıkmak için aylarca mücadele eden İngiliz birliklerinin içinde olanlar çok enteresandır:

İngiliz birliklerinin içinde çok sayıda sömürge askeri vardır. Bunların çoğunluğu da Hintli (bugünkü Pakistan ve Bangladeş) askerlerden oluşmaktadır. Bunlar Halife-i Müslimin’in “cihat fetvası” yayınladığını duymuşlardır. Karşılarında bulunan halife ordusu ile savaşmanın haram olduğu gerekçesi ile İngiliz kumandanlarına karşı çeşitli direnişler göstermektedirler. Yiyecek stokları bittiği için önlerine getirilen at etlerini boykot etmişler, hasta oldukları bahanesi ile hastanelere başvurarak cepheye gitmemişler, bunun anlaşılmasından sonra da silahları ile kendi kendilerini yaralayarak, kurşuna dizilmeyi bile göze alarak savaştan geri kalmayı başarmışlardır. Bu yüzden General Tavzend kumandasındaki İngiliz birlikleri güçlü bir huruç hareketi yapamamıştır. Zaferin bir diğer dersi de budur.

29 Nisan 1916 tarihinde çemberi yarmaktan ümidini kesmiş olan 15 bine yakın İngiliz askeri ve subayı, komutanları General Tavzend ile birlikte esir alınmış ve muhteşem zafer kazanılmıştır.

Savaşın sonuna kadar İstanbul Büyükada’da zorunlu ikamete tabi tutulan General Tavzend yazdığı hatıralarında şu tespitte bulunmuştur:

“İttihatçı liderler 1912 Balkan savaşlarında, kendi askerlerine İslam dinini, şehitliği, gaziliği ve cenneti öğretmeyi ihmal ettiklerinden dolayı çok büyük bir bozgun yaşamışlardı. Bizi esir alan Osmanlı askerlerine bu defa İslami eğitimlerini vermiş olduklarından dolayı biz savaşı kaybettik.”

Bu da zaferimizin başka bir dersidir.

Kut zaferimizden sonra ne oldu da İngilizler önce Bağdat’ı işgal ederek petrol bölgelerine varabildiler? En büyük sebep şudur:

Çanakkale’den zaferle çıkan ordumuzun 100 bin en seçkin, en sağlıklı, en maharetli kumandan ve askerleri Enver Paşa tarafından Galiçya, Makedonya ve Romanya’ya bizimle ilgisi olmayan savaşlara gönderilmişti. Üçte biri şehit olan bu askerlerimizin işleri bittiği halde zamanında, başta Kut zaferimizden sonra Irak cephesine, Suriye cephesine ve Doğu cephesine gönderilemeyişi çok büyük bir zafiyet oluşturmuştu. Konu ile yakından ilgilenmeyi kendine görev edinen, yurdu karış karış dolaşarak konuyu gündeme getirmek isteyen dostumuz gazeteci yazar Hamit Puhaloğlu’nu sosyal medya ve diğer yayın organlarından takip etmek ve olaylardan dersler çıkarmak gerekir.

İnsan düşünmeden edemiyor:

1916 yılında bu zaferimizin öncesinde ve sonrasında İngilizlere karşı her şeylerini feda ederek direnen Iraklı Müslümanlar, bizlere karşı ne kabahat işlediler de biz, 76 ve 86 yıl sonra aynı istila ordularına Irak’ı işgal edip yıkarlarken destek verdik ve kardeşlerimizin mahvedilmesine yardımcı olduk?

Iraklı Müslüman kardeşlerimizin Kut zaferi öncesi yapmış oldukları fedakârlıkları ne çabuk unutmuşuz?

Kut’ül Amare Zaferimiz, öncesi ve sonrası ile bize hayati dersler vermektedir. Müslümanların bir liderinin olmasının, bir merkeze bağlı olmasının yani İslam Birliği’nin ne kadar önemli olduğunu da bize anlatan enteresan dersler vardır.

Elbette anlayabilene!

TEFRİKA

Daha dün, İstanbul’da çarpan bir kalp ile,

Ritim tutardı, Asya, Avrupa, Afrika;

Bugün kırılmış çarklar gibi yüz kabile,

Bize ders değil midir böylesi tefrika?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ekrem Şama - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Asgari ücret 2 bin 825 TL oldu! Zamdan memnun musunuz?